Haber - Yorum
Pazartesi, 16 Nisan 2018 11:30

Afganistan’ın Orta Asya Bölgesi Nezdindeki Önemi: Özbekistan Yaklaşımı

Ülke kuzeyinin Orta Asya bölgesinin bir uzantısı olarak görülmesi, sınırın her iki tarafında da aynı dil ve kültürü paylaşan halkların yaşamasından kaynaklanmaktadır. Ancak 19. yüzyılda Orta Asya’nın o dönemki adıyla Türkistan’ın Çarlık Rusya’sı tarafından işgal edilmesi ve 20. yüzyıla gelindiğinde bölgenin Sovyet Birliği’nin parçası haline gelmesiyle Orta Asya hem ekonomik hem de kültürel bağlamda Afganistan’dan ayrışmaya başlamıştır. Artık Orta Asya Moskova merkezli kültür ve güvenlik sahasının bir parçası haline gelmiştir. Bu durum Sovyetler Birliği’nin yıkılması ve bağımsız Orta Asya cumhuriyetlerinin ortaya çıkmasından sonra da devam etmiştir.

*****

Dr. Dinmuhammed AMETBEK

Suriye Krizi’nde sona doğru gelinmesiyle birlikte uluslararası gündeme bir diğer önemli mesele olan Afganistan konusu hâkim olmaya başlamıştır. Afganistan’ın öncelikli olarak küresel sistemin odak noktası olması iki senaryoyla açıklanmaktadır: Birincisi, Suriye ve Irak’ta kaybeden ve o bölgeden çekilen aşırıcı grupların Afganistan’a geçme ve devamında bu ülkenin yeni bir kriz ortamına doğru yönelme ihtimalidir. İkincisi ise Suriye meselesinin çözümü bağlamında tecrübe kazanan bölgesel güçlerin Devlet’ül Irak ve’ş Şam (DEAŞ) başta olmak üzere terör örgütlerinin Afganistan’ı yeni bir bataklığa çevirmesine izin vermeme ihtimalidir. Bu bağlamda Rusya’nın Ortadoğu dahil olmak üzere küresel politikada daha çok etkili olmaya başlaması, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın Ulusal Güvenlik Stratejisi ve Afganistan politikası ve Çin’in Avrasya’da gittikçe artmakta olan nüfuzu gibi faktörler Afganistan’ın küresel politika gündeminin ilk sıralarında yer alma durumunu tetiklemiştir.

Afganistan meselesine bölgesel jeopolitik açısından bakıldığında ABD-İran gerginliği, ABD-Pakistan ilişkilerindeki sorunlar, Hindistan’ın İran üzerinden Afganistan’a doğru geliştirmekte olduğu ulaştırma koridorunun oluşması gibi önemli etkenler konunun bölge içi devletler nezdindeki önemini ortaya koymaktadır. İran, Pakistan, Hindistan gibi ülkelerin yanında bölgesel konularda daha aktif olmaya başlayan ve Afganistan sorunun çözümü bağlamında sorumluluk almaya başlayan önemli aktörlerden biri de Özbekistan’dır. Dolayısıyla Afganistan’ın Orta Asya güvenliği ve ekonomik gelişimi bakımından önemi ve bu doğrultuda Taşkent’teki yeni yönetimin geliştirmekte olduğu 27 Mart 2018 tarihinde gerçekleşen Taşkent Konferansı büyük önem teşkil etmektedir.

Afganistan; coğrafi, jeopolitik ve jeokültürel açıdan farklı bölgelerin parçası olarak değerlendirilmektedir. Bazı araştırmacılar ülkeyi Sovyet Birliği’nin dağılmasından sonra ortaya çıkan ve Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan ile Türkmenistan’dan oluşan Orta Asya’nın (Türkistan’ın) bir parçası olarak ele alır. Bazı bilim adamları Afganistan’ın Pakistan ile paylaştığı ortak tarih ve kültürel-dilsel değerlerden dolayı onun Güney Asya bölgesinin bir parçası olduğunu ileri sürerler. Başka bir kesim ise söz konusu ülkeyi Ortadoğu’nun ya da Büyük Ortadoğu’nun bir parçası olarak tanımlar. Afganistan’ın bu şekilde farklı bölgelerin parçası olarak değerlendirilmesi ülke kimliğiyle doğrudan bağlantılıdır ve önemli jeopolitik öznelerin kesiştiği bir konuma sahip olduğunu göstermektedir.

Günümüz Afganistan toprakları son beş yüzyıldır kuzeyde Özbek Hanlıklarının, güneyde Mugal Devleti’nin ve doğuda İran’ın sınırlarıyla çevrelenmiş şekilde şu anki konumu oluşturmuştur. Afganistan’da etnik ve dini bir grup olarak yaşayan Peştunlar ve Beluçlar, Pakistan’la; ülkenin kuzeyinde bulunan Tacikler, Özbekler ve Türkmenler ise Türkistan’la ortak değerler paylaşmaktadır. Ülkenin doğusu ve merkezinde yoğun olarak görülen Hazaralar ise İranlılarla Şii mezhep üzerinden ortak bir paydada yer almaktadır. Söz konusu coğrafi, jeopolitik ve jeokültürel etkenlerden dolayı geleneksel olarak Afganistan’ın Mezarı Şerif merkezli kuzey eyaletleri Türkistan bölgesiyle yakın ilişki içinde olmuş; kimi zaman bu bölge Güney Türkistan olarak da adlandırılmıştır. Afganistan’ın Kandahar merkezli güneyi ve güneydoğusu ise tarihsel olarak Pakistan’ın nüfuz alanı olarak tanımlanmıştır. Ülkenin Herat merkezli batısı ve Hazarajat adı verilen merkezi eyaletleri ise inanç bakımından baskın olan bu bölge dolayısıyla İran’ın etkisi altında kalmıştır.

Tarihsel süreçte günümüz Afganistan’ının kuzeyi Türkistan’da kurulan devletlerin parçası olduğu için burada yaşayan insanlar daha çok kuzey bölgeyle ekonomik ve kültürel ilişkiler kurmaya yatkındır. Ülkenin doğusu ve özellikle Herat kenti tarihsel olarak İran devletlerinin bir parçası olmuştur. Dolayısıyla bugün bile bu şehrin başkent Kabil’le ilişkisinden daha çok İran’la ekonomik olarak bütünleşme ve bağ kurabilme yeteneği yüksektir. Afganistan’ın güneydoğusundaki Peştunlar ve güneyindeki Beluçlar daha çok sınırın diğer tarafındaki akrabalarıyla yakın ilişki ve işbirliği geliştirmektedir. Afgan halkının ekonomik ve kültürel olarak bölünmüşlük durumu ulusal birliğin oluşması ve "Afgan kimliği"nin gelişmesini engellemektedir. Nitekim bugün halen iç savaş yaşayan Suriye ve istikrarsız olan Irak gibi ulusal kimlik sorununu aşamamış devletlerin güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya kalması muhtemeldir. Yazıya konu olan Afganistan da bu kategoride yer almaktadır. Birçok dış aktörün etkisine maruz kalabilen devlet, uluslararası sistemde bir müdahale alanı olarak tanımlanmaktadır.

*****

Ülke kuzeyinin Orta Asya bölgesinin bir uzantısı olarak görülmesi, sınırın her iki tarafında da aynı dil ve kültürü paylaşan halkların yaşamasından kaynaklanmaktadır. Ancak 19. yüzyılda Orta Asya’nın o dönemki adıyla Türkistan’ın Çarlık Rusya’sı tarafından işgal edilmesi ve 20. yüzyıla gelindiğinde bölgenin Sovyet Birliği’nin parçası haline gelmesiyle Orta Asya hem ekonomik hem de kültürel bağlamda Afganistan’dan ayrışmaya başlamıştır. Artık Orta Asya Moskova merkezli kültür ve güvenlik sahasının bir parçası haline gelmiştir. Bu durum Sovyetler Birliği’nin yıkılması ve bağımsız Orta Asya cumhuriyetlerinin ortaya çıkmasından sonra da devam etmiştir.

*****

Bugün Orta Asya’da bulunan beş devlet (Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan), Afganistan’daki istikrarsızlık bataklığında üreyen "terör"den tehdit algılamaktadır. Özellikle de bu ülkelerdeki insanların İslami kimliklerinin güçlenmesine paralel olarak bu tehdit algısı artmaktadır. Bölgedeki Özbek ve Taciklerin dini kimliği geleneksel olarak güçlü olduğu için bu iki ülke güneydeki komşuları olan Afganistan’dan tehdit algılamaktadır. Bu minvalde Orta Asya devletleri Kabil yönetimine karşı iki yaklaşım üzerinden hareket etmektedir:

Birinci yaklaşım, realist ve güvenlikçi açıdan değerlendirilmektedir. Bu yaklaşım en basit ifadeyle sert güç unsurlarını Afganistan’daki olası sorunlara karşı tetikte tutma olarak özetlenebilir. Realist-güvenlikçi yaklaşımın bir diğer odak noktası da sınırın ötesindeki sorunlara karşı askeri tedbirler almak ve sınırı sıkı bir şekilde kontrol etmek ya da kapatmak olarak şekillenmiştir. Afganistan’a yönelik bu yaklaşım söz konusu bölgedeki bütün devletler tarafından ortak politika olarak uygulanmaktadır. Nitekim yaklaşımı en sert şekilde uygulayan ülke Özbekistan’dır. Moskova merkezli güvenlik aktörü olan Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nün 1992 yılında Taşkent’te kurulması bu durumun en açıklayıcı örneğidir.

İkinci yaklaşım, liberal olarak tanımlanabilecek ekonomik bütünleşmeye öncelik veren tutumdur. Avrasya bölgesinin merkezinde konumlanmış ve uluslararası sulara çıkışı olmayan devletlerin ekonomik gereksinimleri bu durumu beraberinde getirmektedir. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ’nin (SSCB) yıkılması ve "Demir Perde"nin kalkmasıyla beraber Orta Asya’nın Güney Asya bölgesiyle ekonomik anlamda bütünleşmesi ihtiyacından doğan bu yeni yaklaşım, ekonomiye öncelik vermektedir. Bu tutum Hindistan ve Pakistan’ın ürettiği malları Orta Asya’ya; Orta Asya ülkelerinin ise petrol ve doğalgazı Güney Asya’ya ulaştırması gereksiniminden ortaya çıkmaktadır. Ancak Orta Asya devletleri "ekonomi ya da güvenlik" arasında bir ikilemle karşı karşıya kalmıştır. Orta Asya’nın Güney Asya ile Afganistan üzerinden bütünleşmesi gerekmiştir. Ne var ki bu bütünleşme malların ve insanların geliş gidişini arttıracağı için güvenlik bağlamında tehlikeli olarak değerlendirilmiştir.

Ülkelerin Afganistan politikasındaki bu ikilemde bölgenin potansiyel olarak en güçlü devleti olan Özbekistan’ın güvenlik seçeneğine ağırlık verdiği ve çeyrek asır boyunca iki ülke arasında çok az işbirliği ve etkileşim sağlandığı dikkat çekmektedir. İslam Kerimov yönetimindeki Özbekistan iç ve dış faktörlerden dolayı Afganistan’a yaklaşımında güvenliğe öncelik vermiştir. Bölgenin kuzeyinde bulunan Kazakistan ise Afganistan ile ortak sınırı olmadığı için daha avantajlı durumda olarak nitelenmiş ve dolayısıyla da Kazakistan sadece Afganistan’a yönelik olarak değil genel olarak dış politikasında ekonomik bütünleşmeyi öne çıkarmıştır. Söz konusu politika sayesinde Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev güvenlik sorununu ekonomik bütünleşmeyle çözmeye çalışmaktadır.

2016 yılında Özbekistan’daki yönetim değişikliğiyle beraber yeni Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev bölgede daha etkin rol oynamaya başlamıştır. Özbek iç ve dış politikasındaki değişimleri 19 Eylül 2017 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda (BMGK) yaptığı konuşmasında açıklayan Şevket Mirziyoyev, dış politikadaki önceliğin Orta Asya olacağını belirtmiştir. Özbekistan’ın coğrafi konum olarak Orta Asya ile Afganistan’ın arasında bulunması bu açıklamanın arka planını daha iyi açıklamaktadır. Diğer bir ifadeyle Orta Asya bölgesi kavramına Afganistan’ın dahil edilmesiyle Özbekistan merkezi bir konuma ulaşmış ve Afganistan da dahil olmak üzere bütün bölge devletleriyle sınırı bulunan tek ülke konumuna sahip olmuştur. Buradan hareketle Mirziyoyev’in "Önce Orta Asya" yaklaşımının stratejik olarak doğru politika olduğunu belirtmek gerekmektedir. Özbek Lider Orta Asya politikasını şu şekilde açıklamaktadır:

"Orta Asya’nın kalbinde yer alan Özbekistan, bölgeyi istikrar, sürdürülebilir kalkınma ve iyi komşuluk bölgesine dönüştürmek için çalışacaktır. Huzurlu, ekonomik olarak başarılı Orta Asya bizim en önemli hedefimiz ve görevimizdir. Özbekistan diyaloğu, yapıcı etkileşimi ve iyi komşuluğun güçlendirilmesini destekliyor. İstisnasız tüm konularda Orta Asya ülkelerine makul tavizler için hazırız."       

11 Kasım 2017 tarihinde Semerkant’ta gerçekleşen "Orta Asya: Paylaşılan Geçmiş ve Ortak Gelecek, Sürdürülebilir Kalkınma ve Karşılıklı Refah için İşbirliği" başlıklı uluslararası toplantı Özbekistan’ın Orta Asya politikasının deklarasyonu mahiyetinde olmuştur.

Mirziyoyev’in BM’de yaptığı Afganistan’la ilgili şu açıklaması ise Özbekistan’ın bu konuda sorumluluk almaya hazır olduğunu göstermektedir:

"Özbekistan Afganistan’ın ekonomik olarak yeniden inşasına, ulaşım ve enerji altyapısının geliştirilmesine, ulusal personelin eğitimine katkıda bulunmaktadır ve bulunmaya da devam edecektir."

Özbekistan’ın Orta Asya’da daha etkin olarak hareket etmeye başlaması Kazak dış politika anlayışıyla örtüşmektedir. Dolayısıyla bölgenin en önemli devletleri olan Kazakistan ile Özbekistan başta olmak üzere Orta Asyalıların beraber hareket etmesi ortak çıkarlar açısından önemli bir gelişmedir. Kazakistan’ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Başkanı olarak Afganistan’ı gündeme getirmesi ve Özbekistan’ın söz konusu ülkeyle beraber 27 Mart 2018 tarihinde "Barış Süreci, Güvenlik İşbirliği ve Bölgesel Etkileşim" başlıklı uluslararası konferansa ev sahipliği yapması Orta Asya devletlerinin ortak politika üretmeye başladığının göstergesidir.

Sonuç olarak, 15 Mart 2018 tarihinde Astana’da Orta Asya ülkeleri liderlerinin yıllar sonra ilk kez toplanması bölge ekonomik bütünleşmesi ve ortak iradenin oluşturulması bağlamında dönüm noktasıdır. Başta Özbekistan olmak üzere bölge devletleri Asya’nın kalbi olan Afganistan’da huzur ve istikrar olmamasının kendilerinin de ekonomik refahının oluşmayacağı anlamında geldiğini idrak etmişlerdir. Bu doğrultuda Orta Asya ülkelerinin Afganistan’daki istikrara daha çok katkıda bulunmaya devam edeceği ve bu süreçte Özbekistan’ın kilit rol oynamayı sürdüreceği yönünde öngörüde bulunmak doğru olacaktır. Söz konusu Taşkent Konferansı Özbekistan’ın Afganistan jeopolitiğine dönüşüdür.

------------------------------------------------

Kaynak:

https://ankasam.org/afganistanin-orta-asya-bolgesi-nezdindeki-onemi-ozbekistan-yaklasimi/

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun.

Haber-Yorum

Diğer Yazılar

Güncel Yazılar

Ali Alper ÇETİN
Alparslan KOTAN
Dilek YILMAZ
Erol GÖKA
Hasan Fevzi BATIREL
Hasip SAYGILI
İbrahim BAYKAN
İbrahim MARAŞ
İsa PARLAK
Kenan EROĞLU
Kutlu Kağan DALKILIÇ
Mehmet MAKSUDOĞLU
Metin AKGÜN
Metin SAVAŞ
Mevlüt UYANIK
Mustafa Kadir ATASOY
Mustafa TEZEL
Muzaffer METİNTAŞ
Necdet BAYRAKTAROĞLU
Nurullah ÇETİN
Ömer AĞAÇLI
Orhan ARSLAN
Şahver ÇELİKOĞLU
Sait BAŞER
Suzan ÇATALOLUK
Turgut GÜLER
Yahya Sezai TEZEL

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

9283465