Laiklik ve Sekülerizm

İslâmî camiada “lâikliği reddediyorum” diyen şahıslar “din adamı” (Klerik) değildi. Lâiklik Din adamları sınıfının (klerik), Devlet’in yasalarını belirlememesini, kamusal alanda dünyevi işlerde yönetici olmamasını ifade eder. Buna göre “Laiklik”, Devlet’in belli bir dinin örgütlenmiş olmasına karşı çıkmaz, ama bu örgütün ve onun Klerik bürokrasisinin (ruhbanların) Devlet’e ve Toplum’a kanun vermesine, Devlet’i ve Toplum’u yönetmesine itiraz eder.

Sekülerizm ise, devletin ve kamusal alanın tüm dinlerden eşit uzaklıkta durmasını ve değer yargılarının Din’den alınmamasıni dini inançların, kurumların ya da değerlerin yönetim ve toplumsal düzen üzerinde herhangi bir belirleyici etkisinin olmamasını savunan yaklaşımdır.

Sekülerizm, dinin bireysel bir mesele olarak kalması gerektiğini ve devletin dini otoritelerden bağımsız, tamamen dünyevi (seküler) bir temelde işlev görmesi gerektiğini vurgular. Bu bağlamda, sekülerizm dinin varlığını reddetmez, ancak dinin kamusal alandaki etkisini asgariye indirmeyi veya tamamen ortadan kaldırmayı amaçlar.

Sekülerizm, Devlet’in sadece belirli bir dine değil, tüm dinlere karşı nötr ve uzak bir pozisyon almasını ister. Seküler bir sistemde, dinin kamusal alanda görünürlüğü ve etkisi mümkün olduğunca sınırlandırılır; devlet, dini kurumları desteklemez, finanse etmez ve dini sembollerin veya kuralların kamusal politikada imtiyazlı olmasına izin vermez. Örneğin Laik bir siyasal sistemde bir Hintli’nin kamu pesoneli olarak sarıklı-cübbeli kıyafetle bulunmasına izin verilmez; Seküler bir sistemde ise toplumdaki bütün inanç sahipleri kıyafetleriyle kamu personeli olabilse bile bunların devlet görevlisi olması dini intisaplarından değil, devletin belirlediği eşit yurttaşlık yasalarından gelen şartların tamamlanmasındandır.

Bir başka deyişle Laiklik, din ile devlet işlerinin ayrılmasına odaklanır ve din adamlarının (kleriklerin) dünyevi işlere, özellikle de devlet yönetimine karışmasını engellemeyi hedefler. Laiklik, dinin varlığını kabul eder ve bireylerin dindar olmasına karşı çıkmaz; örneğin, bir kilise bahçıvanı “laik”tir çünkü din görevlisi değildir, ama bu bahçıvan dindar olabilir, Kilise’ye bağlı olabilir, Pazar Ayinleri’ne katılır, vs. Laiklikte, devlet belli bir dinin veya mezhebin örgütlenmesine izin verebilir veya dinin toplumsal hayatta belirli bir rol oynamasına izin vermesi mümkün olabilir (örneğin, Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığı gibi yapılar laiklik çerçevesinde varlığını sürdürür). Ancak Laik sistem, bu örgütlü dindarlığın Devlet işlerine karışmasına engel olur.

Seküler sistem ise, Devlet’in hiçbir dine toplumda belli bir rol oynaması konusunda desteği olmamasıdır. Sekülerler dinin kamusal alanda belirleyici olmaktan tamamen çekilmesini ve devletin dinsiz (nötr) bir alan olarak işlemesini hedeflerken, laikler din ve devlet işlerinin birbirine karışmamasını sağlamaya odaklanır.

Şimdi yukarıdan beri getirdiğim bu temellendirme çevresinde Türkiye’de İslâmî kesim “laik değilim, çünkü Müslümanım” diyerek laiklik kavramının dışında durmakta, kavramı çarpıtmaktadır. Çünkü “laik”, “klerik olmayan” demektir. İslâmî toplum düşüncesine sahip çıkanlar ise zaten klerik (din adamı) olmadıkları gibi, Türkiye’nin yönetim sisteminin “din adamı sınıfına özgülenmesi” gibi bir teklife de sahip değildir. Dolayısıyla laiklik İslâmî kesimde yanlış içerikle tartışılmaktadır.

Kendilerine “laik” diyen kesime gelince, onlar da gerçekte “laik” düşünceli değildir. Zira laiklik, dinin devlete müdahale etmemesi demek olduğu gibi, devletin de dine müdahale etmemesidir.

Yazar
Lütfi BERGEN

Bu websitesinde farkı kaynaklardan derlenen içerikler yayınlanmakta olup tüm hakları sahiplerinindir. Sitedeki içerikler atıf gösterilerek kaynak olarak kullanlabilir. Yazıların yasal sorumluluğu yazara aittir. Tüm Hakları Saklıdır. Kırmızlar® 2010 - 2025

medyagen