18 Eylül 2021

Değişim, dört bir yanı esir almış durumda. Değişmek, olumsuzun, sakat ve batıl olanın ortadan kaybolmasına vesile olduğu kadar menfi manada bir tanımı da ihtiva ediyor. Değişmenin, bir fırtına halini alması ve ‘’kimyasal ’’ forma bürünerek, bir öncekine dönüşün imkânsız hale gelmesi, değişimin radikal bir boyut alarak geçmişten bağımsız bambaşka bir ‘yeni’ yi ortaya koyuyor olması asıl meselemizi ortaya koyuyor.

Şehir, mahalle, sokak; insan marifetiyle, insanın ortaya koyduğu, kültürüyle geleneğiyle nakış nakış inşa ettiği mekânlar. Nesillerin ilk eğitim aldığı, adab-ı muaşeret tezgâhından geçtiği bir iklim. Bugün, mahalle yahut sokak kavramları geçmiş ile, geçmişle beraber anlam ifade eden yapısından tamamen başka bir boyut kazanmış durumda. Belki de tüm boyutunu, kimliğini kaybetmiş…

Mahalle ve sokak kavramlarını doğru idrak etmek, bugünkü manasından öte hakiki ve bize ait tanımlarına erişebilmek ancak bir nostalji yapmak ile mümkün.

Mahalle kavramı hanelerden oluşan bir aileyi tanımlar. Burada akrabalık, hemşehrilik yahut belli ortak meslek gruplarının ötesinde yaşanan ortak sınırların ortaya çıkardığı birliktelik duygusunun etkisi vardır. Maddi çıkar ve beklentilerin uzağında samimiyet merkezli bir sosyal ağdan bahsediyoruz. Sınıf farklılıklarının temsilî düzeyde kaldığı, ekonomik farklılıkların ise farktan öte aynı sofrada aynı çorbaya kaşık sallama haline büründüğü bir ortam.

Mahalle küçük çaplı bir kaledir aynı zamanda. Görülmeyen güvenlik duvarları vardır. Mahallenin en başında bulunan evlerden, merkezdeki hanelere değin samimiyetin ördüğü bir haberleşme ağı kuruludur. Yabancı olana tedbirli yaklaşma, dikkatle bakma, onu takip etme vazifesi… Mahalledeki çocuklar ancak evde bir tek ebeveyne sahiptirler. Evin dışında, yani sokakta; her çocuğun ebeveyni bir değil belki de bütün mahallelidir. Onların güvenliği yahut sıhhati bir çift değil onlarca çift gözün gözetimi altındadır.

Mahalle demek imece usulünün tarladan haneler arasına geçişi demektir. Kışlık yiyeceklerin hazırlığı için evlerin avlularına kurulan ocaklar, saçlar, kazanlar her gün bir başka evin ihtiyacı için seferber edilir. Yapılan gözlemeler, ekmekler, açılan yufkalar…

Mahallelerde henüz çocukluktan itibaren yardımlaşmanın önemi öğretilir. Bu öyle formel, söylenen, vurgulanan bir şey olmaktan öte kendiliğinden meydana gelen, mahalle ikliminin tabii olarak ortaya çıkardığı bir durumdur. Evlere gelen kömür, eşya bir çırpıda mahallenin gencinden yaşlısına değin herkesin yardımı ile taşınır. Mahalleye yeni taşınan ev halkının yerleşme sıkıntısı, stresi bilinir ki her akşam bir aile yemek yapar götürür.

Mahalle kültürünün en büyük getirisi çocuklaradır. Toprakla, çamurla hemhal olarak saatlerce sokakta türlü oyunlar oynayan çocuklar ilk sosyalleşme şansları ile birlikte şahsiyetlerini inşa etme fırsatını da bu şekilde kazanırlar. Sokak; öğreten, tecrübe ettirendir. Sokakta büyüyen çocuk özgüvenli olur. Beraber hareket etmeyi, bencillikten uzaklaşıp içerisinde bulunduğu grup için mücadele ve hareket etmeyi öğretir çocuklara sokaklar. Bu esasında milliyetçiliğin de ilk merhalelerinden biridir. Apartmanda büyüyüp kendi isteklerinden, nefsinden başka şeylere zihni kapalı olan bir çocuğun, büyüdüğünde, mevzu bahis vatan olduğunda ortaya koyacağı tepki ne olur ki?

Sokak ve mahalle en başta ifade ettiğimiz üzere bugün bizim bir nebze çizmeye çalıştığımız geçmiş/dün portresi ile pek de benzeşmiyor. Hatta çelişiyor. Bugün doğal oyun alanlarından, kreşlerde, AVM’lerde, site içlerinde oluşturulmuş suni oyun alanlarında büyüyor çocuklar. Toprağa değmeden, üstünü kirletmeden, mahallenin çocukları ile bir ağaca dahi çıkmadan büyüyen çocuklar. İşte Türk toplumunun geldiği hazin nokta. Gökdelenlerin, apartmanların, demir parmaklıklı yüksek duvarların ardında yaşanan simülasyon hayatlar. Ya da Köksal Alver’in dediği gibi ‘Siteril hayatlar’.

Biz geleneğimizle, geleneğin yüzyıllar boyunca koruduğu ve bugüne getirdiği oyunlarla, konuşarak, bazen dövüşerek ve gülerek, çokça yorularak öğrendiğimiz insan ilişkileri ile büyüyen son nesilleriz. Bugün, içinde bulunduğumuz ortam ise bizden olmayan, bize yabancı bir vaziyeti sergiliyor. Bu yerleşim politikaları, bu mimari ve bu ‘yeni zihniyet’ ile geçmişe daha çok özenip, daha çok özlem duyacağız.

 

Bu yazarın diğer makaleleri

Bu kategorideki Makalelerden