Kültürümüzün Yıldızları

Anadolu’yu aydınlatanlar- Gönüller Sultanı: MEVLÂNÂ

744. Şeb-i Arûs törenine doğru¹                                       

Ali Alper ÇETİN              

C:\Users\alialpercetin\Desktop\MEVLÂNÂ\Mevlana.jpg

Ölümünden bu yana yediyüzkırkdört yıl geçtiği halde, her devirde yeni, her devirde eserleri okunan, sevilen, ilâhî aşkın doruğu, büyük Türk mutasavvıfı Mevlânâ Celâleddin’le söze başlıyor, makaleye onunla giriyoruz.

Üç sözden artık değil,

Bütün ömrüm şu üç söz:

Hamdım, piştim, yandım…

diyerek hayatını üç kelimeyle özetleyen, ölümüne yakın günlerde de: (Ömrümde elde ettiğimi anlatırsam, söz şu üç kelimeyi aşmaz: Yandım, yandım, yandım…) diyen bu feryadla bütün cihanı, ilâhî aşk cezbesiyle çevresinde toplayan, gönüllerin huzuru, umutsuzların umudu, sevgi durağı, büyük insan Mevlânâ’dan söz edelim önce…

Onüçüncüyüzyılın başlarında, bazı kaynaklara göre, 30 Eylül 1207’de, Horasan’ın Belh şehrinde doğdu. Babası Belh’in ünlü bilginlerinden Sultan–ül Ulema (Âlimlerin-bilginlerin Sultanı) Bahaeddin Veled, Belh’te doğan fikir ayrılıkları ve Moğol akınları yüzünden, ailesi ile birlikte Belh’ten göçtü. Bu sırada Mevlânâ on-oniki yaşlarındaydı. Nişapur, Bağdat, Mekke, Medine, Şam, Halep yoluyla Anadolu’ya geldi. Önce Karaman’a, daha sonra Selçuklu Devleti Başkenti Konya’ya yerleşti. Mevlânâ Celâleddin, babası Bahaeddin Veled’in 1231 yılında Konya’da ölümünden sonra, tahsilini ilerletmek üzere Halep ve Şam’a giderek, bu şehirlerde bir süre kaldı. Konya’ya döndüğü zaman medreselerde ders veriyor. Genç bilgin olarak halktan ve öğrencilerinden büyük saygı görüyordu. Bu durumdayken, 1244 yılında, Tebrizli Şemseddin adında bir dervişle tanıştı. İşte ne olduysa bundan sonra oldu. Hayatının seyri değişti. Medrese’yi, öğrencilerini bir kenara itti. Can dostu Şemseddin-i Tebrizî ile bir odaya kapanarak günlerce ilâhî sohbetlerine daldı. Mevlânâ, Şems’in eşi bulunmaz bir mürşid olduğunu anlamış, ondan mutlak kemâlin varlığını, cemâlinde Tanrı nurlarını görmüştü.

Konya halkı tarafından çok sevilen, dersi, vaazları dinlenen, fetvası kabul edilen Mevlânâ’nın, birdenbire ortalardan çekilivermesi çevresinde şaşkınlık yarattı, “ Buna sebep olan Şems’tir” denildi. Olayların tehlikeli bir biçimde Şems aleyhine döndüğü bir sırada Şems, ansızın kayboldu… Onun Konya’ya geldiğini gören olmamıştı, gittiğini de gören olmadı.

C:\Users\alialpercetin\Desktop\MEVLÂNÂ\Mevlana-1.jpgC:\Users\alialpercetin\Desktop\MEVLÂNÂ\Mevlana-5.jpg

Mevlânâ Üzgündü, odasına kapanmış yanıp yakılıyor, Şems’i özleyiş içinde çoşkun gazeller yazıyordu. Mevlânâ’nın gönül iniltilerine oğlu Sultan Veled dayanamadı. Sultan Veled  (Mevleviliğin asıl kurucusu ve Mevlânâ’dan sonra ikinci piridir) Şems’i aramaya çıktı. Onu Şam’da buldu. Konya’ya getirdi. Mevlânâ olgunluk çağını yaşıyor. Şems’in irşadlarıyla pişiyordu. O günlerde, Şems’e karşı olanlar, yeniden harekete geçtiler. Bunların arasında Mevlânâ’nın ikinci oğlu Alaeddin Çelebi’de vardı. Sonunda 1247 yılında bir kış gecesi Şems, ortadan kaldırıldı. Şems’in daha önce olduğu gibi ansızın kaybolduğu söyleniyor, Mevlânâ böyle avutuluyordu. Mevlânâ’nın ise avutulmaya başı hoş değildi. Şems’in yokluk acısıyla yanık gazeller yazıyor. “ Divân-ı Kebîr” adlı büyük eseri meydana geliyordu. Bugünlerde onun en yakın dostu Selâhaddin-i Zerkubî adlı, gönlü saf, yüreği coşkun bir dervişti. Onun ölümünden sonra, Çelebi Hüsameddin, Mevlânâ’nın yakınları arasında en seçkin yerini aldı, onun teşviki ile Mevlânâ, en büyük eseri Mesnevî ’yi söyledi, Çelebi Hüsameddin de yazdı. Mesnevî cilt cilt yazıldıkça yıllar da birbirine ulandı. Mevlânâ ihtiyarlamış, zayıf bedeni geceli-gündüzlü çalışmalardan, hele içinde kaynayan aşk volkanın dayanılmaz ateşinden çökmüştü. Bir gün, hastalanıp, yatağa düştüğü haberi şehri sardı. Başta, Selçuklu Sultanı Gıyaseddin Keyhüsrev olduğu hâlde, vezirler, emirler ziyaretine koşuyor, doktorlar başucundan ayrılmıyorlardı. Hastalık kırk gün sürdü. Sonunda, 17 Aralık 1273 Pazar günü akşama doğru parlak bir güneş Konya’nın batısındaki dağların ardında batarken, beri yanda da bir irfân güneşi, Mevlânâ: (Ölümümüzden sonra, mezarımızı yerde arama. Bizim mezarımız ârif kişilerin gönülleridir,) dediği halde, onu sevenler, onun ardından içli gözyaşlarını dökmekten kendini alamadılar. Ertesi sabah, büyük bir cenaze alayının hazırlıkları başladı. Irk, din, mezhep farkı olmaksızın, onu seven herkes koşuyor, Mevlânâ’nın tabutuna el atıyorlardı. Mevlânâ, bugünkü türbesinin bulunduğu yere, babasının mezarı başucuna gömüldü.

mevlana1

Mevlânâ’nın ölümünden kısa bir süre sonra, mezarı üzerine bir türbe yapıldı. Bu türbe, daha sonra kurulan ve gelişen mevleviliğin merkezi oldu. Mevlânâ Dergâhı adını aldı.

Mevlânâ, şiirleriyle-sanatıyla, düşünce ve fikirleriyle çoşkun, lirik bir (sofî)’dir. Onun Tanrı’ya yönelen yolunda en büyük kılavuz aşk’tır. Mevlânâ ilahî aşkının uçsuz-bucaksız denizinde, kendi ifadesiyle: (suyun şekerde eridiği gibi) erimiş, denizin kendisi olmuştur. Fikirleri bu yolda uyarıcı, aydınlatıcı ve kemâl’e götürücüdür.

Doyumsuz, kanıksanmayan bir aşk içinde, şiirle, müzikle, semâ ile yoğrulan Mevlânâ, insanı ve insanlığı seviyor, (Seviyoruz ve hayatımızın güzelliği o yüzden…) diyordu. Onun:

Gene gel, gene…

Her kim olursan, gene gel gene…

İster kâfir ol, ister mecusî, ister putperest

İster yüz kerre bozmuş ol tövbeni

Umutsuzluk kapısı değil bu kapı,

Nasılsan öyle gel…

diye tüm insanlığa seslenişi bundandır.

C:\Users\alialpercetin\Desktop\MEVLÂNÂ\Mevlana-11.jpg

Mevlânâ çok yönlü, her yönüyle aydınlık, ileri fikirli bir düşünür olarak yüzyıllardan beri büyük bir hayranlıkla okunmuş ve eserleri ilgi ile izlenmiştir. Altı ciltlik (6) büyük eseri Mesnevî’sinde , bir ney sesi ile insanlığa doğruyu, iyiyi ve güzeli öğütleyen bir mürşid, Divân-ı Kebîr’inde köpürerek çağlayan çoşkun bir hatip, (Fih-i Mafih)’ inde tasavvuf yollarını birer birer açıklayan olgun bir sofîdir. Onun (Mektubat) adlı bir eseri vardır. Mevlânâ bu eserinde, halkın koruyucusu ve adaletin yayıcısı olarak görünmektedir.

Mevlânâ, fikirleri ve şiirleriyle, susuz gönüllere pınarlar akıtan, insanlığın sulh ve sükûna, hürriyete, karşılıklı güven ve sevgiye, ezelî dostluk ve kardeşliğe, gerçek inanca olan özlemini dile getiren bir Türk büyüğü olarak, her geçen gün daha çok sevilmekte ve sayılmaktadır.

Mevlânâ, eserlerini, o devrin bilim ve edebiyat dili olan Farsça yazmıştır; onun Türkçe, Arapça ve Rumca şiirleri de vardır. Yazımızı onun şu iki şiiri ile tamamlıyoruz.

Sevgiden tatlıdır safileşir,

Sevgiden bakırlar altın kesilir,

Dertler sevgiyle derman olur.

Ölüler sevgiden dirilir,

Şah bile sevgiye kuldur, köledir.

 

Olduğun yerlere uğrayamam korkumdan,

Kıskanırlar sana âşıklık edenleri birden.

Gece gündüz yaşıyor gönlüm içinde sensiz,

Seni görmek diledikçe bakarım gönlüme ben.

 mevlana2 

  

  ¹Şeb-i Arûs, Türkçe: Düğün Gecesi, (Farsça şeb:gece, Arapça arûs:düğün), Mevlevilikte Mevlânâ Celaleddin-i Rumi'nin öldüğü gecedir. Mevlânâ Celaleddin Rumi, bu geceyi Rabb'ine, sevgiliye kavuşma gecesi olarak düşündüğü Düğün Gecesi olarak adlandırır. Mevlânâ ölüm gününü “Hakk’a vuslat” yani “Yaratana Kavuşma” saymıştır. “Herkes ayrılıktan bahsetti, bense vuslattan” der. Rumi'nin ölüm yıl dönümlerinde 17 Aralık tarihlerine denk gelen haftalarda yapılan ve Vuslat Yıldönümü Uluslararası Anma Törenleri olarak isimlendirilmeye başlanılan törenler, halk arasında "Şeb-i Arûs" olarak da anılmaktadır.

  

Kaynaklar

Gelişim Hachette, Cilt 7, sf.2715-2718, Gelişim Yayınları

www.mevlana.com

Mehmet Önder: Anadolu’yu Aydınlatanlar, Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, 1998 Ankara

C:\Users\alialpercetin\Desktop\MEVLÂNÂ Adkulder\Mevlana-9.jpgC:\Users\alialpercetin\Desktop\MEVLÂNÂ Adkulder\mevlana turbesi-10.jpg

Güncel Yazılar

A. Yağmur TUNALI
Abdülkadir İLGEN
Ali Alper ÇETİN
Ayşe SAMİHA
Esat ARSLAN
Hasan ERDEM
Hasan Fevzi BATIREL
Hilmiye KETENCİ
Hüseyin BAŞARAN
İbrahim BAYKAN
Kenan EROĞLU
Mehmet MAKSUDOĞLU
Mehmet Saffet SARIKAYA
Metin AKGÜN
Mevlüt UYANIK
Mustafa ÇAKIR
Mustafa DELİKURT
Necdet BAYRAKTAROĞLU
Nuh Muaz KAPAN
Oktay BERBER
Ömer AĞAÇLI
Orhan ARSLAN
Şahver ÇELİKOĞLU
Sergen ÇİRKİN
Sevil DAĞCI
Turgut GÜLER

Medeniyet Tasavvuru

Abdullah KORKMAZ
Ayşe MERMUTLU
Bedi GÜMÜŞLÜ
Betül DUMAN
Ergin ULUSOY
Ethem Ruhi FIĞLALI
Fatih TOPALOĞLU
Feyzullah EROĞLU
Hulûsi YAVUZ
Hüsnü KAPU ve Meryem AYBAS
İbrahim ÇETİNTAŞ
Kerem ÖZBEY
Lütfi SUNAR
Mehmet Akif OKUR
Mehmet KARAGÜL ve Ömer AÇIKGÖZ
Osman HORATA
Seyfi BAŞKAN
Temel ÇALIK ve Emre ER
Vefa TAŞDELEN
Yaşar AYDINLI

Şiir Yarışması

ilan1

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

4849415