Gençlerden

                                               Murat Emre TİRYAKİOĞLU

Kim olduğu sorusu insanın en eski sorularındandır. Hatta bugün geldiğimiz noktaya erişmemizde ki katkısı yadsınamaz. Kendini bilmek sadece haddini bilmek olarak anlaşılmaz. Aynı zamanda kim olduğunu da bilmektir.

Yazması kolay olsa da; kişinin en zor fiili, en büyük çıkmazıdır. “Ben kimim?” bu kadar yalın ve bu kadar ağır bir söz var mıdır acaba? “Kendini bilen rabbini bilir” hadisi bu sorunun cevaplanmasının metodunu anlatmıyor mu? İnsanın yeryüzüne nüzul etmesinden bu yana cevaplandırmaya başladığı soru değil midir? Felsefenin, dinlerin, bu söze şerhi hep var olmamış mıdır? Bu soru aidiyet derdi gütmemekte midir?

Evet, bu söz aitliğin peşindedir. Kim olduğu, nereye ya da neye ait olduğu insanın hasretidir. Aidiyet insanoğlunun her zerresine sinmiş ve ait olduğunu aramakta. Aileye aitlik, ulusa aitlik, bir fikre aitlik, bir kulübe, derneğe mahalleye, okula sınıfa aitlik… Kimlik bunalımının kökeninde de bu var zannımca. Yalnızlığı sevenlerin metodu ise kendine aitlik... Hayatın her anında, bir şeylere ait olma güdüyle hareket ediyoruz. Bu da bize kim olduğumuz sorusunu cevaplama olanağı sağlıyor.

Peki, insan bütün bunlara gerçekten ait mi? Ya da içindeki cevherin koptuğu kaynağı sızıyla kavuşmak istemesi neticesinde kıt algısı ile bu sızıyı dindirme çabasından ibaret mi?  Hatta bizatihi içerisinde sızı zannettiği şeyin asıl kimliği olma ihtimali, bu kimliği, benliği keşfedememesinin huzursuzluğu… Yani kendini bulamamasının. Daha da sert deyişle insan olamamasının… Kendinden kaçan günümüz insanının derdi bu çığlığı duymamak artık. Sürekli bir şeylerle meşgul olmak, kafayı boşaltmak, deşarj etmek, sosyal medyada zaman öldürmek, arkadaş ortamlarının gediklisi olmak aidiyetten kaçmaktan başkası değil.

Hâlbuki insan neyi arıyorsa odur. Sanatın çıkışı da olağanın dışında bir şeyleri anlatmak derdiyle olmuştur. Yani sanatçı “Ben Kimim?” sorusunun cevabını içinde yaşadığı toplum veya şartlar olmadığını anlamış kimsedir. Hakikate kulaç atan yüzücü olmanın peşindedir. Hakikat, yani ait olunan şeyin. Tabi her sanatçının doğru karaya kulaç attığını söylemekte güç. Sanat birazda aidiyeti arama derdidir. Çünkü ait olunan şey kıt algılarımızın bize bildirdiği her şeyden farklıdır. Yani biz asla hakikati kesrette bulamayacağız.

Bu gerçeği göz önünde bulundurduğumuzda işte günümüz insanının problemini de anlıyoruz. Modern insan aidiyetine uzak durmaktadır. Kim olduğu sorusundan kaçmakta, bu soruna kolaycı çözümler bulmaya çalışmaktadır. İnsanların arasındaki ilişkilerin bu denli karmaşıklaşması da sorunun çözümüne erişebileceği yakınlıktaki şeylerle ile sonuç sağlama gayesinden kaynaklanmaktadır.

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

16537513