20 Ocak 2022

'Yeni' Türkiye'de her şey ayağa düşüyor; her şeyi boydan boya entel Müslüman yeşiline boyamak karşı devrimci bir yenilik sanılıyor/sayılıyor çünkü. Haber şöyle (internet gazetesi T24'ten aynen aktarıyorum): "Gülben Ergen, Ahmet Özhan'la birlikte seslendirdiği ilahinin klip çekimlerinden fotoğrafları, Instagram hesabından paylaştı. Sosyal medya kullanıcıları, Gülben Ergen'i, Nietzsche'nin sözünden alıntı yaparak paylaştığı semazen fotoğrafı nedeniyle eleştirdi." (27.06.2016) Önce Yusuf Kaplan, şimdi de Gülben Ergen... Malum, siyasal İslâmcılığın boyunduruğu altındaki 'yeni' Türkiye'de, toplumun hemen her kesimince benimsenen gülünç, fırsatçı bir tutum, akıllara ziyan bir 'entelektüel moda' var. İnsanlık tarihinde -herhangi bir nedenle- saygın bir yer edinmiş her şeyi -ama her şeyi!- ilgisi olsun veya olmasın, İslâm'a, daha doğrusu siyasal İslâmcılığa hizmet edebilmesi için 'eğip bükmek', yeniden 'okuyup', yeniden 'anlamlandırmak'. Bana kalırsa, Gülben Ergen'in, semazen pozunu popüler bir Nietzsche aforizmasıyla süsleyerek sosyal medyada paylaşması da, bir yönüyle, sözünü ettiğim bu keyfî (ideolojik), hesapçı tutumun ucuz bir örneği; aynı şekilde, tuhaf tarihçi Kadir Mısıroğlu'nun, bir televizyon programında dile getirdiği, Shakespeare'e dair şu sözleri de öyle: "Shakespeare İngiliz değildir, Shakespeare'in aslı 'Şeyh Pir'dir ve Shakespeare gizli Müslümandır." Mısıroğlu'nun bu sözleri bana Nazileri anımsattı, Nazilerin vaktiyle Shakespeare için hazırladıkları propaganda kitabını. Amaç orada da aynı: Shakespeare'i -aslen "Alman'dır"- diyerek sahiplenmek.

Başta da belirttiğim gibi, 'yeni' Türkiye'de bu tarz acayipliklere rastlamak gayet olağan, alışıldık bir durum artık. 2023 Dergisi'nde yayımlanan bir yazımda da değinmiştim: Daha önce de, Yusuf Kaplan, Yeni Şafak Gazetesi'ndeki köşesinde benzer bir Nietzsche 'yorum'u sunmuştu okurlarına. Nietzsche'yi âdeta bir 'mümin', Müslümanlığa hayran bir düşünür gibi göstermişti. Yeri gelmişken yine söyleyeyim: Tamam, kabul, Nietzsche'nin yazdıkları çoğul okumalara açık; ama çoğul okumalara açıklık, keyfî (ideolojik) okumalara, politik çarpıtmalara, sömürüye açıklık demek değil. Öte yandan: Tabii ki, Yusuf Kaplan ve Kadir Mısıroğlu'nun söz konusu düşünürleri 'okuma' ya da diğer bir deyişle 'kullanma' biçimleriyle, Gülben Ergen'in 'kullanma' biçimi arasında ince bir fark da var. İlk ikisinde, Nietzsche ve Shakespeare, göstere göstere yapılan, görene duyana "güler misin, ağlar mısın" dedirten, saçmasapan bir toplum mühendisliğinin araç gereci niteliğindeler; üçüncüde ise, Nietzsche, 'yeni' Türkiye'nin 'örnek' sanatçılarından Gülben Ergen'in sosyal medya bezeği ya da bir başka deyişle makyajı olmaktan ibaret. Ergen, Nietzsche'yle, "Bakın, ben de sizdenim, ben de 'yeni' Türkiye'nin has evlatlarındanım" mesajını süslerken, diğerleri, "Bakın, bu saygın isimler de aslında bizden" mesajı vermeye çalışıyorlar, akıllarınca. Hâliyle, Ergen'in filozof kullanma biçimi, diğer iki örnektekinden hem daha sığ hem de daha 'masum'.

Son olarak, şunu da üzülerek belirtmeliyim: Gün gelip, bu türden olayların biteceğini, 'güzel günler' görebileceğimizi filan hiç sanmıyorum. Aksine, böylesi garipliklerin, basitliklerin, hileli yönlendirmelerin gün geçtikçe artacağı kanaatindeyim. Çünkü mevzubahis olaylarda başrolü oynayan kişiler, ne yazık ki toplumun büyük bir kesiminden arzu ettikleri tepkileri alabiliyor, amaçlarına kolaylıkla ulaşabiliyorlar. Anlaşılan, bu gidişle 'yeni' Türkiye, yepyeni keyfî 'okuma'ların, Nietzsche'nin Deccal'deki deyişiyle, yepyeni "kutsal yalan"ların ülkesi olacak.

Hatta belki de çoktan oldu bile.

Bu kategorideki Makalelerden