26 Haziran 2022

1960’lı yıllarda yayınlanan bir ansiklopedinin “Üsküdar” maddesinde, Ümrâniye Köyü’nden bahsediliyor. Demek ki, Ümrâniye, vaktiyle Üsküdar’a bağlı bir köymüş. Şimdi, nüfûsu Üsküdar’dan fazla, kocaman bir İstanbul ilçesi. Üstelik buradaki hem insan sayısı, hem ekonomik gelişme seyri, Ümrâniye’den yeni ilçeler çıkarma konusunda idârecileri düşündürüyor.

Gazetelerin, sayfalarca inşaat şirketi ilânı, reklâmı yayınlamaları, hep Ümrâniye ve benzeri İstanbul köşelerinin büyüyüp serpildiğinin, kabına sığamadığının işâreti. Bu, ev yapma yarışının, Türkiye ekonomisine getirdiği artı ve eksileri, hemen her plâtformda tartışıyoruz. Ama aynı hâdisenin, târîhî ve sosyal dokuyu nasıl tahrîb ettiğini, hiç kayda değer bulmuyoruz.

Hâlbuki esas üzerinde durulması gereken budur. Parayla ilgili grafik çizgileri, bugün çıkar, yarın iner, Netîcede, maddî imkân veya imkânsızlıklar bir noktada buluşarak, birbirlerinden rövanşı alırlar. Lâkin harâb olan ve aslını unutan millî bünyeyi tâmir etmek, tekrar eski hâline döndürmek, öyle pek kolay görünmüyor.

Mantar biter gibi etrâfımızı saran inşaat şirketlerinin, o mâlûm reklâm metinlerine bir göz atın. Mutluluk, sağlık, modernlik, sükûnet merkezi diye gösterdikleri mesken bloklarında, Türk’ün millî ve dinî geleneklerine uygun hiçbir unsur ve bölüm göremeyeceksiniz. “Fitness-center, jakuzi” vs. ne kadar yabancı isimli söz kalabalığı varsa, ayrık otu gibi doldurulmuş. Sevginin bittiği yerde, hemen dik dağlar gibi nefret başlamaz. Önce, nefretin alt yapısını teşkîl eden malzeme hazırlanır. “Bahâne” başlığı altında toplanabilecek bu malzeme içinde, “sevgi”den arta kalan her çeşit enkaaz parçası yer bulabilir.

Yavuz Sultan Selîm’in, vasiyet hükmünde bir temennîsi var. Hem “devlet” olmanın, hem de günümüzün tâbiri ile ekonomik bağımsızlığın yolu, bu hikmet dolu dileğin içine sığdırılmış.

Mısır Seferi dönüşünde, giderken alınan birtakım borçları ödeyen Sultan, Türk Devleti’ne kazandırdıklarını hazîneye koyduktan sonra - tamamen altınla dolan - devlet kasasını, yüzük gibi parmağında taşıdığı mühürle emniyet altına almış ve yanındakilere: “Benden sonra gelenler, hazîneyi böyle altınla dolu tutarlarsa, mührümü bu işte kullanmaya devâm etsinler. Lâkin buraya altından maadâ mâdenler konursa, zinhâr, mührümü kullanmasınlar.” diye fermân eylemiş.

Şanlı Yavuz’un, bu engin tecrübe yüklü sözlerinde; Kutadgu Bilig’den, Siyâsetnâme’den mülhem bir “devlet adamlığı” tedrîsi, bütün haşmetiyle oturmaktadır.

Evvelâ; “altın”, gücün ve kudretin ulaşabileceği son Dünyevî noktayı temsîl etmektedir. İkinci olarak; büyük Hâkân, erişilen bu otorite zirvesinin, yukarıya doğru yolunu açarken, aşağıya inmeyi yasaklamaktadır. Yine bu “dürr ü güher” cümlelerde, üniversite tezlerine konu olan “devletin devamlılığı” fikri, eşyânın tabiatından gösterilmektedir. Nihâyet, belki de en mühim mesaj, “ataya lâyık evlâd” olma tenbîhidir.

Çalışma, gayret, azim, fırsatlara hazırlıklı olma, uzağı görme gibi, daha da uzatılabilecek “devlet ricâli fazîletleri”ni, bu vasiyet veya temennîsine istif eden Cennet-mekân Yavuz Sultan Selîm Hân, acaba bugünkü hâlimizi tahmîn etmiş miydi?

Yavuz, rakîbinin eksiklikleriyle değil, kendi meziyetlerinin hesâbıyla meşgûldü. Bu yüzden hiçbir misyoner gayreti ona zâfiyet verememiştir.

 

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: