Sabir ASKEROĞLU
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump, 12 Şubat 2025 tarihinde Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşı sona erdirme planını uygulamaya koymuştur. Bu kapsamda önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ardından da Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy ile telefon görüşmesi gerçekleştirmiştir. Trump, barış görüşmelerine hazırlanmak için bir ekip oluşturduğunu açıklamış ancak Putin ile gerçekleştirdiği görüşmelere ilişkin NATO müttefiklerini bilgilendirmemiştir. Bir buçuk saat süren Trump-Putin telefon görüşmesinin ardından taraflar “yeni görüşmeler yapmak konusunda mutabakata vardıklarını” ve bir sonraki görüşmenin Suudi Arabistan’da yüz yüze gerçekleştirilmesine karar verildiğini belirtmiştir. Ancak Trump’ın bu girişimi Ukrayna ve Avrupa’da birçok çevre tarafından “ihanet” olarak adlandırıldı.
Trump yönetiminin öne sürdüğü barış planının içeriği henüz bilinmemektedir. Daha önce söz konusu planın 14-16 Şubat 2025 tarihleri arasında düzenlenen Münih Güvenlik Konferansında açıklanacağı beklenmekteydi. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, toplantının özellikle Amerikan heyeti açısından ana gündem maddesinin Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaş olacağını ifade etmiştir. Ancak daha sonra barış planının açıklanmasının şubat ayının sonuna sarkabileceği ve Münih’te Amerikan heyetinin NATO müttefikleriyle bu plan üzerine görüş alışverişinde bulunacağı açıklandı. Daha sonra 18 Şubat’ta ABD ve Rus heyetleri, ikili ilişkileri normalleştirme ve Ukrayna’daki savaşı sonlandırma hedefleriyle Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da bir araya gelmişti. Bu görüşme aynı zamanda Trump-Putin görüşmesinin de ön görüşmesi niteliğindeydi. Riyad görüşmesinde Ukrayna’da barışın sağlanmasının üç aşamalı bir süreç olacağı söylenmiş olsa da barış planıyla ilgili bir açıklama yapılmamıştır. Her ne kadar Rusya ve Ukrayna’ya ne tür bir barış planı önerileceği gizli tutulsa da Trump’ın mevcut kabinesinde yer alan yetkililerin daha önceki açıklamalarından yola çıkarak bu planın muhtemel çerçevesine dair ipuçları sunmaktadır.
Bugüne kadar üç ana öneri olduğu söylenebilir; bu öneriler ABD’nin Ukrayna ve Rusya Özel Temsilcisi Keith Kellogg’dan, ABD Başkan Yardımcısı James David Vance’den ve eski ABD Almanya Büyükelçisi ve Ulusal İstihbarat Direktörü Richard Grenell’den geldi.
“Kellogg Planı”nın ilk taslakları, Nisan 2024’te Trump yanlısı düşünce kuruluşu America First Policy Institute’un internet sitesinde yayımlandı. Kellogg’un eski Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Fred Fleitz ile birlikte hazırladığı planda Ukrayna’nın NATO’ya girişinin ertelenmesinin, karşılığında Ukrayna’ya güvenlik garantileri sağlayan bir anlaşma yapılması önerildi. Plana göre tarafların “mevcut cephe hattı” esas alınarak ateşkes konusunda anlaşması gerekmektedir. Aynı zamanda planda Ukrayna’nın toprak uğruna askerî mücadele planlarından vazgeçmesi gerektiği ve Kiev’in onaylayacağı anlaşmaların imzalanmasının ardından Rusya’ya yönelik yaptırım rejiminin tamamen revize edilmesine olanak sağlanması önerildi. Kiev’in Moskova ile müzakerelere başlamaması hâlinde ise Washington’ın Ukrayna’ya askerî yardımı keseceği öngörülmektedir. Rusya’nın müzakereyi reddetmesi ise tam tersine ABD’nin Ukrayna’ya desteğinin artmasına yol açacaktır. Ayrıca Rus enerji kaynaklarının satışına vergi getirilmesi ve bu vergilerin Ukrayna’nın yeniden canlandırılması amacıyla kullanılması önerildi. Kellogg, 7 Şubat 2025’te yaptığı açıklamasında “Trump, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırganlığını durdurmak için yaptırım baskısını artırmayı düşünüyor.” açıklamasında bulundu.
13 Şubat’ta Kellogg, Fox News’e verdiği röportajda, Batılı ülkelerin Ukrayna’nın Rusya’nın parçası olarak kaybettiği toprakları tanımak zorunda olmadığını söyledi. “Sovyetler Birliği (SSCB) Baltık ülkelerini işgal ettiğinde biz hiçbir zaman bu ülkelerin onlara ait olduğunu söylemedik. Biz onların sadece SSCB egemenliği altında olduklarını söyledik” dedi. Kellogg, Ukrayna’nın toprak kaybının özel bir anlaşmayla kayıt altına alınabileceğini de belirtti.
Başkan Yardımcısı Vance, fikirlerini 2024 yılının Eylül ayında açıklamış ve anlaşmanın mevcut cephe hattında silahsızlandırılmış bölge içermesi gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca bölgenin olası Rus saldırılarını önlemek amacıyla “ağır silahlarla güçlendirilmesi” gerektiğini öne sürmüştür. Bu önerisi, Ukrayna’nın NATO üyeliğinin reddedilmesi anlamına gelmektedir. 2024 yılının temmuz ayında düzenlenen yuvarlak masa toplantısında konuşan Ulusal İstihbarat Direktörü Richard Grenell Ukrayna’nın doğusunda “özerk bölgeler” oluşturulmasını önermiş ve ülkenin NATO’ya yakın zamanda girmesine karşı çıkmıştır. Görüldüğü üzere, tüm önerilerde Ukrayna’nın NATO üyeliğinin gündemden çıkarılması konusunda bir uzlaşma sağlanmış durumdadır. Bununla birlikte, Ukrayna’nın işgal altındaki topraklarının yeniden Kiev’in kontrolüne geçeceğine dair bir beklenti bulunmamaktadır.
12 Şubat’ta daha çok “Rammstein Formatı” olarak bilinen, Ukrayna İrtibat Grubu toplantısında konuşan yeni ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, “Ukrayna’nın NATO’ya katılmasının ve ülkenin 2014 sınırlarına geri dönmesinin gerçekçi olmadığını” ifade etti. Trump, 13 Şubat’ta yaptığı açıklamasında Ukrayna’nın kaybettiği toprakların bir kısmını geri almasının ihtimal dışı olmadığını belirtmiştir. Ukraynalılar Rusya kontrolündeki toprakların geri alınmasını gerçekçi bulmamakla birlikte genelde Trump’ın barış planına tepki göstermektedir. Zelenskiy, savaşın sona erdirilmesine yönelik bir planın “tamamen Amerikan” olamayacağını belirtmiştir. Ukraynalılar hem NATO üyeliği konusundaki umutsuzlukları hem de Trump’ın Kiev’i sürece dahil etmeden doğrudan Rusya ile bir anlaşmaya varma ihtimali nedeniyle endişe duymaktadır Tüm bunlara rağmen Ukrayna Savunma Bakanı Rüstem Umerov’a göre “Ukrayna NATO üyesi olmalıdır ve olacaktır”. Kiev, Ukrayna’nın güvenliğinin NATO üyesi olmadan sağlanamayacağını düşünmektedir. Zelenskiy, Putin ile müzakere masasına oturmayı kabul edeceğini ancak müzakerelere başlayabilmek için Batı’dan güvenlik garantisi verilmesini istemektedir. İsteklerinin arasında uzun vadede NATO üyeliği ve Ukrayna kontrolündeki topraklarına, aralarında Amerikan askerlerinin de bulunduğu barış güçlerinin konuşlandırılması yer almaktadır. Zelenskiy daha önce yaptığı açıklamalarda Ukrayna’nın NATO üyesi olmaması durumunda asker sayısını iki katına çıkarmak zorunda kalacağını belirtmiştir. Ancak ülkesinin böyle bir orduyu bulundurmak için gerekli maddi kaynaklardan yoksun olduğunun da farkındadır. Bu bağlamda Ukrayna’nın NATO üyeliği sağlanmazsa ülkenin güvenliğini garanti altına almak için nükleer füzelere sahip olması gerektiğini dile getirerek Batılı müttefikleri etkilemeye çalışmaktadır.
Rusya’da İyimser Hava
Trump-Putin telefon görüşmesi ve ardından da Riyad toplantısı Rusya’da büyük memnuniyetle karşılandı. Putin, çatışmaların patlak vermesinin temelindeki nedenlerin ortadan kaldırılması gerektiğini buna da müzakereler yoluyla uzun vadeli bir çözümle ulaşılabileceğini belirtti. Trump’ın, Rusya ile ABD’nin birlikte çalışmasının zamanının geldiği yönündeki tezini de desteklediğini açıkladı.
Rusya’ya göre çatışmaların patlak vermesinin temel sebeplerinden biri Ukrayna’nın NATO üyeliği girişimleri, diğeri ise NATO’nun 1997 sınırlarına geri çekilmesi talebidir. Putin, NATO ve ABD’nin bu talebi yerine getirmemesi durumunda Ukrayna’nın tamamını işgal etmekle tehdit etmiş fakat Batı ittifakı geri adım atmamıştır. Şimdi ise Trump’ın NATO’yla yaşadığı sorunlar göz önünde bulundurulduğunda, Rusya’nın bu konuyu yeniden gündeme taşıması hâlinde, NATO üyesi Avrupa ülkeleriyle yeni bir gerilim alanının ortaya çıkabileceği öngörülmektedir.
ABD’den farklı olarak, Kremlin yetkilileri diplomatik görüşmelerin kamuoyuna yansımasını kesinlikle istememekte ve bu tür konularla ilgili soruları genellikle yanıltıcı veya belirsiz yanıtlarla geçiştirmeyi tercih etmektedir. Bu doğrultuda, Trump-Putin görüşmesinin içeriği hakkında herhangi bir detay paylaşılmaması da şaşırtıcı olmamıştır. Gazetecilerin sorusunu cevaplayan Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Trump-Putin görüşmesinin içeriğiyle ilgili Kırım, Sivastopol, Donbass ve diğer kontrol altındaki bölgelerin Batı tarafından tanınması konusunun ve yaptırımların kaldırılması ihtimalinin görüşülmediğini söyledi. Ukrayna’nın işgal altındaki toprakların hukukî statüsüyle ilgili de Ukrayna konusunda olası müzakerelerde Minsk anlaşmaları deneyimini dikkate alınacağını bildirdi. “Minks deneyimi” Avrupa’nın da yer aldığı, Ukrayna ile Rusya himayesindeki Donbas bölgesi yöneticileriyle yapılan ve çatışmacı tarafların ateşkes sağlanmasını öngören bir anlaşma süreciydi. Rusya açısından Minsk süreci başarısız olmuştu. Rusya’ya göre bunun sorumlusu Minsk Mutabakatı’nın yerine getirilmesini istemeyen Avrupalı ülkelerdi.
Rusya Senatosu Uluslararası İlişkiler Komitesi Başkan Yardımcısı Andrey Klimov, Vzglyad gazetesine yaptığı açıklamada, “Soğuk Savaş sırasında bile böyle bir şey yaşanmadı. İki süper güç arasındaki ilişkilerin kademeli olarak normale dönmesini umuyorum. Moskova ile Washington arasındaki ilişkilerin çözümünün özü değişen dünyada iki ülkenin barış içinde bir arada yaşamasını sağlamak olmalıdır” değerlendirmesini yaptı. Devlet Duması Uluslararası İlişkiler Komitesi Birinci Başkan Yardımcısı Aleksey Çepa, NEWS.ru’ya yaptığı açıklamada, ABD ile Rusya arasında Ukrayna sorununun çözümüne yönelik olası bir anlaşmanın öncelikle Avrupa’yı en çok da Baltık ülkelerini tedirgin edeceğini söyledi. Baltık ülkelerine göre, Rusya’nın Ukrayna’da bir zafer elde etmesi halinde bir sonraki hedefin kendileri olacağına dair güçlü bir endişe bulunmaktadır. İki lider arasındaki görüşmeye ilişkin uzman camiasında temkinli bir iyimserlik hâkimdir. Siyasi Konjonktür Merkezinin Bilimsel Konsey Başkanı Aleksey Çesnakov, bu görüşmenin bir “yumuşama”ya işaret edebileceğini ve Trump’ın diyaloğu tanımlamasının “büyük bir atılım gibi göründüğünü” düşünmektedir. Yazar Roman Antonovski, Rusya’nın Ukrayna’ya askerî müdahalesiyle Batı’ya meydan okuyabilen ve çıkarlarını savunabilen egemen bir devlet olarak dünya tarihine geri döndüğünü söyledi. Siyaset bilimci Aleksandr Nosoviç’e göre bu görüşmenin Batı’nın Rusya’ya yönelik uluslararası izolasyonuna son vereceğine inandığını belirtti.
“Международное обозрение/International Review” TV programının sunucusu, Valdai Kulübü Araştırma Direktörü Fyodor Lukyanov, Rusya ile ABD arasındaki ilişkilerin “fabrika ayarlarına” döndüğünü ve Trump’ın büyük güçlerin klasik rekabetini uluslararası politikaya geri getirdiği yorumunda bulundu. Lukyanov ayrıca “Trump kesinlikle en sevdiği havuç-sopa yöntemini kullanacaktır. Telefon görüşmesinin ardından ilişkilerde iyileşme kaydedilmesine rağmen ciddi hayal kırıklıklarının kaçınılmaz olacaktır. Trump, Ukrayna krizini ABD’nin küresel liderliğini ortaya koyacak şekilde sonlandırmayı planlamaktadır” diye sözlerine ekledi.
İlk bakışta, Trump’ın barış planı, Rusya’nın Ukrayna müdahalesini meşrulaştırmak için öne sürdüğü bazı hedeflerle örtüşmektedir. Bu plan, Ukrayna’nın NATO’ya üye olmamasını ve işgal edilen topraklarının en azından bir kısmının de-facto olarak Rusya’nın kontrolüne bırakılmasını öngörmektedir. Buna karşılık, Rusya’dan çatışmanın dondurulmasına katkı sağlaması beklenmektedir. Bu bağlamda Trump’ın barış planı Rusya’nın lehine gibi gözükmektedir. Fakat bu madalyonun bir tarafıdır. Diğeri ise Trump’ın ABD’yi Rusya-Ukrayna Savaşı’nda taraf olmaktan çıkararak tüm sorumluluğu Avrupa üzerine yıkmak. Orta vadede Rusya ile Avrupa’yı karşı karşıya getirmeyi planladığı görünmektedir. Trump’ın barış planının Avrupa tarafından da kabul görmeyeceği açıktır. Barış görüşmeleri sürecinin dışında bırakılan Avrupa’nın, Rusya ile çıkar çatışması yaşamaya devam edeceği kaçınılmazdır. ABD desteğinden yoksun kalan Avrupa hem kendi kaynaklarıyla Ukrayna’nın savunmasını sağlamaya çalışacak hem de Rusya için daha kolay hedef olarak görülecektir. Rusya-Avrupa düşmanlığı bu süreçte artabilir ve Rusya, Avrupa için daha büyük risk olmaya başlayabilir.
Orta ve uzun vadede Rusya için de fazla olumlu bir süreç yaşanmayabilir. Rusya’nın Ukrayna müdahalesine neden olduğunu dile getirdiği amaçlarının sadece ikisine ulaştığı kabul edilebilir; bunlar Ukrayna’nın NATO dışı tutulması ve işgal altındaki toprakların Rusya’nın sayılmasıdır.
Diğer taraftan ise Rusya’nın işgal ettiği toprakların statüsünün belirsizleştirilmesi o bölgelerin Kiev ile Moskova arasında her zaman sorunlu bölge olarak kalamaya devam edeceği anlamına da gelmektedir. Rusya’nın, işgal altındaki bölgelerde askerlerinin önemli bir bölümünü tutmaya devam etmesi ve bu bölgelerle meşgul kalmasının olası bir sonuç olduğu söylenebilir. İşgal altındaki bölgeler Kiev ile Moskova arasında çözülmemiş bir mesele olarak kaldığı sürece, Ukrayna’nın Rusya’nın etki alanı dışında kalmaya devam etmesi beklenmektedir. Ukrayna, Rusya’nın Avrupa sınırlarında hasım bir devlet olarak varlığını sürdürerek Avrupa’nın etkisi altına daha çok girecektir. Aynı zamanda Ukrayna, Rusya’ya karşı Avrupa tarafından bir baskı unsuru olarak kullanılabilecek bir konuma gelecektir. 2014’te Rusya’nın Kırım ve Donbas’ı işgal etmesinin ardından başlayan çatışmalar sırasında, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, “savaştan ekonomik olarak zayıflayacak olan Ukrayna kaçınılmaz olarak Rusya’nın etkisi altına girecek” ifadelerini kullanmıştı.
Rusya’nın mücadelesi artık ABD’yle değil Avrupa’yla olacaktır. Daha önceki yıllarda Rusya-Avrupa ilişkilerinin gelişmesinin önündeki en büyük engelin ABD olduğuna inanan Moskova bu fikrini değiştirerek Avrupa’yla doğrudan karşı karşıya gelebilir. Rusya, mevcut jeopolitik dinamikler doğrultusunda daha fazla Avrupa dışına itilebilir. Trump yönetiminin Rusya ile olası bir anlaşma arayışında, Ukrayna ve Avrupa’ya yönelik Amerikan desteğini geri çekme karşılığında, Putin’den Moskova’nın İran, Kuzey Kore ve Çin ile olan ilişkilerinde revizyona gitmesini talep etmesi muhtemeldir. Bu da Putin’in en zor karar vereceği konuların başında gelmektedir. Rusya’nın, Trump’ın olası taleplerini kabul etmesi durumunda, Ukrayna Savaşı sonrasında geliştirdiği sınırlı sayıdaki dost ülkeyle olan ilişkilerinin bozulma ihtimali yüksektir. Trump’ın Rusya’yla yakınlaşmak istemesinin temel nedenlerinden biri de Rusya-Çin ortaklığını zayıflatmaktır. ABD Savunma Bakanı Hegseth’in de vurguladığı gibi ABD’nin küresel stratejik hedefi Avrupa güvenliğinden ziyade diğer bölgelere odaklanmaktır. Bu çerçevede, Trump’ın Avrupa güvenliğini öncelikli meseleler arasından çıkarma planının, Putin tarafından ne ölçüde destekleneceği ve bu durumun Rusya’nın stratejik hesaplamalarına nasıl etki edeceği zamanla netlik kazanacaktır.
————————————
Kaynak:
https://www.orsam.org.tr/tr/trumpin-ukrayna-icin-baris-plani-rusya-icin-firsat-mi-tuzak-mi/