Medeniyetimizi Kuranlar

Nizâmülmülk

Türk tarihinin en önemli devlet ve siyaset insanlarından olan Nizâmülmülk, 21 Zılkade 408/10 Nisan 1018 yılında Horasan’ın Tus şehrinde doğmuştur. Bu dönemde bu şehir Gazne Devleti idaresinde bulunmaktaydı

Asıl adı Hasan olan bu değerli büyük devlet adamının; Türk Töre'sinin önde gelen simalarından Nizamülmülk'ün ailesi son derece zengindir, fakat daha sonra babasının işleri bozulunca aile bütün mal varlığını kaybetti. Annesi ise Nizâmülmülk daha çok küçük yaşta iken vefat etmiştir. Gençlik yıllarında kendinini ilme adayan bu devlet adamı öncelikle Arapça öğrenmiş, daha sonra fıkıh öğrenmekle son derece fazilet sahibi bir karaktere bürünmüş ve pek çok ''hadis'' ezberlemiştir.

Devlet işleri ve siyaset ilgisini çektikten sonra Horasan bölgesini dolaşmış ve burada bazı devlet adamlarının himayesine girmiştir. Devlet hizmetindeki hayâtı, babası ile berâber Gazne Devletinin Horasan vâlisi Ebü’l-Fâzıl Es-Suri’nin hizmetinde bulunmakla başladı. 1040 yılındaki Dandanakan Savaşından bir süre sonra Alp Arslan’ın Belh vâlisi Ali bin Şadan’ın maiyetine girerek, vilâyet işlerinin yürütülmesiyle vazifelendirildi. Bu olay onun hayatının dönüm noktası olmuştur. 1059’da Gazneliler Horasan valisi olmuştur.

Şadan'ın yanında itibarını arttıran Nizâmülmülk yetenekleri ile ön plana çıktı. Ebu Ali b Şadan vefatı yaklaşınca o dönem de Melik'i olan Alparslan'a Nizâmülmülk'ü tavsiye etti. Bu tavsiyeye uyan Alparslan da 1063’de Nizâmülmülk’ü mahiyetine aldı, bazı devlet işlerini Nizâmülmülk' e yaptırdı. Selçuklu Sultanı Tuğrul Beyin vefatı ile Alp Arslan ve kardeşi Süleyman Bey arasındaki taht mücâdelesi sırasında yerinde görüş ve tedbirleriyle dikkatleri çekti ve Alp Arslan Sultan olunca 1064 yılında Selçuklu Devletine vezir tâyin edildi. Nizâmülmülk ismi ona Abbasi Halifesi Kaim b. Emirillah tarafından verilmiştir. Devlet düzenleyicisi anlamına gelir, bu ünvânıyla tanınmıştır. Alp Arslan (hüküm süresi 1063-1072) ve Melikşah (hüküm süresi 1072-1092) hükümdarlık dönemlerinde bu önemli vezirlik görevinde bulunmuştur.

Bir rivayete göre, görevinin erken döneminde fakir ve kimsesiz bir kadın, vezir Nizamülmülk’en bir müşkilinin halledilmesi için yardım istemiş. Nizamülmülk de durup onunla konuşmaya başlamış. Bunun üzerine vezirin mabeyncilerinden biri o kadını Nizamülmülk’ün yanından uzaklaştırmak istemiş. Vezir, mabeyncisinin bu hareketini çok çirkin görmüş ve “Muhakkak ki ben sana bu gibilere yardım edesin diye vazife verdim” diyerek onu haciblikten uzaklaştırmış.

Nizâmülmülk, vezir olduğu 1064’ten, şehit edildiği 1092 senesine kadar aralıksız yirmi dokuz sene Büyük Selçuklu Devletine, tam bir dirâyet ve adâletle hizmet etti. Vazifeli olduğu için katılamadığı Malazgirt Meydan Muhârebesi hâriç, bütün Selçuklu fütûhatında bulundu. Sultan Alp Arslan’ın vefâtıyla veliaht Melikşah’ın tahta geçmesini sağlayıp, nizam ve âsâyişin korunmasında muvaffak oldu. Sultan Melikşah’a muhâlefet eden veya başkaldıran Selçuklu prenslerinin itâat altına alınmasında büyük hizmeti geçti. Sultan Melikşah, devletin idâresinde ona çok büyük ve geniş yetkiler verdi. Nizâmülmülk’ün akıllı, tedbirli ve adâletli idâresi sâyesinde de, Melikşâh’ın saltanatı, aynı zamanda Büyük Selçuklu Devletinin de en parlak ve en şanlı devri olmuştur.

Sultan Melikşah kendisinin başa geçmesinde büyük katkıları olan Nizâmülmülk'e büyük bir saygı duyuyor ve ona ''Peder'' diye hitap ediyordu.

Nizâmülmülk’ün Selçuklu Devletindeki bütün düzenleme ve değişiklikleri ciddî bir şekilde tetkik eden, devlet idâresinde kendi görüşlerini, icrâatını ve bunların gerekçelerini gelecek nesillere intikal ettirmek maksadıyla yazdığı Siyâsetnâme isimli eseri, bugün siyâset ilmiyle uğraşanların el kitapları arasında sayılmaktadır. Siyâsetnâme’de Türk-İslâm devletlerinin idârî, mâlî, siyâsî, askerî, sosyal ve kültürel yönlerini incelemektedir. Tam doğru metin ve ilâvesiz nüshası, İstanbul’da Süleymâniye Kütüphânesi, Molla Çelebi kısmında 114 numarada mevcuttur. Siyâsetnâme, birçok dillere tercüme edilerek, yayınlanmıştır.

Nizâmülmülk, âlim, edip ve kadirşinâs bir zât olduğu için meclisi; ilim ve sanat adamlarının toplandığı bir yer hâline gelirdi. Abbâsi halîfesi de kendisine pekçok hürmet eder, meclisinde bulunurdu. Âlimlere, şâirlere, sanatkârlara karşı çok ikrâm, ihsan ve iltifât ederdi. Birçok câmi, mescit, vakıf eserleri yaptırdı.

Büyük Selçuklu Devletine; idârî, adlî, askerî, mâlî, sosyal ve kültürel sâhada pekçok yenilikler ve değişiklikler getirdi. Sarayı, merkezî hükümet teşkilâtını, İslâm esaslarına dayalı mahkemeleri, toprak sistemini sağlam esaslar üzerine yeniden düzenledi. Gerçekleştirdiği yeni sistemler bâzı değişikliklerle berâber bütün Türk-İslâm devletlerince devam ettirildi.

Nizâmülmülk, zamanında yayılmaya ve kuvvetlenmeye çalışan bozuk fırkalara karşı, Ehl-i sünnet bilgilerinin sistemli bir şekilde öğretilmesi sağlandı. Bunun için Bağdat, Belh, Nişabur, Herat, İsfehan, Basra ve Musul gibi çeşitli şehirlerde, kendi ünvanı ile anılan Nizâmiye Medreselerini kurdurdu. Onuncu yüzyılda Ehl-i sünnete muhâlif cereyanların giderek yaygınlaşması sebebiyle İslâm dünyâsında ortaya çıkan karışıklıkların giderilmesinde Nizâmiye Medreselerinin çok büyük hizmeti geçti.

Bu medreselerin en meşhurlarından birisi de, Bağdat’taki Nizâmiye Medresesi olup, asrın büyük âlimlerinden birisi olan Ebû İshak-ı Şîrâzî burada ders vermekle vazîfeli idi.

Zamanla Sultan Melikşah ile  Nizâmülmülk’ün arasının açıldığı belirtilir.

Vezir Nizâmülmülk'e karşı olan Ebu'l Mehasin Melikşah'ın nedimi ve Nizâmülmülk'ün damadıdır. Ama buna rağmen Nizâmülmülk'ün başarısını çekememektedir. Her fırsatta Melikşah' a veziri şikayet eder. Bir şikayetinde de Nizâmülmülk ve yandaşlarının devlet malının onda birini yediklerini söylemiştir.  Bu hadisenin kulağına gitmesi ile Nizâmülmülk bütün ordusunun ve teçhizatının katıldığı büyük bir şölen düzenlemiş ve bu şölene sultanı davet etmiştir. Şölen sırasında Melikşah'a ''Ben sana, babana ve dedene hizmet ettim. Bu bakımdan benim hizmet hakkım vardır, kulağıma gelen haberlere göre benim senin malının onda birini yediğim söyleniyor. Malını aldığım doğrudur, fakat aldığım malları vakıflara harcıyorum ki senin için bunlardan daha muazzam bir hatıra, daha büyük şükür ve cevap olamaz. İşte aldığım mallar ve sahip olduğum her şey gözlerinin önündedir. İstersen bunların hepsini al bana bir hırka bir zaviye yeter'' bu sözler üzerinde Melikşah duygulanır ve Ebu'ş Mehasin'in gözlerine mil çekilmesini ve Save kalesine hapsedilmesini emreder.

Melikşah ile Nizâmülmülk'ün arasının açılmasının en temel sebeplerinden biri de Sultan'ın eşi Terken Hatun'dur. Terken Hatun, kendi oğlu olan Mahmut'un Melikşah'dan sonra sultan olmasını istiyordu fakat, Nizâmülmülk sultanın başka bir eşinden olan büyük çocuğu Berkyaruk'u destekliyordu. Bu nedenle Terken Hatun ile Nizâmülmülk'ün arası açıktı. Bir diğer devlet adamı olan Tacül Mülk de Nizâmülmülk'ün makamı olan vezirliği ele geçirebilmek için Terken Hatunla ittifak ediyor ve Mahmut'u destekliyordu. Terken Hatun'un Nizâmülmülk aleyhinde Melikşah'a konuşması sultanı epey etkilemiş ve Nizâmülmülk ile Melikşah'ın arasını ciddi şekilde açmıştır. Nizâmülmülk, Merv belgesinin yönetimine kendi oğlu olan Osman'ı tayin etmiş, fakat bunu kabul etmeyen sultan bölgeye kendi adamı olan Kodan'ı şıhne olarak tayin etmiştir. Babasına güvenen Osman, sultanın adamı olan Kodan'ı hapse attırınca Melikşah, Nizâmülmülk'ün haddini aştığını düşünmüş ve ona mektup yazmıştır. İkili arasındaki mektuplaşma şu şekilde gerçekleşmiştir; 

Melikşah: 

"Eğer saltanatta ve mülkünde ortağım isen bunun da bir hükmü ve kuralı vardır. Fakat benim emrimde isen o takdirde bunların şartlarına uymalısın, oğullarından her biri büyük bir ülkeyi istila etti ve büyük bir eyalete vali oldular. Bununla da yetinmediler devlet işlerine tecavüz ve müdahale ettiler. Önünde vezirlik alameti divitinin kaldırılmasını ve başından sarığının alınmasını ister misin?"

Nizâmülmülk:

Eğer o (Sultan) benim saltanatta ve mülkünde ortağım olduğunu bilmiyor idiyse bilsin. Bugün bulunduğu makama benim fikir ve önlemlerimle geldi. Babasının öldüğü gün işleri nasıl idare ettiğimi ve ona isyan edenleri nasıl cezalandırdığımı hatırlamaz mıdır? O zaman bana sımsıkı sarılır ve muhalefet etmezdi. Ne zaman işleri yoluna koydum, düzeni sağladım, herkesi ona itaat ettirdim, yakın ve uzak şehirleri fethettim. İşte  o zaman işlemediğim günahları bana yükledi, hakkımda ki ihbarları işitir oldu, benim adıma ona söyleyiniz ki; başında ki o tacın varlığı bu divite bağlıdır, bu ikisinin iş birliği ve ittifakı istenilen her şeyin bağı ve her türlü ganimetin sebebidir. Bu divitin kapağını kapatırsam onun tacı da yok olur. Eğer bir değişiklik ve tedbire karar verdiyse önce gerekli önlemleri alsın, kapıyı çalmadan önce başına gelecekleri düşünsün ve dikkatli olsun.

Bu olaydan sonra Nizâmülmülk iyice gözden düşmüştür.

Nizamül-Mülk'ün Öldürülmesi

Sultan, 2. Bağdat seferi için yola çıktığında (Ekim 1092) beraberinde Nizâmülmülk, Terken Hatun ve Tacül-Mük de vardı. Onlar Nihavent yakınlarında konaklayıp iftar yaptıktan sonra Vezir Nizâmülmülk çadırına dönerken bir Batıni fedaisi tarafından verilen dilekçeyi almış, okurken de göğsüne aldığı bıçak darbesi sonucu kısa süre de hayatını kaybetmiştir. Öldüğünde 74 yaşında olan vezir uzun süre Selçuklu devletine hizmet etmiş, cenazesi İsfahan'daki Türbe-i Nizam'a gömülmüştür.

NİZAM-ÜL MÜLK'ÜN KİŞİLİĞİ VE FAALİYETLERİ

İş Bankası Yayınları'ndan  Çıkan Siyasetname Baskısı

Nizâmülmülk'ün ölümünün arkasındaki kişinin kim olduğu hala sırrını korumakla beraber şüpheliler listesine baktığımız zaman, Melikşah, Terken Hatun, ya da Batıniler ile çok uğraşıp onları tasfiye etmeye çalıştığı için bizzat Hasan Sabbah tarafından öldürülme emrinin verilme ihtimali vardır.

Nizâmülmülk alim, dindar, merhametli, zeki, az konuşup çok iş yapan bir kişiliğe sahipti. İsfahan, Nişabur, Belh başta olmak üzere pek çok önemli Selçuklu şehirlerine Medreseler yaptırdı. Alimlere çok saygılı ve kendini övenlerden hoşlanmayan bir yapıya sahipti. Devrin din büyüklerinden olan Ebu Ali Farmezi yanına geldiği zaman kendi makamına onu oturtur kendisi de onun önünde diz çökerdi, bunu neden yaptığını soranlara da "Farmezi yanıma gelen diğer insanlar gibi beni övmez, benim hata ve kusurlarımı yüzüme vurarak kibrimi bastırır bu yüzden ona saygım sonsuzdur" demiştir.

Fakirleri yemeğe davet edip onlara yakın olmak Nizâmülmülk’ ün adetlerindendir. Bu konuyla ilgili pek çok rivayet vardır ama kesinlik boyutu taşımaz.

Nizâmülmülk'ü değerli kılan en önemli eserlerinden biri de ''Siyâset-nâme'' adlı kitabıdır. Büyük vezir bu eserinde, hükümdarlara ve devlet adamlarına devlet yönetimi ve işleyişi hakkında hikayelere dayanarak öğütler vermektedir. Eserde ağırlık olarak üzerinde durulan konular; adil olunması, halkın çıkarlarının gözetilmesi, ve tebaaya zulüm edilmemesi meseleleridir. Nizâmülmülk bu eserini Melikşah'ın isteği doğrultusunda yazmıştır.

Yazıya Nizâmülmülk'ün Siyaset-name adlı eserinin girişindeki sözle son vermek istiyorum; 

"Küfr ile belki amma, zulm ile payidar kalmaz memleket".

KAYNAKLAR

Ali Sevim, Erdoğan Merçil, Selçuklu Devletleri Tarihi, TKK, Ankara, 1995
İbnü'l Esir, El-Kamil Fi't Tarihi (Büyük Selçuklu Devleti Tarihi) Ark, İstanbul, 2013 
Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk-İslam Medeniyeti, Ötüken, 2003 
Nizâmülmülk, Siyasetname, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2011

***

Yukarıdaki bilgi sayın Hüseyin Topal’ın http://www.tariheyolculuk.org/2013/06/buyuk-devlet-adamnizam-ul-mulk-ve.html sayfasında yayınlanan yazısından alınmış, ayrıca http://www.cokbilgi.com/yazi/nizamulmulk-kimdir-hayati-buyuk-selcuklu-veziri/ sayfasından da yararlanılmıştır.

***

Nizamülmülk’ün Yedi Önemli Tavsiyesi

Devlet idare etmek ahlak ve adalet gibi iki temele dayandığı için tarih boyunca âlimler, devlet adamlarını ikaz etmişler, yazdıkları eserlerle onlara nasihat ve tavsiyelerde bulunmuşlardır. Bu tür eserlerin en meşhurlarından biri de, yarım asırlık devlet adamlığı tecrübesine sahip Selçuklu veziri Nizamülmülk’ün Siyasetname’sidir. Vefatının üzerinden 924 yıl geçse de yaptığı tavsiyeler ve nasihatler hâlâ devlet idaresinde olmazsa olmaz unsurlar arasında yer alıyor…

  1. Devlet, kolay kolay herkese nasip olmayacak büyük bir nimettir. Bu nimete sahip olan kimse, âhirette büyük bir külfetle de karşı karşıya olduğunu bilmelidir. Fırsat eldeyken devletin malını devlet için harcamalı, dünyalık yığmak yerine âhiret için hazırlık yapmalıdır. Kendisi son derece rahat yaşarken halkı yoksulluk çeken devlet adamını çetin bir hesabın beklediği çok açıktır. Hazret-i Ömer (r.a.) dahi bu azaptan korkuyorsa, diğerlerinin vay haline!
  2. Devlet işlerinde vazife yapanlar, başkalarının hakkına çok kolay ulaşabildikleri, bütün gücü kendilerinde gördükleri için, yaptıkları her iş kayıt altında olmak zorundadır. Devletin vazifelendirdiği birisi, mazlumun, yetim ve fukaranın hakkını yerse, vay o devletin haline!
  3. Herkes liyakatine göre değerlendirilmelidir. Kişide aranması gereken şey mal mülk değil hünerdir. Soyu sopu belli olan kimseler varken devlet vazifesi ne idüğü belirsiz olanlara verilmemelidir. Devletin bekası için, ehil olmayan kimselere iş buyrulmamalıdır. Bir kişiye birden fazla iş yükleyip, onlarca kişiyi işsiz bırakmak akıl kârı değildir. Devlet adamı bunun dengesini gözettiği sürece iyi bir devlet adamıdır. Aksi takdirde saltanatının zeval bulması çok yakın olacaktır.
  4. Devlet işlerinde dini bütün, Allah korkusu olan, haram yemekten kaçınan bir yardımcıyı herkes ister. Ancak aksi durumda, yardımcı yerine bir casus beslenmiş olur. Bu da devletin bekâsını temelinden sarsacak mahiyette bir olumsuzluktur.
  5.  Devlet işlerinde vazife yapanlar, iyi ya da kötü olabilirler. Halk, iyileri hayırla anarken kötüleri nefretle yâd eder. Sevilen bir devlet adamı olmak varken, arkasından kin duyulan biri olmak akıllı kimsenin yapacağı iş değildir. Zira makam mevki geçicidir, kalıcı olan insanlık ve hayırseverliktir.
  6. Devlet adamı zulmetmemeli, zulmetmiyorsa bile vazifelendirdiği adamların zulmedip etmediğini bilmelidir. Yoksa mazlumların ettiği ah, eninde sonunda dönüp kendisini bulacaktır.
  7. Merhamet son derece güzel bir haslettir. İnsanoğlu yeri geldiği zaman merhametli olmayı da bilmelidir. Acıma duygusu Allah korkusuyla birleşince, adaletli bir devlet adamı ortaya çıkacaktır. Tarih kitapları, taş kalpli nice devlet adamının kalıcı olmadığını ısrarla  yazarken bu gerçeğe işaret etmektedir.

Yukarıdaki yazı http://yedikita.com.tr/devletin-bekasi-icin-7-tavsiye/ sayfasından alınmıştır.

 

Medeniyet Tasavvuru

Abdullah TURAN ve Kudret Safa GÜMÜŞ
Adem DOĞAN
Celal KIRCA
Durmuş HOCAOĞLU
Dursun AYAN
Ernur GENÇ
Fahri SAKAL
Fazıl KARAHAN
Hanifi ÖZCAN
Harun ÇAĞLAYAN
Hilmi DEMİR ve Songül DEMİR
Mehmet ÖZ
Michael HARALAMBOS
Nadim MACİT
Necati ÖNER
Nilgün CELEBİ
Orhan KAVUNCU
Ramazan TURAN
Selami KILIÇ
Şennur ÖZDEMİR

Şiir Yarışması

ilan1

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

4534153