Gençlerden

Ayyüce DALKILIÇ

Öncelikle yazımıza modernleşme fikri üzerine Türk toplumundaki yaklaşımlarla başlayarak modernleşme kavramını temel anlamıyla açıklamaya çalışalım. Modernleşme en temel tanımı ile bir cemiyetin mevcut nizamını içtimai, maddi ve manevi medeniyetini bir tipten başka bir tipe çeviren bir süreçtir. Bu değişim temelinde medeniyet ile kültür arasında ilişkinin yorumlanmasında farklılıklar mevcuttur. Medeniyet ile kültürün ayrılabileceğini düşünen sosyologlara göre en bilindik temsilcisi Ziya Gökalp’in tanımıyla medeniyet aktarılabilirken,  kültür toplumlar arasında aktarılamaz kabul edilir çünkü medeniyet bilimin ve teknolojinin bir sonucudur, kültür ise sadece o topluma aittir. Bu bağlamda bu fikirde olan düşünürler Batı kültürünün özünde tarihi Hıristiyan kültürünü bulurlar ve ondan insani ve akli olan ilmi ve teknolojiyi ayırt etmek isterler. Ancak kültürle-medeniyet arasında kesin ayrılığı mümkün görmeyen sosyologlara göre ise kainata bakış tarzı, medeniyete bir bütün olarak şekil vermektedir. Max Weber’in “Protestan Ahlak” ile “Kapitalizm” arasında yaptığı temellendirme de bu metoda uygundur denebilir. Netice olarak modernleşmede en önemli olay hayat görüşü ve davranışlarda meydana gelen değişmedir.

Şimdilik modernleşmede fikri yaklaşımları bir kenara bırakıp Türk toplumunun modernleşme sürecini ve çabalarını inceleyelim. Aslında modernleşmenin kökenleri Osmanlı’da çok eskilere dayanır. Bu bağlamda 1699 Karlofça Antlaşması ayrı bir öneme sahiptir. Osmanlı’nın 1699’a kadar kadarki bütün antlaşmaları ahitname niteliğindedir. Yani tek taraflıdır, anlaşsak bile tek taraflı bir hükümde bulunmuşuzdur. Karşılıklı bir antlaşma işte bu antlaşma ile başlar. Bunun anlamı nedir? Artık burada ne doğrudan doğruya Hristiyan’ın ne de Müslüman’ın  hukuku vardır. Tamamen farklı o güne değin görülmemiş bir antlaşma zemini; laik hukuk, Romanist hukuk söz konusudur. Karlofça Antlaşmasının temelinde Westphalia Barışı yatmaktadır, bilidiğiniz üzere bu antlaşma Otuz Yıl Savaşları sonunda imzalanmıştır. Sonuç olarak Osmanlı İmparatorluğu bir antlaşmanın, Westphalia’nın getirdiği beynelmilel diplomasi esaslarını kabul etmiştir.

Daha sonra ise küçük girişimler devam etmekle birlikte Yeniçeri Ocağının kaldırılması da modernleşmeyi tetikleyen unsurlardandır. Yeni bir ordu kurulmuştur ve bu ordunun kurulmasındaki hedef Osmanlı askeri yapısını modernleştirmektir. Bu amaç askeri reform öncülüğünde maliye,eğitim,hukuk,idare,tıp alanında Osmanlı’yı belirli yenilikleri yapmaya zorlamıştır.

Ahmet Cevdet Paşa Tarih’inde Strelitzlerin yok edilmesini 1826(Yeniçeri Ocağının kaldırılması) ile kıyaslıyor:

“Strelitzler Rusya’nın sırtında ur idiler, kesildiler alındılar, Rusya rahatladı. Oysa Yeniçerilik devlet-i aliyye’nin kalbinde seretan(kanser) idi kaldırılmaları ile bütün idare sarsıldı ve art arda düzenlemeler icab etti” diyor.[1]

Yine II.Mahmut döneminde kurulmuş olan Meclis-i Umur-u Nafia(Yararlı İşler Meclisi)’da hazırlanan muhtıra önemli bir nitelik taşır. Bu muhtıra;  bilim ve endüstri uygarlığına geçiş yolu olarak bütün eğitim sisteminin üç düzeyde bütünleştirilmesini öneriyordu. Niyazi Berkes “Felsefe ve Toplumbilim Yazıları” isimli kitabında bu konu ile alakalı şöyle bahseder: Bu raporda, Cumhuriyet dönemine doğru gerçekleştirilememiş olan ve ancak ünlü “Tevhid-i Tedrisat Kanunu” ile Kemalist dönemde ulaşılabilen “eğitimi bütünleştirme” sistemi öneriliyordu.[2]

Bu modernleşme adımları  19. yüzyılda hukuki ve idari yapıyı değiştirmeye kadar gidiyor. Mecelle de bu noktada çok önemli bir hukuki adımdır. Hukuk reformu bu dönemde başlıyor. Osmanlı İmparatorluğunda bu dönemde bir düalizm mevcuttu. Bir yanda Fransız ceza kanunları bir yandan “ukubat” denilen İslam Ceza Hukuku. Cevdet Paşa İslam Hukukunun paralel mevzuatını Mecelle ile kodifiye etti ve bir nebze olsun düalizmi gidermeye çalıştı. Nizamiye Mahkemelerinin kurulması da laiklik adına önemli bir adımdır. Mahkemelerin hükümleri fıkıhtan alınıp kanunlara bağlanmış ve bir vatandaşlık anlayışının temeli atılmıştır.

Atatürk ve Cumhuriyet işte bu modernleşme adımlarının bir sonucudur. Bütün bu modernleşme adımlarının topyekün atılmış adımıdır. Bu yazımızda da varmak istediğimiz sonuç tarihten de verdiğimiz somut örnekler ile “modernleşme” kavramının Türk toplumunda, Cumhuriyetin kurulması ile başlamadığı, Cumhuriyetin kabaca 300 yıllık bir sürecin sonucu olduğudur. Bugün modernleşme konusunda  ihtilaflar olsa da bu yol artık geri dönülmez bir yoldur. Sonuç olarak bir kez daha belirtirsek bu yazıda amacımız modernleşmenin retoriğini incelemekten ziyade bu sürecin bir devamlılık içerisinde zuhur ettiğini ortaya koymaktır. Bir sonraki yazımızda bu meseleyi daha detaylı incelemek dileğiyle…

Kaynaklar

-Atatürk ve Demokratik Türkiye-Halil İnalcık-Kırmızı Yayınları-V. Baskı

-Kültür Değişmeleri-Mümtaz Turhan

-Zihniyet ve Din- Sabri Ülgener-Derin Yayınları-Basım Yılı 2015-Yayın NO:77

-Makaleler I-Halil İnalcık-Doğu Batı Yayınları-VI. Baskı

- Makaleler-II-Halil İnalcık-Doğu Batı Yayınları-II. Baskı

- Türkiye’nin Hukuk Serüveni-Taha Akyol-Doğan Kitap-II. Baskı

- Felsefe ve Toplumbilim Yazıları-Niyazi Berkes-YKY-I. Baskı

- Avrupa ve Biz-İlber Ortaylı-Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları-XII. BASIM

 

 

 

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

3828045