Bir dostu tanıyalım

Prof. Dr. Milay KÖKTÜRK

1961 yılında Zonguldak’a bağlı Korucuk köyünde doğdu. İlkokulu orada bitirdi. Devlet parasız yatılı sınavıyla 1972 yılında Kastamonu Göl Öğretmen Lisesi’ne girdi; ortaokul ve liseyi yatılı olarak burada okudu. 1978 yılında mezun oldu. Aynı yıl üniversite sınavına katıldı, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde lisans eğitimine başladı. Öğrencilik yıllarında 12 Eylül darbesi dolayısıyla büyük mağduriyetler yaşadı. Öğrencilik hakları elinden alındı; Danıştay’da açtığı davayı kazanarak yeniden okula döndü. 1984 yılında üniversiteyi bitirdi. 1985 yılında Gazi Üniversitesi’nde başladığı yüksek lisansını 1987’de tamamladı. O arada, 1986 yılında felsefe grubu öğretmeni olarak atandı. 1989’a kadar 3 yıl Burdur Gölhisar’da, 1989-1995 arası da 6 yıl Manisa’da çeşitli liselerde felsefe grubu öğretmenliği yaptı.

1995 yılında, yeni kurulan ve yapılanmakta olan Pamukkale Üniversitesi Felsefe Bölümü’ne araştırma görevlisi olarak girdi. 1997 de Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde doktoraya başladı. Geçici kadro nakli ile Atatürk Üniversitesi’ne gitti ve 2001 yılında doktorasını bitirip Pamukkale Üniversitesine geri döndü. 2001 yılında yardımcı doçent olarak atandı. 2006 yılında doçentliğe başvurdu. Jüri üyelerinin ilk raporlarına göre başarılı bulundu. Ama Üniversitelerarası Kurul bünyesindeki doçentlik sınav komisyonu, yönetmeliğe aykırı biçimde, bazı jüri üyelerine rapor değiştirtti ve bu nedenle başarısız sayıldı. M. Köktürk bu durumu belgeledi ve idare mahkemesinde dava açtı. Bir yıl süre dava sonucunda, karar iptal edildi. Davayı yaygın katılımlı bir internet sitesinde yayınlattı ve bu haksız uygulamayı kamuoyuna duyurdu. Davayı kazandıktan sonra, sözlü sınava alınarak 2007 yılında doçentliğe hak kazandı. 2013’te de profesör olarak atandı. Milay Köktürk evli ve iki çocuk babasıdır. Halen Pamukkale Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde çalışmalarını sürdürmektedir.

Telif eserleri

Hedef Ülke Türkiye’de Birey Toplum ve Siyaset (2005)

Kültür Bilimi Yazıları (2006)

Kültürün Dünyası/Kültür Felsefesine Giriş (2006)

Kültür ve Sembol (2014)

Eleştirel Yazılar 1 / Millet ve Milliyetçilik (2016)

Eleştirel Yazılar 2 / Devlet ve Siyaset  (2017)

Eleştirel Yazılar 3 / Toplum ve Kültür  (2017)

Tercüme eserleri

Ernst Cassirer, Sembolik Formlar Felsefesi I-Dil (2005)

Ernst Cassirer, Sembolik Formlar Felsefesi II-Mitik Düşünme  (2005)

Ernst Cassirer, Sembolik Formlar Felsefesi III-Bilginin Fenomenolojisi  (2005)

Ernst Cassirer, Kültür Bilimle­rinin Mantığı Üzerine (2005)

Ernst Cassirer, Rölativite Teorisi Üzerine (2008)

Ernst Cassirer, Sembol Kavramının Doğası (2011)

Max Weber,  Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu (2011)

Neden felsefeyi seçti?

78 kuşağının en güzel yılları siyasal kavgalarla geçti. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de soğuk savaşın etkisi yaşanmaktaydı. Bu ülkenin gençlerinden bir kısmı kendini solcu, Marksist yahut komünist diye tanımladı, bir kısmı da milliyetçi, ülkücü diye. Birileri de kültürden, milletten söz etmekteydi; birileri de eşitlik ve özgürlükten. Her biri anlamlı ve değerli kavramlardı ama niye kavga konusuydu ve karşıt kutuplara ait gibiydi? Bu sosyal ve düşünsel olguları anlamaya en iyi felsefe yardım edebilirdi.

70’li yıllarda, kendilerini yukarıda belirtildiği gibi tanımlayan gençler birbirini memleket için tehlike olarak gördüler ve kavgaya tutuştular. İş silahlı çatışmaya döküldü, bir toplumsal cinnet hali yaşandı. Bu, trajik bir durumdu. Milay Köktürk bu süreçte hep şu soruların cevabını aradı: Bir ülke, onu sevenlerin omuzları üzerinde yükselebilirdi. Ancak bu sevdalıların, kendi sevdalarının gereğini yapmaları lazımdı. Memlekete hizmet edilmeliydi, ama kavga ile değil. Peki neden kavga ediliyordu? Sağ ve sol diye kategorize edilen ideolojik farklılık Batı ülkelerinde de vardı. Neden onlar kendi içlerinde ideolojik çatışma içinde değillerdi de, bu ülkenin çocukları, ideolojileri uğruna birbirinin kanını dökmekteydi? İşte bu ve benzeri sorulara cevap bulabilmek için toplum, kültür, siyaset, hukuk gibi alanların bilinmesi gerekirdi. Bunu da en iyi felsefe penceresinden görebileceğini düşünen Köktürk, bu nedenle felsefeyi seçti. Yukarıdaki sorulara bulduğu geçici cevap ise şu idi: Batıda farklı siyasal görüşler birbiriyle kavga etmiyor, çünkü kendi tasarımlarının mutlak doğru olmadığını biliyorlar. Bunu onlara, mirasçısı oldukları felsefe geleneği söylemektedir. Farklı düşünseler de, Batılı aydınlar hemen kamplaşmamaktadır. Çünkü felsefe, onlara, farklılığın doğal ve bir o kadar da olumlu olduğunu da fısıldamaktadır. Bu nedenle, bu ülkede de bir felsefe geleneği oluşmalıdır.

Çalışmaları

Milây Köktürk, 20. Yüzyılın kültür ve bilgi filozofu Ernst Cassirer’in temel eserlerini Türkçeye kazandırdı. Ona göre bir akademisyen, özellikle sosyal bilim alanında çalışan biri, uzmanı olduğu konudaki temel eserleri Türkçeye çevirmeliydi. Bir eser ne kadar farklı kişilerce okunursa, onun zihinlere yapacağı üretici katkı o kadar geniş ölçekli olabilirdi. 

Köktürk, çalışma ve ilgi alanlarını, yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı, bilgi, bilim, kültür ve siyaset felsefesi olarak belirlemiştir. O, felsefi, sosyal ve kültürel analiz içeren yazılarını, Türk Milliyetçiliği’nin asırlık dergisi Türk Yurdu’nda yayınlamaktadır. Yazdığı kitap ve makalelerde insani ve toplumsal gerçekliğe ilişkin felsefi bir kavrayış kaygısı sezilmektedir. İnsan dünyasının en genel ve soyut bileşeni kültür diye tanımlansa da, kültürü bu şekilde telaffuz etmek onu anlamaya yetmemektedir. Kültürün, felsefi derinlik içinde kavranması yani kültür felsefesi yapılması gerekir. Oysa kendi fikir içeriğini kültür üzerine inşa eden düşünce hareketleri kültür felsefesi yapmaya yönelmemişlerdir. Kültür yanında düşünüş biçimi olarak zihniyetin de derinlemesine soruşturulması lazımdır. Bunlara bir de kendini sosyolojik zeminde tanımlayış biçimini ekleyince, soruşturmaya milliyetçiliği de dahil etme gereği doğar. Böyle düşünen Köktürk, bu çerçevede Türkiye’deki milliyet ve milliyetçilik anlayışındaki sorunları ya da yetersizlikleri ortaya koymaya çalışmaktadır. Türkiye’nin hızlı değişim dönemlerinde milliyetçiler neden ülke gündemini yakalamamış yahut yakalayamamıştır? Milli kaygı taşıyanların söylemleri neden toplumda bir karşılık bulmamaktadır? Sorun nerededir? Yazılarından, Köktürk’ün, bu soruların da cevabını aradığını görüyoruz.

Sorunun bilinmesi, giderilmesi için ilk adımdır. Devamında da, eğer yeni fikirler üretilebilirse, bir düşünce gelişmesi ve genişlemesi yaşanacağını ümit edilebilir. Bu meyanda olmak üzere, Milay Köktürk’ün millet ve milliyetçilik, devlet ve toplum, kültür ve medeniyet, modernlik ve modernleşme, zihniyet gibi konular üzerinde de durduğu görülmektedir. Yazılarından anladığımız kadarıyla Milay Köktürk sosyal, siyasal yahut kültürel problemlerin farkına varan herkesi, bunları düşünmeye, bunlar etrafındaki sorunlara çözüm teklif etmeye davet etmektedir. Çünkü ona göre bu ve benzeri sorunların çözümü, daha önemlisi bir fikir sisteminin gelişmesi elbirliğiyle, çok sayıda mütefekkirin fikretmesi ile gerçekleşebilir.

Medeniyet Tasavvuru

Abdullah TURAN ve Kudret Safa GÜMÜŞ
Adem DOĞAN
Celal KIRCA
Durmuş HOCAOĞLU
Dursun AYAN
Ernur GENÇ
Fahri SAKAL
Fazıl KARAHAN
Hanifi ÖZCAN
Harun ÇAĞLAYAN
Hilmi DEMİR ve Songül DEMİR
Mehmet ÖZ
Michael HARALAMBOS
Nadim MACİT
Necati ÖNER
Nilgün CELEBİ
Orhan KAVUNCU
Ramazan TURAN
Selami KILIÇ
Şennur ÖZDEMİR

Şiir Yarışması

ilan1

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

4534082