27 Temmuz 2021

Din ve kültürel etmenler göz ardı edilerek yapılan sosyal irdelemeler tek başına kuru bir anlam ihtiva ediyor. Bu yüzden sosyal hadiseler incelenirken dini saikları ve kültürü göz önünde bulundurmak elzemdir. Öyle ki bu iki alanı göz ardı ederek yapılacak olan bütün çalışmalar, tek kanatlı bir kuş misali eksik, hakikate ulaşmaktan uzak bir hilkat garibesi olarak vuku bulacaktır. Geriye kalan çürük iskelet, yalnız gündelik vakaların sığlığa hapsolmuş bir yığın kemikten ibaret kalır. Gazete köşelerini süsleyen onlarca yazının bu mahiyette olduğunu ve bu minval üzerine devam ettiğine şahitlik ediyoruz.

Türk milleti hayatı tanzim ve yarını tahayyül ederken on asırlık itikadi tecrübe neticesinde İslam’ı en mühim amil olarak görüyor olmalıdır. İstatistik verilere göre, nüfusun %99.2si Müslüman olduğunu söylüyor.%19.4 kendini oldukça dindar,%68,1lik kısım ise kendini dindar olarak tanımlıyor. [1] Buradan hareketle toplumun kahir ekseriyetinin hem iman hususunda hem de sosyolojik bağlamda Müslüman olduğunu söylemek mümkündür. Buna rağmen birçok büyük içtimai sıkıntı baş gösteriyor. Bu esaslı meselelerin kronikleşmiş hatta rahatsızlık vermeyecek kadar sıradanlaşmış olmasını hangi sebebe bağlayabiliriz?    

Tarihi süreç içerisinde milletimizin maruz kaldığı hadiseler sonucu olarak büyük içtimai kırılmalar yaşanmıştır. Üst üste alınan askeri ve siyasi (dolayısıyla iktisadi) mağlubiyetler silsilesi, sosyal ve kültürel yenilgilerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Doğu medeniyeti şemsiyesi altında tasnif edebileceğimiz Türk milleti, diğer tüm Doğu milletleri gibi Batı’nın atılımına karşı yeterli bir tepki gösterememiştir. Joseph Needham’ın deyimiyle Doğunun bilgisi, Batı’nın bilimine yenilmiştir.(20 ve 21. Yüzyılda bu tekâmülü değiştiren milletler mevcuttur.)

Bu hal ve şartlar içerisinde Batı’yı takip etmek kaçınılmaz olmuştur. Ancak bunun neticesinde Batı’ya benzediği nispette başarılı olduğu zannı Türk entelektüelini çepeçevre kuşatmıştır. Batı’nın musikisi, Batı’nın giyimi, Batı’nın yemek kültürü vs büyük bir iştahla talep edilmiş, Batı’nın değişimini sağlayan süreç ve sürecin ürünü olarak ortaya çıkan bilim-teknik, entelijansiya tarafından yeterli şekilde talep edilmemiş, dolayısıyla hazmedilememiştir. Aydının penceresinin ‘pervaz’ından süzülen fikir ışığı, milleti aydınlatmaktan ziyade iki sonuca sebep olmuştur; Batı’nın parıltısından‘gözü kamaşmış’ bir taife ve ışığın şiddeti ‘gözünü alan’ bir başka taife. Gözü kamaşan kitle Türk manevi değerlerini hiçe saymış, bu değerlerden uzaklaştıkça gelişmenin mümkün olabileceğine inanmıştır. Diğer kitle ise Türk tefekkürünün en mühim iki amili Kur’an ve töreyi önemli ölçüde şekilleştirmiş, kendini başkasının üzerinden tanımlama ihtiyacı hisseden reaksiyoner bir hüviyet kazanmıştır. Bu iki taife arasındaki mücadele, içi doldurulmamış kendi değerlerine yabancılaşmış bir bağnazlık ve taassup halini alan bir taşralı/muhafazakâr kitle çekişmesi haline gelmiştir.

Yukarıda olabildiğince hülasa etmeye çalıştığım girift ve uzun sürecin son merhalesinde bir sosyolojik vakıa peyda olmuştur. Batı’yı anlayamayan, Doğu’yu unutan toplumumuz şark kurnazlığından malul olmuştur. Şark kurnazlığının sonucunu sosyal psikoloji çerçevesinde incelediğimizde; aşırı özgüven, aşırı karamsarlık, kendisi dışındaki bütün erklerin tek amacının engellemeye çalıştığı zannı ve buna mukabil var olan rakip/düşmanların olduğundan güçlü olduğunu çıkarımında bulunma olarak ifade edebiliriz. Gerçekte olmayan, kuruntuların ürünü olan gölge düşmanların varlığına olan inanç da gereksiz bir tedirginliğin yanında başarısızlıkların alalanmasında kayda değer bir bahane olarak görülebilir. Öyle ki bu kuruntular zinciri, pek çok işin daha başlamadan fikir aşamasında yok olmasına sebep oluyor. Bireyde temayüz eden bu sıkıntılar zamanla topluma sirayet ediyor.

Kur’an’dan mücerret bir İslam inancı maalesef uzunca bir süredir İslam coğrafyasında etkili oluyor. Müslümanların Hak kelamı Kur’an, evlerimizde vitrin süsü gibi, seyirlik eşya gibi en tepede en güzel yerde duruyor ancak hayatımızın dışında kalıyor. Kur’an’ın anlaşılmamasının verdiği boşluğu hurafeler ve dinden palazlanan sözde din adamları dolduruyor. (Daha da kötüsü, din âlimi olduğunu iddia eden terörist grupların liderleri, eleman bulurken dinin meşrulaştırıcı etkisini kullanıyor.)Ayrıca Efendimizin menkıbelere ve zevaid sünnetlere dayalı öğretilmesi nedeniyle, Kur’an’ı hayatında tatbik etmesi hususunu gözden kaçırıyoruz. Töreden uzaklaşmak ise kültürel köksüzlük hissine neden oluyor. Buna mukabil özgün bir fikir üretmek mümkün olamıyor.

Kur’an’ı düşünme gereği duymayan ‘ulema’yı, yapmadığı işleri öğütleyen dindarı, Kur’an’a olağanüstü saygı duymasına rağmen ‘kalbim temiz’ telakkisiyle bu saygısını yanlış yönlendiren ummiyi Kur’an ile buluşturmanın yollarını aramamız gerekiyor. Bu üç kesimin davranışını Kur’an’dan üç ayeti kerime ile kısaca değerlendirelim.

O, göklerde ve yerde bulunan herşeyi kendinden bir lütuf olarak sizin hizmetinize vermiştir. Şüphesiz bunda düşünen topluluklar için ibret ve deliller vardır. (Casiye-13)

Düşünen bir topluluk vurgusu oldukça önemli. İslam’ın toplum odaklı bir din olduğunu ve toplu halde düşünme etkinliği gerçekleştirmek gerektiğini ayeti kerimeden çıkarabiliriz.

Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? (Saff-2)

İlk anlamıyla yalan söylenmesine sitem anlamı dışında verdiği sözü yerine getirmemek ve yapmadığı işi öğütlemek de ayette sitem unsuru olarak göze çarpıyor. Kendi sigara içtiği halde sigara içilmemesini tavsiye eden doktor, kitap okumayan ancak kitap okuma ödevi veren öğretmen, seçim zamanı bolca vaat verip sonra cayan siyasetçi bu ayetin baş muhatabıdır.

Sabrederek ve namaz kılarak (Allah’tan) yardım dileyin. Şüphesiz namaz, Allah’a derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir. (Bakara-45)

Kalbim temiz anlayışıyla yaşayan kişi için bir hayli önemli bir ikaz var. ‘saygı duyandan başkasına’ tabiri son derece açık…

Günümüzde aşiret dizileri üzerinden birçok kavramda olduğu gibi alakasız anlamda kullanılan Töre, Kutadgu Bilig’de Kün Togdı (Gün Doğdu) imgesi ile anlatılır. Kün Togdı, hakan üzerinden töreyi temsil eder. Töreyi uygulayan hakanın üç özelliği vardır; adildir,adaleti güneş ışığı gibi her yere ulaşır, güneş gibi eksilmez.Son olarak ise güneş gibi açtığı yerde sıcaklık ve bereket olur. Töremizi tek cümleyle hülasa edecek olursak ‘eğer doğru eğrilirse kıyamet kopar’ alıntısıyla özetleyebiliriz. Böylece törenin kanun ile birlikte ahlak anlamı da ortaya çıkmış olur.[2]

Töremizin emirlerini Kur’an ile kemale ermesiyle atalarımız, Türkistan’da kıl çadırda otururken, İstanbul’da Süleymaniye’yi inşa edebilecek kabiliyete haiz olmuştur. Bu denli büyük bir inkişafa yol açan iki ırmaktan yüz çevirmek en büyük hata oldu. Şark kurnazlığının tedavisi Kur’an’da ve Türk’ün hayat tecrübesi neticesinde teşekkül eden Türk’ün töresinde saklıdır. Öze dönüş ilacın ta kendisi. Bizim özümüz; Töre ve Kur’an.

KAYNAKLAR

[1] TÜİK-DİB Türkiye’de Dini Hayat Araştırması s.240 (2014)

[2] Daha fazla bilgi için; Kutadgu Bilig’de Ahlak Kavramı,(haz. Özden Hilmi) (1996 ) Eskişehir

Bu kategorideki Makalelerden