Gençlerden

27.04.2016 Çarşamba günü Prof. Dr. Kemal Karpat hocamız “Balkanlar’da İslam” konusunda İstanbul Şehir Üniversitesi’nde bir konferans verdi. Bu yazıda bahsedeceklerim Kemal Karpat hocamızın konferansından aldığım notlardır.

Prof. Dr. Kemal Karpat, konferansında Balkanlar’daki yerel inanışlardan, bu coğrafyadaki yaşanan göçlerden ve yerleşimlerden, Hristiyanlığın bu bölge halkı üzerindeki etkilerinden bahsetmesinin yanı sıra, Balkan coğrafyasının İslam’la nasıl tanıştığına ve İslam’ın nasıl yayıldığına değinmiş, Osmanlı dönemindeki durumuna, 19. Yüzyılın sonu ve 20. Yüzyılın başında bu bölgedeki toprak kayıpları ile sonuçlanmış çatışmalar sonunda Balkan halkının durumu ve Anadolu’ya göç de konferansta konu edilmiştir.  

Karpat, konferansının başlangıcında o dönemdeki Hristiyan inanışına ve Hristiyanlığın merkezleri olan Roma ve o dönemdeki adıyla Konstantinapol’e ve bu inanışın Balkan halkı üzerindeki etkilerine değinmiştir.

Karpat’a göre, o dönemde Konstantinapol, Roma’daki Papalığa göre siyaseten daha merkezi konumdadır. Yani, Konstantinapol, bulunduğu coğrafyada Hristiyanlığın dini ve siyasi merkezi olmuştur. Konstantinapol, Ortodoks inancına sahiptir. Bu bölgede din Roma’dan farklı olarak siyasileşmiştir.  Bunun nedeni, Konstantinapol’deki imparatorun siyasi lider olmasının yanı sıra dini lider olarak da kabul ediliyor olmasıdır. Diğer bir deyiş ile Roma’daki gibi bir Papalık ve merkezi teokratik yönetim burada mevcut değildir.

Buradaki kritik nokta şudur: Balkanların komşusu olan Katolik ve Ortodoks merkezlerindeki Hristiyan inancı Balkan halkları arasında kolayca yayılabilmiş midir?

Kemal Karpat hocamızın açıklamalarına göre Balkan halkı o dönemde Hristiyanlığı bünyesine kolay kabul etmemiştir. Bunun sebebi, Balkan halklarının sahip oldukları yerel mitolojik inanışların var oluşudur. Helen mitolojisinden tamamen farklı olan bu yerel inanışlar, temellerini tabiattan alan ve yerel ilahlar önderliğinde halkın yaşantılarını şekillendiren bir niteliğe sahiptir. Karpat’a göre bu yerel mitolojik dinler Balkan halkına özel bir kimlik kazandırmış ve bu kimlik nesilden nesile aktarılarak yakın zamanlara değin Balkan halkları arasında yaşaya gelmiştir. Özetle, Balkan halklarının sahip oldukları yerel inanışları ve o inanışların verdiği kimlikleri o dönemde Hristiyan inancının bölgeye girmesine ve yayılmasına izin vermemiştir.

Balkanlar’ın dönüm noktası 6. Yüzyılda Kuzey bölgelerdeki Slav kökenli kabilelerin bu bölgeye göçü ve yerleşimi ile olmuştur. 6. Yüzyıl ve sonrasında Slav kabileler Adriyatik’ten Baltık’a kadar yayılmışlardır. Slav kabileler, Balkan halkları ile herhangi bir zorluk olmadan kabul görmüş, iç içe geçmiş ve kaynamışlardır. Çünkü Slav kabileleri de Balkan halkları gibi kendilerine özgü, tabiatı temel alan inanışlara ve dini ilahlara sahiptiler. İnancın yakınlaştırması-benzeşmesi ile yıllar geçtikçe Slavlar ile yerli Balkan halkları arasındaki farklılıklar ortadan kalkmış, birlikte yaşamaya iyice adapte olmuşlardır.

9. Yüzyılda Konstantinapol yönetimi Slav’ları zorla Hristiyanlaştırma yoluna gitmiş, bu dönemde Hristiyanlık Balkanlar’a zorluklarla, dolaylı da olsa girmiştir. Hristiyanlığın kabulündeki zorluklar, çektirilen acılar, zorlamalar Balkanlar bölgesinde yaşayan halklar arasında ciddi bir inanç ve kimlik kargaşasına yol açmıştır. Dağınık yerel bölgelerde eski inanışlar devam ettirilirken, güç te olsa zorlu bir Hristiyanlaştırma da yapılabilmiştir.

Osmanlı’dan önce Balkanlara ulaşmış olan Müslümanlar işte bu yaşanan kargaşa döneminde Balkan coğrafyasına gelmişler, yürekten benimsenmemiş bir dini karmaşa coğrafyasında, kolonizatör dervişlerin temsil ettiği -rahat- İslam Balkan halkları için karışıklıktan çıkabilmelerinin aydınlık bir yolu – şansı haline dönebilmiştir.

Osmanlı’dan önce Balkan bölgesi ile ilk temas; Babalar, Dedeler, Abdallar, yani Sufiler aracılığı ile olmuştur. Kemal Karpat Anadolu’ya gelen İslam’a ve sonradan Balkanlar’a göç eden Müslüman Türkmen topluluklarına dikkat çekmektedir. Anadolu’dan Dobruca’ya Osmanlı’dan önce gelen ilk büyük yerleşim Bektaşi olan Sarı Saltuk Bey önderliğindeki Türkmen aşiretleri olmuştur. Buradan anlaşılacağı üzere, Balkan coğrafyasına ilk Müslüman göçün etnik kökenini Türkmenler oluşturmuştur. Balkanlara gelen bu ilk İslam’ın türü de Anadolu’da var olan Orta Asya kökenli; Ahmet Yesevi’nin İslam inanç modeli olmuştur. İlerleyen tarih boyunca Batı’ya yayılan İslam da yine bu İslam anlayışı olmuştur. Karpat’ın belirttiğine göre Dedeler, Babalar, Dervişler ve Abdallar fetih ve göçlerden bölgece daha ileri mesafelere giderek, o bölgenin yerel halkının kabul edebileceği liberal bir İslam’ı tanıtmış ve yayılmasına aracı olmuşlardır. 

İlk tarihçilerimizden olan Âşık Paşazade ’ye göre fetihler sonrasında bölgede dul kalmış kadınlar ile evlenen Müslüman Türk erkekler sayesinde de fethedilen topraklar Müslümanlaşmıştır.  13. Yüzyılda oluşturulan ve askeri üs şeklinde tasarlanmış, Batı Anadolu sınırındaki Uç Beyliklerine Anadolu’dan gelen göçler de Balkanlara İslam’ı taşımışlardır.

Osmanlı ile gelen fetihler ve göçler Balkan coğrafyasının daha yoğun ve hızlı şekilde Müslümanlaşmasını sağlamıştır. Kanuni Sultan Süleyman zamanı Balkanlar’daki Müslüman nüfus 40 sene içerisinde yüzde 15’ten 60’a çıkmıştır. Balkanlar’daki en büyük Müslüman nüfusa ve İslamlaşmaya ise 17. Yüzyılda erişilmiştir çünkü Kanuni zamanı fethedilip kurulan Balkan şehirleri 17. Yüzyıla kadar büyümüş, gelişmiş, şehirlerde Müslüman entelijansiyalar oluşmuştur.

Yine Osmanlı döneminde Balkanlarda, önce Bosna, sonrasında Arnavutluk’ta kitlesel (toplu) İslam inancına geçişler de gerçekleşmiştir. Fakat unutulmamalıdır ki 15. Yüzyıl ve sonrasında Müslümanlık ile beraber Hristiyanlık da yayılmaya ve büyümeye devam etmiştir. Yani, İslam geldiğinde Hristiyanlık yok edildi gibi bir algı oluşmamıştır.

Ayrıca çok önemli bir noktaya daha değinen Kemal Karpat Osmanlı döneminde yayılan İslam’ın Cihat gibi bir politika ile asla bağlantılı olmadığını belirtmiş, bunun Batı özellikle de İngiliz tarihçilerin ortaya atmış oldukları iddia olduğunu söylemiştir. Fetihlerin ve göçlerin kastı millete – devlete yeni yerleşim yerleri bularak, güvenli bir şekilde ve dostça onları yeni topraklarına, yeni ve bereketli memleketlerine yerleştirmektir. Cihatçı olmayan bu tavır sayesinde İslam Balkan halkı tarafından kolay kabul görmüş ve yayılmıştır.

Sonuç olarak, Kemal Karpat bu konferansında Balkanlar’daki İslam’ın önemli özelliklerine değinmiştir. İlk İslam’ın Türkmenler aracılığı ile Balkanlar’a taşındığına; gelen İslam’ın kökünün Orta Asya’ya ve Ahmet Yesevi’ye dayandığına; Babalar, Dedeler, Abdallar ve Dervişler ’in Balkan halkına uygun tabiri caizse rahat bir İslam anlayışını bu coğrafyaya taşıdıklarına değinmiştir. Karpat Hocamız, Balkan halkının herhangi Cihatçı bir politikaya maruz kalmadan, adalet, barış, sevgi ve dostlukla karşılaştıklarını, böylece kendi öz iradeleri ile Müslümanlığı kabul ettiklerini de özellikle vurgulamıştır.

Prof. Dr. Kemal Karpat hocayı dinlemek bir şanstır. Bu şansı verdikleri için Şehir Tarih Kulübüne içtenlikle teşekkür ederim.

Medeniyet Tasavvuru

Neşet TOKU
Hukuk Üzerine
Saadettin Yağmur GÖMEÇ
Eski Türk Dininin Temel Özellikleri
Zeki Salih ZENGİN
İslam, Ahlâk ve Etik

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

27814283