Gençlerden

Üniversite 2. sınıftayım. Bir hocamız var bizi sürekli okumaya teşvik ediyor. Sağ olsun kendi kitaplığından kitaplar getirip bizlere okumamız için veriyordu. Gündüz Vassaf’la da o şekilde tanıştım. İlk okuduğum kitabı Cehenneme Övgü isimli kitabıydı. Gündüz Hoca bu kitapta bölüm bölüm toplumun hep kötü olarak baktığı olguları anlatıp ve bu olguların varlığının aslında önemli olduğunu ve o kadar da kötü olmadığını göstermeye çalışıyordu. Kitabın isminden de anlaşılacağı gibi Cehennem, gece ve daha birçok olgu konusunda Gündüz Hoca hep okuyanı ters köşe yapacak anekdotlar aktarıyordu.

Gündüz Hoca diyorum çünkü kendisi bir akademisyen ve eski Boğaziçi Üniversitesi rektörü.

Kitaba dönecek olursak, Cehenneme Övgü kitabının içinde bir bölüm var ki, bölümün adı Geceye Övgü. Gündüz Hoca adının gündüz olmasına rağmen kendisi gececi! Çünkü gündüzün totaliter rejimlerde insanı özgürlükten alıkoyan bir tutumu olduğundan bahsediyor. Şöyle söylüyor hoca: “Tüm totaliter kurumlarda, daha doğrusu, tüm kurumlarda (Tüm kurumlar totaliter değil midir zaten?) insan her zaman erken yatmak zorundadır. Yatılı okullarda, manastırlarda, ailede, cezaevlerinde, hastanelerde… Kişinin istediği saatte yatma hakkını destekleyen, bu özgürlüğe onay veren hiçbir kurum tanımıyorum. Aşk (?) üzerine kurulu olan ve iki kişinin özgür iradesiyle gerçekleşen evlilik kurumunda bile, çiftler yatağa aynı saatte girmezlerse, biri daha geç yatar, geceyi daha fazla yaşarsa, sorunlar çıkmakta gecikmez. Kurum her zaman “geç” yatanı suçlar, erken yatanı değil. Tarih boyunca bize, tüm kültürlerde, karanlığın kötü güçlerle ilişkili olduğu öğretildi. Gece insanlarından, geceyi yaşayan, gecede yaşayan insanlardan korkmamız gerektiği anlatıldı. Oysa gündüz ve gece kişileri aslında aynı kişiler. Gün ışığı içimizdeki teslimiyetçiliği ortaya çıkarır, ama geceleri kendimizi özgür hissederiz. Gündüzleri tuvalete gitmenin bile kesin sınırlamaları ve kuralları vardır. İş yerinde, okulda, askerde… insan istediği sıklıkta tuvalete gidemez ve orada istediği kadar kalamaz. Tuvalete istediğimiz zaman gidemediğimiz gibi, kaç kez tuvalete gittiğimizin ve orada ne kadar kaldığımızın bile hesabı tutulabilir. Ayrıca insan, kurumun öngördüğü zamanlar dışında tuvalete gitmek isterse, bunun için izin alması gerekir. Gün boyunca istediğimiz gibi tuvalete gitme özgürlüğüne bile sahip değiliz, çünkü gündüzler bize ait değil.”

Gördüğümüz gibi Gündüz Vassaf özetle gündüzleri insanın gerekliliği yaşadığını, hayatta kalmak için gereken şartları yerine getirdiğini ancak gecenin ise özgürlük olduğunu, yaşamın gecenin konusu olduğunu, yaşamın anlamının gece duyumsanıp ve sorgulandığını söylüyor.

Baktığımız vakit iş yemekleri gece yenip, önemli mevzular gece konuşulur, dertler sıkıntılar gece dinlenir çünkü gündüz arayıp dertleşmek isteyen birisine telefonda genellikle akşam falanca saatte, şu mekânda iş çıkışı veya okul çıkışı buluşalım yanıtını veririz. Yine aşklar gece itiraf edilir, evlenme teklifleri gece edilir, insanlar geceleri özgürdür ve ağlayacaksa geceleri ağlar.

İşte Gündüz Vassaf aslında kitabında toplum tarafından hep kötü olarak bakılan ama aslında bardağın bir de diğer tarafından bakınca iyi yanlarının da hiç de az olmadığı bu gibi mevzulara değiniyor. Şimdi sizler de bir düşünüp bakın kendi yaşantınıza, acaba geceye övgü mü yapardınız yoksa yergi mi?

Gündüz Vassaf’ın birçok eseri var fakat ben dört tanesini okuma şansına eriştim.

Bunlar:

1) Cehenneme Övgü: Gündelik Hayatta Totaliterizm
2) Cennetin Dibi, Modern Zamanda Eğlencelik Hayat
3) Kimliğimi Kaybettim Hükümsüzdür
4) İstanbul’da Kedi

Okumuş olduğum bu dört eseri de sizlere gönül rahatlığıyla önerebilirim. Hiç sıkılmadan bir solukta, zevk alarak okuyabilirsiniz. Eminim Gündüz Vassaf okuyanı çoğu yerde şaşırtmayı başaracaktır. Sevgi ve muhabbetle, bol okumalar dilerim.

Medeniyet Tasavvuru

Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

20708888