Bir dostu tanıyalım

Durmuş HOCAOĞLU

1948 yılında Bayburt'ta dünyaya gelen Durmuş Hocaoğlu 1974 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi'nden Elektrik Mühendisi olarak mezun oldu.

1982 yılında mühendislik mesleğini terketti ve Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Fizik Bölümü'ne öğretim görevlisi olarak girdi. O tarihten sonra Felsefe'de master ve doktora yaptı, Fizik'te ise master yaptı, doktorasını tez aşamasında bıraktı.

1983 yılında İstanbul Üniversitesi'nde başladığı felsefe kariyerinde önce 1986'da "Descartes'ın Fizik Anlayışı" isimli tezi ile yüksek lisansını, 1994'te "Türk-İslâm Düşünce Tarihinde ve Modern Fizik'de Kozmos" isimli tezi ile doktorasını ve 1986'da ise Marmara Üniversitesi'nde"Tekil Lineer Sistemler İçin Geliştirilen Bir Transformasyonun Yorumu Üzerine" isimli tezi ile fizik yüksek lisansını tamamladı.

Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü'nde öğretim üyesi olarak görev yapan ve mültidisipliner bir akademik çalışma kariyeri bulunan Hocaoğlu'nun çalışma alanları Fizik Felsefesi, Bilim Felsefesi, Tarih ve Siyaset Felsefesi olup, muhtelif dergilerde Elektrik Mühendisliği ve Fizik gibi teknik konular yanında Bilim ve Fizik Felsefesi, Tarih Felsefesi, Siyaset Felsefesi, Din ve Laiklik v.b. konularda makaleler kaleme almış; ayrıca, muhtelif akademik toplantılara tebliğler sunmuş ve tebliğ kritikçikliği yapmış, birçok gazete ve dergide sürekli yazarlık yapmıştır. Yayınlanmış üç kitabı bulunmaktadır.

23 Ekim 2010'da İstanbul'da hayata gözlerini yuman Durmuş Hocaoğlu, Karacaahmet'teki aile kabristanına defnedilmiştir.

Kitapları

Devletçilik Bumerangı., Ufuk Yayınları., Kasım 2002, İstanbul (Makale Derlemeleri)
Düşük Şiddetli Devrim ve Bir Entelijansiya Kritiği., Gelenek Yayınları., Eylül 2002, İstanbul (Makale Derlemeleri)
Laisizm'den Millî Sekülerizm'e., Selçuk Yayınları., Birinci Baskı: Ankara, Ekim 1995

Durmuş HOCAOĞLU hakkındaki yazılardan bir örnek

Aynayı Tuttum Yüzüme: Bir Durmuş Hocaoğlu Kitabına Girizgah, Düşük Şiddetli Devrim
O. Berat ÇELEBİ


ayyıldızhaber 05 Ocak 2016


Bir adam düşünün; 45-50 kilolar seviyesinde yüzünün kemiklerini ve parmaklarının eklemlerini rahatlıkla seçebileceğiniz. Gür bir sesle konuşur ve kendisini her kültür, her branştan ve her görüşten insana dinletir. Mülahaza, münazara ve yer yer de münakaşadan çekinmez. Günde bir iki saat ya uyur ya da uyumaz. Bir anda manyetik alan teorilerinden emsal verir ve bunu kozmoloji ile bağdaştırarak "sosyal" bir alandan misaller sunar.[1] Olayın ciddiyetine göre anlattıklarına zaman zaman sinirlenir. Sayısal, sözel gibi yalnızca üniversite imtihanlarına girişte var olan, lakin bilimsel hayatımıza müteessif bir şekilde tesir eden ucube ayrımlara takılmayan bilim adamlarına rast gelmek, her üniversite öğrencisi için eşine az rastlanır bir haslet olsa gerek. Alanı dışında zevkler ve meraklar ile öğrencisini aydınlatır ve muhakkak etki eder.

Ne var ki gün geldi. Azrail isimli melek görevini ifa etti ve O'nun takipçisi olan benim gibi birçok kimse fikren öksüz ve zihnen yetim kaldı. Rahmetli Hoca'nın ağır düşüncelerinin yükü altında gitgide zayıflayan vücudu yazılı gün geldiğinde, cismi âlemden ayrıldı. Kaybının üzerinden 5 sene geçti. Kendine has mühendis özellikleri ile felsefenin içinden bakışlarının damakta bıraktığı tat ve zihinde oluşturduğu farklı perspektifler açısından kendine köşe edinmiş birçok yazarın çok daha ötesinden olduğunu köşe sahiplerinin ağzından da işitiyorduk. 

Rahmetli Hoca'nın bilgisayar yazılımcılarının tabiri ile "open source" (türkçesi açık kaynak) bir entelektüelimiz olduğu için kendisini özleyen yahut kendisinin metodolojisini merak edenler için hala aktif olan sitesinden ve kitaplarından istifade etmek mümkün. O'nu tanımak istediğinizde ilk olarak mükemmeliyetçi kişiliğinin bir neticesinde; yazın hayatı ile kıyaslandığında az sayıda olan kitapları göze çarpar. Maalesef bu kitapların yeniden baskısının yapılmıyor oluşu nedeniyle konu ile ilgilenen gerek akademik çevreler ve gerekse meraklı okuyucular için sahafların yolunu tutmaktan başka çare kalmamıştı ki kendisinin hayatı döneminde senelerce "talebelerine"[2] hitap ettiği "Kültür Ocağı Vakfı"[3] birer birer kitapları yeniden okuyucularının dikkatine sunmaya başladı.

İlk olarak kısa ifadesi ile Rahmetli Hoca'nın "Laisizmden Milli Seküllerizme" [4] kitabını, "Düşük Şiddetli Devrim"[5] kitabı takip etti ki şimdiye kadar girizhgahını sunmuş olduğumuz yazımızın ana konusu budur.

Rahmetli Hoca'yı şahsen hayatının son iki - üç senesinde tanıma fırsatı olan, hiçbir zaman resmi olmasa da gayrı-resmi bir talebesi[5] olarak kitabın uslubü ve konuları ele alış biçimi açısından daha şeddeli olarak ilk zihnimde bıraktığı intiba, Durmuş Hocaoğlu, bir entelektüel, bir münevver ve bir düşünce adamı olarak 90'lı yılların sonu 2000'lerin başında son yıllarından daha iyimser olduğuna ve kendini karamsarlığa iten hususlar açısından ümitvar düşünceler ile kendini ifade ettiği... Bir entelektüel portresi açısından, daha ayrıntılı bir değerlendirme yapmak beni aşsa da "Durmuş Hocaoğlu'nun fikir hayatının yıllar içindeki değişimi" konusu, umarım ilerleyen yıllarda Türkiye'de aydın hayatı açısından mühim bir değerlendirme olacaktır. Kitabı özetlemekten imtina ederim, yine de bam teline dokunmamak, Rahmetli Hoca'nın koca bir medeniyetin ağırlığını omuzlarına alan yazın üslubuna ters düşecektir. 

Naçizane kitabı bir senfoni olarak tahayyül edecek olsam, sol anahtarlarından birine zannediyorum ki ''Geçmişin hatalarından ders çıkarıp bir gelecek tasavvuruna girişmek....'' diye isimlendirirdim: 

Türk siyasi yaşamının çokça kullandığı ve etrafından laf çevirdiği bir klişeleştirmiş, belki de kemikleşmiş bir husus. Fakat ideolojiler ya da siyasi etkiler neticesinde neredeyse kastlaşmaya doğru evrilen bir manzara içinde Durmuş Hocaoğlu "Düşük Şiddetli Devrim, Bir Entelicansiya Kritiği" kitabı ile 2000'li yıllardan hem önemli analizler hem de gelecek için ehemmiyetli öngörüleri bir ilim adamı hassasiyeti ve entelektüel haysiyeti çerçevesinde sunuyor. 

İlim adamı hassasiyeti ve entelektüel haysiyeti özellikle ideolojik illüzyon ve siyasî çıkarların çatışma alanı altında yağma edildi, talana uğradı. İfrat ile tefrit arasında bir o yana bir bu yana savrulurken insanlarımız, geçmişi ile benliği arasında kimi vakit kin, kimi vakit ütopyalar besler vaziyette. 

Durmuş Hocaoğlu ilgi alanlarından sadece biri olan ''Tarih Felsefesi'' penceresinden kitabında, devletimizin mevcut son safhası olan cumhuriyete geçiş sürecinden günümüze bürokrat kadrolarının değişim ve şekillenme sürecini bir bakış açısı getirerek bugüne de ışık tutacak ''hakkaniyet'' ile sunuyor.

Kimimiz hiç var olmayan uzak bir gelecekte, kimimiz ise masalsılaşmaya yüz tutar bir ütopik geçmiş içerisine hapsolduğu şu günlerde bahsettiğimiz kitap, bizi bize anlatıyor... İşte sırf bu yüzden ''bir ayna niteliği'' taşıyor.

Aynayı tuttuk yüzümüze, ''Ayna'' göründü gözümüze... 

Vesselâm... 

Allahû Âlem (En doğrusunu Allah bilir.)

KAYNAKLAR

[1] Buna "fizikalizm" diyecekler ve itiraz edeceklere pamuklara sarılmış bir ilim anlayışı ile mutluluklar diler, Hoca'nın Laiklik kitabının önsözünü okumalarını tavsiye ederiz. 
[2] Rahmetli Hoca, "öğrenci" kelimesini cıvık bulur, talebe kelimesini kullanmayı tercih ederdi. O'na göre ilim sadece "taliplisi"ne öğretilir.

[3] http://www.kocav.org.tr/ 

[4] http://www.kitapyurdu.com/kitap/laisizmden-milli-sekulerizme/342528.html&filter_name=durmuş%20hocaoğlu

[5]http://www.kitapyurdu.com/kitap/dusk-siddetli-devrim-amp-bir-entelijansiya-kritigi/382475.html&filter_name=durmuş%20hocaoğlu

 

Metin ve yazı

http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=3923
www.uskudarcevresi.com
 sayfalarından alınmıştır.

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

16540872