27 Temmuz 2021

Recep KÜÇÜK

Çin kültüründe Ying Yang olarak bilinen karşıtlık felsefesini genel hatlarıyla açıklamak gerekirse; her kötü olayın içinde bir iyilik, her iyi olayın içinde ise bir kötülük bulunduğu görüşünü telakki eder. Ying Yang’a göre karşıtlık, varlığın oluşmasını sağlayan yöntemdir. Türk kültüründe de karşıtlık felsefesinden izler barındıran hususlar vardır. Bu hususlara misal olarak; gök-yer uçmağ-tamağ, (cennet-cehennem) bur-buk, (iyi ruh-kötü ruh) İslam’ın etkisiyle hayır ve şer gösterilebilir. Kur’anda ise hayır bilinen işlerde şer, şer bilinen işlerde hayır olabileceği bildirilmiştir.*Yakın Çağ düşünürleri ise, karşıtlık felsefesini tez-antitez olarak bilimsel teorem haline getirmiştir. Batı’da bu yöntem diyalektik olarak adlandırılmıştır. Karl Marx ve Friedrich Engels’ın katkılarıyla diyalektik fikri dönüşüme uğrayarak diyalektik materyalizm haline gelmiştir. Bu dönüşüm, komünizmin öncü ülkesi SSCB’nin kaderini belirleyen en önemli etmendir. Materyalist bakış açısı, kâğıt üzerindeki başarısını uygulama aşamasında gösterememiştir.

SSCB’nin varisi Rusya ile yaşadığımız çalkantılı süreç, günlük hadiselerin yoğunluğundan ötürü gözden kaçırdığımız veya odaklanmaya imkân bulamadığımız sorunların gün yüzüne çıkmasını sağladı. Bu bakımdan süreci, sorunlarla yüzleşme fırsatı olarak değerlendirebiliriz.

Ayyuka çıkan meselelerin başında milli entelektüel sorunu gelmektedir. Bulundukları konum ve taşıdıkları ünvanlar hasebiyle pek çok kez eleştirilmekten münezzeh kalan bazı entelektüel isimlerin, elan yaşadığımız sıkıntılar içerisinde milli bir telakkiyle toplumun önünü açması gerekirken, fütursuzca Rusya’nın sözcülüğünü yapması esef vericidir.

Ulusal gazetelerde, televizyonlarda ve sosyal medya hesaplarında söz birliği etmişçesine bir ağızdan; Rusya’nın ne kadar güçlü bir orduya sahip olduğu, doğalgaz tedarikindeki önemi, turizm gelirlerindeki düşüşün turizmcilere olası menfi etkileri gibi haberler yapılıyor. Bu haberlere kaynak oluşturmak ve toplum nezdinde kanıksanmasını sağlamak için de bilirkişilerce destekleniyor. Bu durumun bize zarar vermediğini iddia etmek gerçekçi olmaz ancak felaket senaryoları kurgulamak sorunların çözümü noktasında bize yarar sağlamaktan ziyade, aceleye gelen yanlış kararlar alınması için kamuoyu oluşmasına sebebiyet verebilir.

Muhtevasında sayısız grup barındıran bir topluluk olan Amerikalıların vatandaşlık bilinciyle Amerikan olabildiği gerçeği ortadayken; yüzyıllardır ortak bir kültürle beslenen, aynı dili konuşan, aynı dine inanan milletimizin ortak kimlik Türk kimliği üzerinde tek yürek olması elzemdir. Millet kimliğinin kazanılması için aydınlarımızın milletin ortak değerleri üzerinde yükselip topluma öncü olması gerekiyor.

Gazete köşelerine sıkışmış uç dimağlar, entelektüel birikimlerinin tekâmülünü sağlamakta zorlanıyor. Ancak statü ve maddi kayıp gibi çekinceler nedeniyle kendini geliştirmeyen entelektüel, nispi bir mali rahatlık içinde yaşasa da toplumsal ilerlememize kayda değer katkı sunmaktan uzak kalıyor. Milli hassasiyetle üretmeyen seçkin kesim, topluma yarar getirmekten çok var olan sorunların katmerleşerek içinden çıkılması zor bir hale gelmesine neden oluyor.

Peki, örnek entelektüel nasıl olmalı? Bu sorunun adeta ete kemiğe bürünmüş örnek bir cevabı bugünlerde gelecek için ümitvar olmamıza vesile oluyor. Başarılarının yanı sıra milli hassasiyetlere olan duyarlılığı ile Aziz Sancar, genç kuşağın her yönüyle rol model olarak görebileceği ulvi bir şahsiyet. Nobel ödülünü kazanmasıyla aşina olduğumuz bu isim, her hareketiyle bilhassa biz gençlere yol gösteriyor. Milli hissiyatı, kravatındaki tuğradan ceketinin yakasındaki rozete kadar sirayet eden coşkun bir güç olarak Aziz Beyi etkilemiş. Mütevazı tavırlarıyla bir kat daha sevgi ve saygımızı kazanan hocamız, İngiliz televizyonu BBC’ye verdiği mülakatta hangi milletten olduğuna dair sorulan soruya verdiği cevapla Rus avukatlığı yapmaya gönüllü olan ‘aydınlara’ ders veriyor; ‘’Ben Türkçe konuşuyorum, Türküm O kadar.’’

Yıllardır Amerika’da hayatını idame eden Aziz Sancar milli duygularla bu kadar hemhal olmuşken, ömrünün hemen hepsini bu topraklarda tüketen düşünürlerimizin kendi kültürüne yabancılaşması, karşıtlık felsefesinin gerçek hayattaki yansıması olabilir.

 * Bakara Suresi / 216. Ayet.

Bu kategorideki Makalelerden