Duyuru-Aktivite

 

Dogu-Turkistan.jpg

Eski Doğu Türkistan Hükümeti Genel Sekreteri İsa Yusuf Alptekin'in, Kızıl Çin tarafından işgâl altında tutulan Doğu Türkistan’da yapılan zulümleri Türk ve Dünya Kamuoyuna duyurmak için, istilânın 22. yıldönümü dolayısıyla 1971 yılında yayınladığı bildiri, aradan geçen zaman içinde Çin’in Doğu Türkistan’daki baskı ve zulüm politikasında hiçbir değişme olmadığını gözler önüne seriyor.

*****

DOĞU TÜRKİSTAN BİLDİRİSİ[i]

İsa Yusuf ALPTEKİN

Eski Doğu Türkistan Hükümeti Genel Sekreteri

BÜTÜN TÜRK MİLLETİNE, İSLÂM ÂLEMİ VE HÜR DÜNYA'YA SESLENİYORUZ Kİ:

Bir zamanlar bir ülke vardı. Havası hür, toprağı hür, hayvanları bile hürdü. Ceylan gözlü kızları elma yanaklı, arslan pençeli erkekleri şahin bakışlıydı. İhtiyarları şefik ve rahim, gençleri edepli ve saygılıydı. Zengininin sofrası herkese açıktı. Fakirinin sırtı pek, karnı tok idi. Mekteplerinden ilim ve irfan, ahlâk ve nizam fışkırırdı. İlim ve medeniyette dünyanın merkezi olmuş, Doğu ve Batı ilimlerinin birbirine aktarılmasında, insanlığın müşterek malı olan ilim ve medeniyetin devamlılığını sağlamakta birinci rolü oynamıştı. Bu ülkede oturan insanların Türklüğe, İslam’a ve insanlığa, tarih sayfalarına sığmayacak kadar büyük hizmetleri dokunmuştu. Bu sebeple bütün dünyaca bilinir, adı hürmetle ve minnetle anılırdı.

Doğudan Batıya mal götürüp getiren kervanlar, tarihî “İpek Yolu” bu topraklardan geçer ve muhafız dahi kullanmazlardı. O ülkenin evlerinde de kapılar vardır. Fakat kilit nedir bilmezdi. Çünkü o ülke de mal, can, ırz ve namus emniyeti tam idi. Velhasıl öyle bir ülke idi ki, güleni şöyle dursun, ağlayanı bile bahtiyardı. Bu ülke fasılasız 2500 senelik Türk yurdu olan Türkistan’dı.

İdeolojik görüşü ayrı olmakla beraber, Kızıl Çin evvelki Çin devletlerinin bütün siyasî emellerinin vârisidir. 2000 seneden beri Batıya her akınında Çin’i durduran daima Türkler olmuştur. Hem de her zaman Çin'in onda biri kadar bir nüfusa sahip olduğu hâlde, Kızıl Çin bunun idrakindedir ve artık, önünü kapatan bu kuvveti yok etmek kararındadır. Bunu yapmakla dünyanın en zengin topraklarına sahip olacağı gibi Batıya yapacağı akınlar ve dünyayı istilâ için en mühim bir üssü elde etmiş olacaktır. Ayrıca Batıdan, Sovyetlerden gelecek saldırıyı da bu müstahkem kale önünde durdurma imkânına kavuşacaktır.

Kızıl Çin idarecileri bunun için ilk hamlede (1949’da) 700 bin Türk'ü öldürmüşler ve 1.200.000 yetişmiş insanı da iş kamplarına sürmüşlerdir. Evdeki kaşığa varıncaya kadar halkın her şeyini almışlar, şehirleri boşaltıp ahalisini Taklamakan çölüne sürmüşlerdir. Boş evlere Çin'den getirilen muhacirler yerleştirilmiştir. 1949’da Çinliler nüfusun ancak % 3’ü iken bu nispet 1962’de % 45 olmuştur. (2 milyon 100 bin) 1969’daki Çinli miktarı ise 4.500.000 idi.

İşkence çeşitleri akla hayâle gelmeyecek kadar çeşitli ve vahşicedir. Öldürülenlere sahip çıkmak, almak, gömmek, hele merasim yapmak ve “Ah, of!” diye ağlamak dahi yasaktır. Ölüler gübre fabrikalarına sevk edilmektedir. Zaten din yasaklamış, mezarlar kaldırıp yeri tarla yapılmıştır. Bu kadar istihsalden Doğu Türkistan halkına düşen göz yaşı, açlık ve ıstıraptır. Fert başına ayda 800 gram et verilmektedir. Şekeri sadece beş yaşından küçük çocuklar yiyebilir ve miktarı ayda 500 gramdır. Bunlara uymayanın cezası ölümdür.

Kızıl Çin idaresi, Türkleri Çinlilerle evlenmeye zorlamaktadır. Uymayanlara yapılan eziyet akılları durdurur. Karı-kocayı birbirinden ayırmakta, kadınları ve genç kızları doğar doğmaz ailesinden çekip aldığı çocuklarla birlikte Çin'e ve erkekleri iş kamplarına sevketmektedir.

Çinlilere “Çinli” veya “Hıtay” demek, “Türk”, “Türkistan” gibi Türklüğü hatırlatan kelimeleri kullanmak yasaktır. Şiddetle takip edilir. Mao'ya “diri Tanrı” ve Türkistan'a “Sinkiang” demek mecburîdir.

Oysa kızıllar 13 Ekim 1949’da Doğu Türkistan'a girerken kendilerine “Doğu Türkistan Halk Kurtuluş Ordusu” adını vererek güya kurtarıcı rolü oynuyorlardı. Bu “kurtuluş” un (!) neticesi “ölüm” ve “sömürgecilik” oldu.

DÜNYA TÜRKLÜĞÜNÜN SON BAĞIMSIZ KALESİ: TÜRK ÂLEMİNİN UMUT KAPISI AZİZ TÜRKİYELİ KARDEŞLERİMİZ!

Tarih boyunca Türk'ün ilâhî kudretinin tezahürlerini gören Türklük düşmanları, bir yandan esaret altındaki Türkleri imhaya devam ederken, bir yandan da esir Türklerin tek umudu son kalemiz Türkiye’mizi parçalamağa, devletimizi yıkmağa gayret etmekte ve kendilerine “Halk Kurtuluş Ordusu” adını vererek, Türkistan faciasının bir eşini Türkiyemizde de hazırlamağa gayret göstermektedir.

Şu elim yıldönümü münasebetiyle gafillere tekrar hatırlatalım ki: BİZDEN İBRET ALSINLAR. Bizler dünyanın en korkunç yollarını, dağlarım aşarak kuş uçuşu 2500 km’lik mesafeyi CENNETTEN kaçmak için değil, bu yeryüzü CEHENNEMİNE, bu iliklerine kadar sömürülmeye, bu zillet, işkence ve vahşete tahammül edemediğimiz için ve bir de bu utanç verici barbarlığa gözleri kör, kulakları sağır olanları ikaz etmek, onlardan istiklâlimiz için yardım talep etmek için kat ettik.

Bütün hür dünya milletlerinin gözünden bu zulüm ve yağma saklanmaktadır. 1945’den sonra elliden fazla Asya ve Afrika sömürgesi hürriyete kavuşmaktadır. Bunların içinde bir tek olsun Sovyet ve Kızıl Çin sömürgesi yoktur. Birleşmiş Milletlerin “Self Determination” prensibi ne oldu; 100 bin mevcutlu kabilelere bile hürriyet verilirken tarihte şan ve şerefle yaşamış, medeniyetler kurmuş, 60 - 70 milyonluk bir milletin en zalim iki emperyalistin pençesi altında inim inim inlemesine göz yummak müslim - gayrimüslim, bütün hür dünya milletleri için, en azından yüz kızartıcı bir ayıptır.

Hür dünya milletleri biz esir Türkleri ve esir Türkistan'ı düşünmese dahi, uzakların yakın olduğu şu devirde, sırf kendi nefisleri için “Sarı Tehlike”yi, “Çin Tehlikesi”ni düşünmelidirler. Doğu Türkistan Kızıl Çin'in batıya ve güneye, oradan Orta Doğu'ya ve bütün dünyaya yayılması için bir atlama tahtasıdır ve bugün elindedir. Kızıl Çin'in atom enerji kaynakları ve üsleri de buradadır. Kızıl Çin'in bütün stratejik ham maddelerinin kaynağı ve deposu Doğu Türkistan’dadır. Doğu Türkistan esaretten kurtarılırsa Kızıl Çin'in eli ayağı budanmış olur.

Kızıl demagoji'nin püskürtücüsü Sovyet kaynaklarından en son haber: “Kızıl Çin, Batı'ya doğru dokuzuncu akınına hazırlanmaktadır” Ey Hür Dünya milletleri! Bunun sekizini Türkler durdurdu. Dokuzuncusunu da yine Türkler durdurabilir. Pek yakın bir zamanda bu anlaşılacaktır. Korkarız ki, yarın çok geç olacaktır.

----------------------------------------------------

[i] 2 ve 3 Ekim 1971 tarihli Dünya Gazetesinde yayınlanmıştır.

Medeniyet Tasavvuru

Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

19827699