Güncel Yazılar

Esat ARSLAN

Yakın çevremizde sosyolojik temelli küçük bir araştırma yaptığınızda, göreceğiniz ve tabii ki üzüleceğiniz konuların başında gelir, Osmanlı’nın kısmen ya da neredeyse tamamen reddedilmesi olgusu. Bilmiyorum, buna şahit oluyor musunuz? Doğrusu ben şahit oluyorum ve işitiyorum. Kuşkusuz, buna tanık olunca da üzülmemek elde mi? Tabii ki değil. Peki, bu olgular yanlış mıdır? Hiç duraksamadan verilecek yanıtı söyleyeyim, bütün bunlar, külliyen yanlıştır. Oysa ki, Türk Tarihi ve Sosyolojisi kendi benliğimizi ve kişiliğimizi belirleyebilmek için bize bu alanda büyük olanaklar sağlamaktadır. Nedeni de açıktır. Türk sosyolojisinin Türk tarihiyle zorunlu bir biçimde irtibatlı olması ve de Türk tarihine yönelmeden bu işin yapılamamasıdır. Bütün bunlar Osmanlı üzerine, özellikle “Muhteşem Yüzyıl”üzerinde biçimlendirilmeğe ve de bilinen kesimden gelen eleştirilerin yanlış tabanlı bir zeminde tartışılmasının sonucudur. Ortak yanlışlardan birincisi, “padişahların anaları hiç bir şekilde Türk değildir” olgusudur. İkincisi de tamamen ya da kısmen “Osmanlı’yı Red Meselesi”dir. Bir kere bunlar tamamen gerçek dışı olgulardır. “Muhteşem Yüzyıl”da yapılmağa çalışılan Batı’nın çizdiği bir şablonun uygulanması, Avrupa’nın çizdiği resimlerle Osmanlı’nın değerlendirilmesi çabalarıdır. Fazla ayrıntıya girmeden söyleyelim, Saraydaki kadınların yüzde 70’i Türk’tür, bunların büyük çoğunluğu da Kıpçak Türklerindendir. Unutmayalım, Sarayın yasasına göre 13 yaşın üzerinde kızlar saraya giremezler, yani saraya kadın giremez. Saray Enderunu ile Harem’i bir okuldur. Sarayın tedris-i rahlesinden geçmemiş, kadın erkek hiç bir kişi, ne merkezi ne de yerel yönetimde görev alamaz. Şimdi geçerli olan bir tarihçinin gözü ile hipotezimizi ortaya koyalım. “Osmanlı’nın bürokrasisi Türk’tür, gelenekleri Türk’tür, dili Türk’tür, geçmişi, örgütsel ve bireysel davranış biçimi Türk’tür ve de “yönetim töresi” de Türk’tür.” Nasıl ki “yürümek”ten “Yörük” türetilmişse, ortaya konulan yönetim “töre”sine biat etmekten de “Törük” yani “Türk” sözcüğü türetilmiştir. Irkî bağlamda ortak ad “Tur”dur, buradan Türkler anlamında –an- çoğul eki ile “Turan” sözcüğü çoğaltılmıştır. Yaşanılan coğrafyanın da adı zaten“Turan Zemin”dir. Şimdi de aynıdır, modern toplumlardaki gibi ortaya anayasayı koyarsanız, buna anayasal yurttaşlık düzeyinde bağlı olanlara da “Türk” adı verirsiniz, olur biter. Çünkü insanın hayvandan farkı, geçmişini biriktirme özelliğidir. Alt şuurdaki muazzam bu bilgi birikimini ne kadar irtibat kurabilirseniz, o kadar geçmişten gelen özgün şuurunuzu harekete geçirebilirsiniz. Ama maalesef şimdilerde “geçmişimizle irtibatımız kesildiği” gibi, Türk sözcüğü de “ırkî”bağlama çekilmiştir. Unutmayalım, Türklük, kültürel yapıdaki “milli şuur”un dışa yansımasıdır.

Osmanlı’yı red meselesine gelince. Çok açık söylüyorum, soruyorum, babanızı reddi miras etmeniz mümkün müdür? Söylemesi bile abes, değildir. Uluslararası hukukta halefiyet, ardıllık ilkesine göre Osmanlı Devletinin ardılı Türkiye Cumhuriyetidir. Onun için Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı Devletince alınan borçları son kuruşuna kadar, yüz yıl öncesinden gelen borçları 1954 yılına kadar ödemiş ve bitirmiştir. Türkiye Ermenistan arasındaki Ermeni ihtilafı Osmanlı Devletinden Türkiye Cumhuriyetine kalan bir mirastır. 

Bir başka yanlışların büyüğü ise, son zamanlarda yapılan gri propaganda nedeniyle II.Abdülhamit üzerine dillendirilmeğe çalışılan yanlış söylemlerdir. Bir taraftan Türk Milliyetçileri neredeyse padişahların gavurlukları iddia edip tüm Osmanlı’yı reddederken, öte yandan İslam tabanlı milliyetçiler ise ecdat diye “Fatih, Yavuz ve Kanuni”yi değil de nedense “II.Abdülhamit ve Vahdettin’”i yeğlemeğe başlamışlardır. Her ikisi de “milli şuur”dan yoksun son derece yanlış tutumlardır. Bir kere eğri oturup, doğru konuşalım, II.Abdülhamit, Osmanlı Devletinin Türk tabanlı “yaratılış efsanesi” üzerine hiç görülmedik bir biçimde yoğun çaba göstermiştir. Osman Gazi’nin babası ve Osmanlı Devletinin efsanevi kurucusu Ertuğrul Gazi’nin Söğüt’teki türbesini yeniden inşa ettirerek, âdeta burasını bir mozoleye çevirmiş ve özgün bir “Türk-Osmanlı Kültü” yaratmağa çalışmıştır. Söğüt’teki bu alanın, her yıl özgün Türk aşireti “Karakeçililer”in Orta Asyalı göçebe giysileri içinde, Söğüd’e girip, marş söyleyerek at üstünde geçit resmi yaptıkları kutlama yeri haline gelmesi yine II.Abdülhamid’in sayesinde olmuştur. “Ertuğrul Alayının askerleriyiz,... Sultan Abdülhamit için ölmeye hazırız” marşı ile yapılan resm-i geçitten sonra tamamen Türk milliyetçiliğine özgü gösterilerden binicilik ve cirit yapılmasının gelenekselleştirilmesi onun katkısıyla oluşmuştur.[1] II.Abdülhamit’in Osmanlı Devletinin ilk günlerinin Türklüğü’ne yönelik yenilenmiş vurgusu, onun “Özgün Türk Hanedanları’na” ilişkin tutumunda da kendini göstermiştir. II.Abdülhamit, Adana bölgesinin Türk Beyliği olan Ramazanoğulları aşiretini, “Saf Türk Kanı “ taşıdıkları için onurlandırmıştır. Onların indinde tüm Çukurova’yı gururlandırmıştır. Ramazanoğlu Aşiretinin kadın reisi olan Emetullah Hatun’u İstanbul’a davet ederek, onun ve maiyetinin Yıldız Sarayı’nda en saygıdeğer konuklarına gösterilen muameleyle ağırlanmaları [2] onun Türk milliyetçiliğinin önde gelen meziyetlerinden sadece biridir. 

Unutmayalım, Türk Tarihinin yeneni de yenileni de bizimdir, çünkü tarih bir bütündür. Ecdatın tarihi de bir bütündür ve bir bütün olarak sahiplenilmelidir. Sahiplenmezseniz, gelirler size toplum mühendisliği projelerini dayarlar. Peki, yitirilen ne olur, hemen söyleyelim “milli şuur” yok olur, kaybolur gideriz sevgili okurlar, benden söylemesi.

Dipnotlar

[1] Selim Deringil, İktidarın Sembolleri ve İdeoloji (II.Abdülhamit Dönemi), 3.B., İstanbul, Nisan 2007, s.50

[2] Enver Kartekin, Ramazanoğulları Beyliği Tarihi, İstanbul, 1979, ss 149-150.

Güncel Yazılar

Abdülkadir İLGEN
Ahmet URFALI
Ahmet YAVAŞ
Ayşe SAMİHA
Bekir FUAT
Ceyhan DÜZGÜN
Esat ARSLAN
Fuat YILMAZER
Hasan Fevzi BATIREL
Hilmiye KETENCİ
Kadriye ÖNKUZU
Kenan EROĞLU
Mehmet MAKSUDOĞLU
Mehmet Saffet SARIKAYA
Mete ARTAR
Metin AKGÜN
Mevlüt UYANIK
Mustafa ÇAKIR
Mustafa DELİKURT
Necdet BAYRAKTAROĞLU
Nuh Muaz KAPAN
Ömer AĞAÇLI
Orhan ARSLAN
Şahver ÇELİKOĞLU
Sait BAŞER
Turgut GÜLER

Medeniyet Tasavvuru

Bedi GÜMÜŞLÜ
Celal KIRCA
Durmuş HOCAOĞLU
Dursun AYAN
Ernur GENÇ
Fazıl KARAHAN
Hanifi ÖZCAN
Harun ÇAĞLAYAN
Hilmi DEMİR ve Songül DEMİR
Mehmet KARAGÜL ve Ömer AÇIKGÖZ
Michael HARALAMBOS
Nadim MACİT
Necati ÖNER
Nilgün CELEBİ
Orhan KAVUNCU
Ramazan TURAN
Selami KILIÇ
Şennur ÖZDEMİR
Temel ÇALIK ve Emre ER
Vefa TAŞDELEN

Şiir Yarışması

ilan1

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

4581344