4 Ekim 2022

Bir haber metninde, rûhun kaç gram geldiği husûsunda asparagas cümleler vardı. Boş kalan insanın, nelerle uğraşabileceğinin emsâl teşkil edecek bir hâli, bu rûh tartıcılığı. Ne diyelim? İnsan bu, mechûl!...

Rene Grousset’nin Le Réveil de l'Asie  (Asya’nın Uyanışı) isimli eseri, 1924 yılında, yâni Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci yaşı içinde neşredilmiştir.

Kendi ölçüleri içinde tarafsız kalmaya çalışsa da, Fransızlığı her kalem hareketine akseden Grousset, bâzen bütün Hristiyanlar adına sözcülük yapmaya niyet ediyor. Fakat en küçük bir hece kaymasında, Fransız şuûruna ilticâ ile müttefik bile olsa, başka Nasrânîlere balta sallıyor.

Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasını temin eden faktörler arasında “Şark Mes’elesi” adını taşıyan etiket, pek çok lâf grubunun ambalajına yapıştırılmıştır. Hemen her söze ve kaleme sarılanın, kendine mahsûs bir “Şark Mes’elesi” açma tarzı görüldü.

Rene Grousset de, Fransa’yı ve Fransız emperyalizmini, Dünyâ dertleriyle birlikte “Şark Mes’elesi”ne çâre gösterme cehdine girişiyor. Ona göre Suriye ve Filistin toprakları, daha Birinci Dünyâ Savaşı’ndan önce Fransa’nın millî arâzisi hâline gelmişmiş. Bu durumda biz, hesâbı zor bir şehîd listesini beyhûde yere mi kabarttık?

Ezcümle, kendi gücünü kaybedip de, başkalarının sırtına dayanarak yürümeye çalışan devletlere, oyuncak haysiyeti bile tanınmıyor. Grousset’ye bu cür’eti veren ahvâlin en mühimleri, elbette bizim te’lifimiz. Sebebi dışarıda aramanın hiç mi hiç, yeri yok...

Fedâkarlığın bin bir çeşidi var. En yukarıdaki, “can”la yapılanı, Bu, aynı zamanda uğruna can verilen mefhûm hakkında da değer biçen bir fiil. Yâni, sevginin âyârı ile sevilenin bahâsı pazar yerinde buluşuyor.

Fuzûlî dilinde “can fedâ etme”nin şiir hil’ati giymiş şekli, bakın mısrâlara nasıl dökülmüş:

“Min cân olaydı kâş men-i dil-şikestede

Tâ her biriyle bir kez olaydım fidâ sanâ”

(Keşke kırık gönüllü bende bin can olsaydı da, onların her biriyle sana fedâ olsaydım.)

Fuzûlî haddehânesinde dövülen harf kalıpları, kelimeye dönüşürken, işte böyle alev olukları meydâna getiriyor. “Büyük şâir” olmak, gâliba Fuzûli olmak mânâsına kullanılan bir tâbir. Fedâkârlığı, bir ibtilâ hâlinde lezzete kavuşturan ve onu “can” ticâretine timsâl kılan şâir, kurduğu sofrada ne kadar bahtiyâr görünüyor.

Hırs ve tamâhın esir aldığı Milenyum Çağı (!) insanının, Fuzûlî dilinden mesajlar çıkarabileceğini ummak, tam bir safdillik olur. Mevcut eğitim sistemiyle Fuzûlî’ye nüfûz edecek dikkatten iyice uzaklaştık.

Obezite ahvâlini Hasan Sabbâh mantığıyla ağzında geveleyen bir nesle, Fuzûlî; hem ağır gelir, hem de bu niyet pek fuzûlî olur...

 

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: