1 Ekim 2022

İz bırakmak, belli bir kalite seviyesi mânâsına geliyor. Artı veyâ eksiye yönelen ibre uçları, bahsedilen seviyenin; tel’îne mi, şükrâna mı dâhil edileceğini gösteriyor. Bırakacağı izi tahmîn etme bahtiyarlığı (bahtsızlığı da olabilir.), her fâniye nasîb olmuyor. Bu tâlihi yakalayabilen çok nâdir kişiler; tevâzu, vakar ve haddi aşmama hasletlerini kapı dışına koyduklarında, - hâşâ - “küçük dağları yaratma” vehmine kapılıyorlar.

İnsanları - yaradılışlarındaki hikmete mebnî - sevmek, en azından saygı duymak, Yaradan’a karşı bir ibâdet duruşudur.

Aristo’nun, idâre şekilleri hakkında serdettiği reçete formülü; isme değil, muhteviyâta dikkat çekiyordu. Durduğumuz noktadan bakınca, bunca bin yıllık ömür tecrübesinin, âdemoğluna hiçbir şey kazandırmadığını anlıyorsunuz..

İkinci Dünyâ Savaşı’nda, en az kara ve hava muhârebeleri ölçüsünde bir deniz kapışması da yaşanmıştır. Bilhassa Almanya ile İngiltere arasında, okyanuslar üzerinde üstünlük yarışına girişilmiştir. Her ne kadar Dünyâ denizlerinde tartışmasız şekilde İngiliz hâkimiyeti görülmüş, bu husûsdaki milletlerarası kanaat paylaşılmış ise de, Almanların Atlas Okyanusu’nu, Kuzey Kutbu’ndan Güney Kutbu’na kadar rahatça dolaşmaları, İngilizlerin birçok plânını darmadağın etmiştir.

Burada, iki ezelî rakîb milletin, yâni, Alman ve İngiliz soylarının bâriz vasıfları rahatça okunabilmektedir. Bir tarafın, buzu kıskandıracak derecedeki soğukkanlılığına, karşı taraf sıcak, ama milimetrik hassâsiyetler taşıyan fevkalâde iş disiplini ve çalışkanlıkla mukâbelede bulunmuştur.

Coğrâfî duruşu îtibâriyle, İngiltere’nin denizle hem-hâl görünmesinden daha tabiî ne olabilir? Almanya’nın, kuzeye ve de soğuğa açılan deniz penceresinden bakıp da, Norveç fiyordlarından Ümit Burnu’na uzanan okyanus enginliğinde, İngiliz huzûrunu kaçırması, pek çok bakımdan takdîre lâyıktır. Bu, aynı zamanda, ustalık ve mahâret patentinin belli bir temerküz noktasının olmadığını, azim ve gayret karşısında, aşılmaz dalgaların çâresiz kaldığını gösteriyor.

Son Dünyâ Harbi, evet, Almanya’nın hezîmet ve hüsrânıyla noktalandı, ama Alman dimâğının bütün kara parçalarıyla deniz sularında bıraktığı izi, kimse unutamıyor ve inkâr edemiyor.

İngiltere’nin, Alman savaş gemilerinden öğrendiklerini, tez zamanda bizim de tedrîse almamız lâzım. Zîrâ bu vatanda azme inananların sayısında azalma var...

 

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: