Kültür – San’at Yazıları

Hasan ERDEM

“Türkler egemenliklerini süvarilerinin mutlak üstünlüklerine borçludur. Jean-Paul RouxM.S. 370 Yılında Balamir komutasında, küçük, çirkin fakat yorulmak nedir bilmeyen, yıldırım gibi süratli atlarının üzerinde Asya’nın steplerinden yola çıkan Hun Türkleri, Aral Denizi’nden Don Irmağı’na kadar uzanan Alanların ülkesine girdiler. Önlerine çıkan Terek ve Kuban Alanlarını ezip geçtiler. Adeta dörtnala koşan atlarıyla yekvücut gibi hareket eden bu sıra dışı savaşçılar, kısa bir süre sonra Don Irmağı’ndan Dinyeper’e kadar uzanan Doğu Got İmparatorluğu sınırlarına kadar sokuldular.

Olası bir Hun istilasını önlemek için sınırda konuşlanan Got ordusunun subay ve askerleri, ağır ve sık saflar halinde yapılan göğüs göğse bir savaş için hazırlandılar. Ancak Cermen usulü bir savaş bekleyen Gotlar, hiç beklemedikleri ve alışkın olmadıkları bir savaş tarzı ile karşı karşıya kaldılar ve uzaktan atılan, hedeflerini hiç şaşmayan Hun oklarıyla birer birer vurulup devrildiler. Ok yağmuru kesildikten sonra başlayan Hunların ani hücumları Gotları iyiden iyiye şaşkına çevirdi.

Hun süvarilerinin amansız kılıçlarına direnemeyen ordusunun dağılıp parçalandığını ve küçük parçalara bölünen askerlerinin, yolları üzerinde rastladıkları her şeyi silip süpüren Hun süvarileri tarafından kılıçtan geçirildiğini gören Ostrogot kralı Ermanarik, korkunç mağlubiyetin acısına dayanamadığı için kendi eliyle kendi canına kıydı.

Got ordusunun yok edildiğini ve krallarının intihar ettiğini öğrenen Vizigotlar, Dinyester sahili önlerinde Hunları durdurmak için savunma önlemleri almaya başladılar. Vizigot kralı Athanarik, sadece ırmağın sağladığı üstünlükle yetinmeyerek Hun süvarilerini durdurmak için ırmağın uzağına derin siperler kazdırdı, ordusunun diğer kanadını da ormanlık bir alanın önüne konuşlandırdı. Daha önce hiç karşılaşmadıkları meçhul bir düşmana karşı alınan önlemler sayesinde ani bir baskına uğramaktan kurtulduklarını sanan Vizigotlar öncü kuvvetlerini ve keşif kıtalarını ileri çıkardılar.

Hun süvarileri kendilerine karşı gönderilen keşif kıtalarını aştılar, güçlü Vizigot öncülerini kolayca yarıp ilerlediler ve bir gece yarısından sonra, ay ışığı altında Vizigot karargâhına saldırdılar. Gerekli tedbirleri aldıklarını düşündükleri için sürpriz bir baskın beklemeyen Vizigot ordugâhındaki askerler, Hunların korkunç savaş naralarını duyunca korkuyla yataklarından fırladılar ve ordugâhın üzerine bir sel gibi yağan ok yağmuru altında silah başı yaptılar. Yaptılar, ama Vizigot okları, ufak tefek atlarının üzerinden kendilerine yağmur gibi ok yağdıran süvarilerin bulunduğu mesafeye ulaşamıyordu. Vizigotların atış sahasının dışında kalarak sağa sola at oynatan Hun süvarilerinin usta okçularının yaylarından fırlayan delici oklar ise çok uzun mesafelerdeki hedeflerini buluyor, tok bir ses çıkararak bedenlere saplanıyordu.

Güneşin henüz doğduğu puslu bir sabah vakti bozguna uğrayan Vizigot ordugâhında geriye sadece ölüler kalmış, hayatta kalanlar ise sağa sola dağılmıştı. Hun kılıçlarından kaçan Vizigotların büyük bir bölümü güneye doğru kaçarken, kralları Athanarik kendisine bağlı kitlelerle birlikte Olt ve Tuna ırmakları arasına, oradan da Karpatları geçerek Macar Ovası’na sığınmak zorunda kalmıştı.

Bu savaşların ardından Hunlar, yüksek dağların tepesinden kopan fırtınalar gibi şaşırtan bir süratle ilerlediler, düşmanlarına öldürücü darbeler indirerek batıya ve güneye doğru hudutlarını genişlettiler ve Urallardan Karpatlara kadar uzanan tüm ovalara egemen oldular.

Doğu Avrupa topraklarında sürdürülen bu istila hareketleri sırasında Hunlar, kendi arzuları ile boyun eğen kavimlere hiçbir şey yapmadılar, aman dileyenlere kılıç çekmediler, ancak kendilerine karşı koyanlara ise merhametsiz davrandılar.

Karşılarına çıkan orduları ağır yenilgilere uğratarak darmadağın eden Avrupa Hunları M.S. 378 yılında Tuna nehrini geçerek Batı ve Doğu Roma imparatorlukları topraklarını istilaya başladılar. Yayılmalarını sürdüren Hunlar, Roma İmparatoru 1. Theodosios’un ölümünden sonra, bir yandan Balkanlar üzerinden Trakya’ya doğru yürürken öbür yandan da Kafkas dağlarını zorlamaya başladılar.

Tarih sahnesine çıktıkları andan itibaren Doğu ve Batı Romalı muktedirlerin hayatlarını kâbusa çeviren Hunların amacı Roma imparatorluğunu doğudan ve batıdan sıkıştırmaktı.

M.S. 395 yılında Avrupa Hunlarının doğu bölümündeki akıncılar küçük ve çevik atlarının üzerinde Kafkas dağlarını aştılar. Kursık ve Basık adlarında büyük şöhret sahibi iki başbuğun komuta ettiği Hun akıncıları süratle Erzurum’a indiler. Erzurum üzerinden ilerleyişini sürdüren Hun akıncıları Karasu ve Fırat havzalarından yıldırım gibi geçip Malatya’ya kadar ciddi bir direnişle karşılaşmadan ulaştılar. Karşılarına çıkan düşman kuvvetlerini çiğneyip geçen Hun akıncıları Çukurova’yı istila ettikten sonra Ortadoğu’nun en sağlam surlarına sahip olan Urfa ve Antakya kalelerini kuşattılar. Yayları, okları, kılıçları, kargıları ve topuzlarının dışında yanlarında gerekli kuşatma silahları bulunmayan ve dünyanın o güne kadar gördüğü hafif süvarilerin en iyileri olan Hun akıncıları sağlam taş duvarları, yüksek burçları olan bu iki kaleyi ele geçiremediler. Başarısız bir kuşatmanın ardından Urfa ve Antakya surlarının önünden çekildiler ve yollarına devam edip Suriye’ye indiler. Bölgeye bir kasırga gibi dalan Hun akıncıları Sur ve daha sonra Kudüs ve civarını ağır bir şekilde akınlara uğrattılar.

İki başbuğun komutasında adeta bir yıldırım hızıyla sürdürülen bu istila hareketleri sebebiyle bölge halkları, büyük bir korku ve dehşete düşüp heyecana kapıldılar. Suriye’de çok kalmayan Hun akıncıları, kuzeye yönelerek Anadolu’nun ortasından geçip Doğu Anadolu ve Azerbaycan yoluyla yeniden Kafkas dağlarını aşarak Karadeniz’in kuzeyindeki yurtlarına döndüler. (M.S. 396)

Not 1: Hun akıncıları Anadolu’ya M.S. 398 yılında, iki yıl öncekinden küçük çapta bir akın daha yaptılar.

Not 2: Hunlar, bu beklenmedik akınlar sayesinde iki cephede birden Doğu Roma İmparatorluğunu baskı altına almayı başardılar.

Not 3: Avrupa Hunlarının doğu kanadının M.S. 395 – 398 yılları arasında gerçekleştirdiği bu Anadolu harekâtı, Anadolu’ya ilk Türk girişi olarak tarihçiler tarafından kaydedildi.

Not 4: Hun Türklerinin Anadolu ve Suriye’ye yapılan bu akınları planlı olmuş ve yerleşilerek vatan haline getirilecek en müsait toprakları bulma gayesi taşımıştır.

KAYNAKLAR

Büyük Hun Kağanı Attila: Prof. Dr. Şerif BAŞTAV

Türkiye Tarihi: Prof. Dr. Yaşar YÜCEL – Prof. Dr. Ali SEVİM

Üç Bozkırlı: Manole NEOGOE

Sorularla Eski Türk Tarihi: Ali AHMETBEYOĞLU

 

 

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

3827897