Güncel Yazılar

Ömer AĞAÇLI

“Tevhid” kavramı, İslam kavramının özüdür. Tevhid, varlık ve var oluşun mutlak anlamda “ bir” oluşuna işaret eden bir kavramdır.

 Var oluş, Mutlak Varlık Allah’ın alemler olarak ifade edilen tüm mükevvenatta tecelliler yoluyla  kendi varlığını fiillerle göstermesidir.

Var oluş, Allah’ın cemalinin lütuf aynasındaki tecellileridir. Allah hiç bir zaman tenezzül etmez, O kibriyadır, azamet sahibidir. Var oluş, Allah’ın  cemalini göstermesi için tenezzül etmesidir. Şu kadar var ki, Hakk’ın tenezülü tüm varlıkları ortaya çıkartmıştır, onlara varlık bahşetmiştir. Eğer ALLAH, tecelli ve tenezzül buyurmasaydı, hiç bir varlık ortaya çıkmazdı. Yaradılmış olan her şey bu yüzden Hakk’a şükreder. Şükretmenin sırrı, hikmeti budur. Allah’ı güneşe benzeterek bir metafor olarak açıklarsak,  güneş nasıl ışıklarını sonsuz tecelliler olarak her yere, her şeye yayıyorsa, Allah’ın tecellileri de böyledir. Her yerde her zerrede bulunur, her an. Her şeyi inayeti, desteği ile var kılar, onlara hayat bahşeder. Bu nedenle aynı kaynaktan gelen sürekli tecelliler var oluşu bir bütünlük içinde varkılar. Bu bütünlük bir oluştur. ŞU KADAR VAR Kİ TEVHİD, TÜM YARATILMIŞLARIN İLAHİ BİRLİĞİNİN ADIDIR. TEVHİD, HER AN YARATMA  FAALİYETLERİ İÇİNDE OLAN ALLAH’IN GERÇEK ANLAMDA FİİLLERİDİR. BU NEDENLE TEVHİD HAYATA ANLAM VEREN İLAHİ BİRLİĞİN KANUNUDUR VE AYNI ZAMANDA İLİMLERİN DE KAYNAĞI VE KONUSUDUR.

Tevhid gerçeğini hiç bir beşeri akıl kavrayamaz. Bu nedenle tevhid gerçeği insanlığın önüne, aklın önüne vahiy yoluyla konulmuştur. Çünkü tevhid, aklı kitabının ötesindeki mutlak gerçekliği ifade eder.

Kur’an her  var olanın ayet olduğunu, Allah’ın varlığının, birliğinin delillerle tezahürü olduğunu söyleyerek, yaratılışı simgelemektedir. Ayet kelimesinin anlamı çok geniştir. Sadece Kur’an’daki sözleri ayet olarak anlamak eksik bir anlayıştır. Ayet, hem Kur’an’daki sözleri, hem her  insanı hem de evrendeki tüm yaratılmışları ifade eder. Evren, Allah’ın yaratıcı eylemleriyle varlığın var oluş aleminde görünen simgeleridir. Evren, Allah’ın her an oluşan tecellileri kitabıdır. Evreni, Allah’tan kopuk bir gerçeklik olarak düşünmek kuruntularadan ibarettir.  Evren kendiliğinden hiç bir şeydir. Şu kadar ki var oluş alanında Hakk’tan gayri hiç bir şey yoktur. Her şeyi var kılan O’nun varlığıdır. İşte tevhid, yaşayan ve yegane olanı ifade eder. 2/ 115 ayette “ Nereye dönerseniz dönün, Allah’ın yüzüyle karşılaşırsınız.” Diye işaret edilen gerçeklik budur.

Mutlak anlamda gerçeklik olan “ tevhid” halini Hz. Peygamber “ KELİMEİ ŞEHADET “formülü ile açıklamıştır. Kelimei Şehadetin anlamı “ İnsanların zihinlerinde oluşan, zannedilen ilahlar yoktur. Sadece O vadır ve O’nun kendi ilmine göre kanunları vardır.” Demektir. Kelimei Şehadet her şeyin ama her şeyin, mülkün Allah’a ait olduğunun vurgulanması, Allah’ın mutlak anlamda birliği ve aşkınlığı ( müteal)nın belirtilmesidir.

Tevhid, mutlak gerçekliği ifade eder ki bu da ilimdir. Evren, Allah’ın fiillerinin hükümleridir.  Allah’ın her fiili bir bilgi dalına işaret eder. İlim yapmak aslında Allah’ın fiillerini çekmektir, fiillerini bilmektir. İlim yapmakla insan bir gerçekliğ inşaa etmiyor ki, Allah’ın fiilleriyle inşaa ettiği gerçekliği bilmeye çalışır. Bütün ilim dalları birbirleriyle ilişkildir, birbirlerini tamamlayıcıdır. BU HAL BİLMENİN ÇEŞİTLİ ŞEKİLLERİNİN BİRLİĞİDİR BU DA TEVHİDİN TA KENDİSİDİR. BU NEDENLE İMAN İLE İLİM BİRBİRİNDEN AYRILAMAZ. SORUN, TEVHİDİ KAVRAYAMAYAN AKLI KIT KİMSELER HEP İMAN İLE İLİMİ BİRBİRİNDEN AYRI GÖRMÜŞLERDR. Tabiattaki her şey, ilahi varlığın işareti olduğu için bizzat tabiatın tanınması, bilim yapmak ibadet olarak Allah’ı tanımanın ve O’na yaklaşmanın en güzel yoludur.

İslam kavramı, varlık ve var oluştaki mutlak anlamda “ Bir” liğe yani “tevhid” e işaret etmektedir ki bu da Allah’ın iradesine tam anlamıyla boyun eğmeye, ona uymaya işaret eder. Diğer bir deyişle insanın Allah’a ve O’nun yaratma kanunlarına uymayı ve ona göre yaşamak anlamındadır. Ünlü Fransız Garaudy’nin  belirttiği gibi, İslam insana yeryüzünde Allah’ın iradesini hüküm sürdürme sorumluluğu vererek onu yüceltir. Kur’an insanda, Allah ve evren ile çok  çeşitli ilişkilerinin daha ulvi şuurunu uyandırmaktadır. İslam, Allah’ın kelamını eyleminin yaratıcı prensibi kılmak istemektedir. Şu kadar ki “tevhid” aşkınlığı ve imanı gerçeklere dayanarak bilinçle yaşamaktır ki bu da özgürlüğün ta kendisidir. Tevhid ilahi formülü, mutlak gerçekliği ifade eden öyle bir formüldür ki, onu zaman ve mekan kayıtları geçersiz kılamaz. Tevhid ilahi formülü, insanın özgürlüğünün önündeki maddi, manevi her şeyi, bütün güçleri izafileştirerek sadece Allah’ın aşkınlığını vurgulamaktadır.

İnsanlar içinde bulundukları zaman ve mekan boyutunda “ geçici gerçeklikler “içinde yaşarlar, içdünyaları geçici gerçekliklerin etkisi altında kalır. Bu geçici gerçekliklerin tümüne masiva denilir. Din yolu masivadan nefsi kurtarmaktır. Tevhid formülü işte bu noktada çok önemlidir. Tevhid insana daima ezeli ve mutlak olan prensipler ışığında yürünmesi için yol gösterir, tüm geçici gerçeklikleri izafileştirerek insanı yücelitir ve böylece özgürleştirir. İslam kavramının anlamı çok zengindir. İslam insanın var oluşta gerçek olanlara dayalı yaşayarak maddi, manevi her iki boyutta özgürleşmesi anlamındadır. Kısaca tevhid, Allah’ın varlığı ve birliği, otoritesi dışında tüm otoriteleri reddederek bu gerçekleşmeyi sağlamaktadır.

İnsan hayatında beli başlı üç otorite vardır. DİNİ, İLMİ VE SİYASİ OTORİTE...

İNSAN HAYATINDA ORTAYA ÇIKAN BU ÜÇ OTORİTE AYNI ZAMANDA ÖZGÜRLÜKLERİN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGELLER VE PERDELERDİR, HEGEMONYALARDIR.

Burada ilk söylenecek söz islam dininin bir tebliğ olmasıdır. Dinin tebliğ olması bu alanda her türlü otoritenin de reddidir. Kur’ân’a bakınız baştan sona insanı düşünmeye ve akletmeye davet davet etmektedir. Bu nedenle aracılığı kabul etmez. İslam , kendisine inananı her hangi bir kurum ve kişi olmadan düşünmeye çağırır. Din alanındaki otorite insanın manevi boyutunu ilgilendiren onun manevi tekamülünü engelleyen, onun iç dünyasına hegomonya kuran bir kesimdir ki dine inananlar için var oluşsal öneme haizdir. Bu hal bir şirktir. Dini otorite aşkın alana el koyan, dini kendi aklı ve nefsine göre donuklaştıran meczuptur. Bu ulvi olanın süfli olana indirgenmesidir. Dini otorite Allah’tan ruhsat almış gibi, Allah’ın mutemeti gibi kutsal gasbedenledir. Kimse Allah adına yetkili değildir ve Allah’ın temsilcisi değildir. Peygamberler vahyin insanlara tebliğcisidirler.

İnsan hayatında ortaya çıkan diğer bir otorite ilmi otoritedir. Kur’an’ın en önemli dikkat çekttiği konu Mutlak bilginin Allah’ın yanında olduğu, hiç bir beşerin mutlak anlam bilgi sahibi olamayacağıdır. “ Bir bilenin üstünde daima bir başka bilen vardır.” ve “ Mutlak bilgi Allah’a aittir.” Bu iki ayette insanların bilgilerinin göreceli olacağıdır, ve ilimde otoritenin reddidir. İlimde otorite sonuçta bir hegemonya oluşturur. Tarihe bakıldığında ilimde otoritelerin çıktığı ve güç kazandığı dönemlerde insanlığın donuklaştığı ve kültürün çöktüğü görülür. Modern dönemde batı alemi bilgi paradiğmasını mutlak gerçeklik iddiası üzerine kurmuştur. Sonuçta bilim bir doğma ve hatta din haline gelmiştir. Bilim dinleşince toplumsal hayat dinamizmini yitirmiş, toplum maddi aleme kapaklanmıştır.

Bu makalemi son olarak siyasi otorite ile bitirmek istiyorum. Kur’an dünya işlerini insana bırakmıştır. Ancak beşeri hayatın düzeni için  çok az sayıda ilkeler önermiştir. Bunlar, “ BİAT” , “ ŞURA” VE “ EMANETİN EHLİNE VERİLMESİ”... Bu ilkelere göre siyasi otoriteyi izafileştirmiştir.

ŞU KADAR VARKİ TEVHİD FORMÜLÜ İLE İNSANLIĞIN KENDİ ELLERİYLE ÜRETTİĞİ TÜM SENTETİK YAPILARI ALLAH’IN İRADESİYLE  İZAFİLEŞTİRMİŞTİR.

 TEVHDİ  FORMÜLÜ, DİN ANLAYIŞLARINI, İKTİDARI, MALI VE MÜLKÜ, BİLGİYİ, SOSYAL HİYERARŞİYİ, IRKI, ZENGİNLİĞİ, SOYCULUĞU, İNSANDAN ZUHUR EDEN HER TÜRLÜ HİKMETİ İZAFİLEŞTİREREK ALLAH’IN HUZURUNDA BÜTÜN İNSANLARIN AYNILIĞINI VE EŞİTLİĞİNİ SÖYLEYEREK, İNSANI ÖZGÜRLEŞTİRMEKTEDİR. BÖYLECE ÖZGÜRLEŞEN İNSAN ANCAK KENDİNİ İSLAMIN İSTEDİĞİ YÖNDE GERÇEKLEŞTİREBİLMEKTEDİR. GERİSİ KURUNTUDUR...

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

3828124