9 Aralık 2022

Hâlâ hangi mahallede olduğumuzu ve etrâfımızda niye bağıra bağıra salyangoz satıldığını merâk ediyoruz... Tabiî, buna merak denirse... Anglofilin zarfını açmadan bu merak, kat’iyyen zâil olmaz.

Anglofil (Anglophile), İngiliz dostu demek. Kürre-i Arz’da hemen her milletin içinden sayısız Anglofil çıkmıştır. Bu arada, Türk soyuna mensup Anglofillere de adım başında rastlanıyor. “İngiliz’e dost, yâni ahbâb olmaktan ne çıkar?” demeyin. Bugün bütün milletlerarası denge hesaplarında bu dostluğun ağırlığı hissediliyor.

Zaman zaman adının Amerika, İsrâil olması sizi yanıltmasın. Dünyâ hâkimiyetine soyunan her fikir ve fiil erbâbının ya önünde yâhut ardında, mutlakâ İngiliz mürekkebi vardır. Bundan, aslâ şüpheniz olmasın.

Soğuğun buzdan dağlar meydâna getirdiği kutup noktalarından, sıcağın hârlandığı çöl mıntakalarına kadar her karış toprak ve her damla su, bu İngiliz nefesini tâ özünde hissetmiştir.

Ali Ekrem Bolayır, babasının Midilli Mutasarrıfı olduğu yılları anlatırken, Ada’daki bir İngiliz kadınının şahsında, çok mültefit cümlelerle Anglofilliğe soyunuyor. Çocuk yaşta oluşunu, henüz şahsiyet kalıbını ele geçiremeyişini düşünerek, Nâmık Kemâl’in oğluna haksızlık etmeyelim, ama onun, babasından naklen söylediği İngiliz lehdârı sözler, insanın zihninde soru işâretleri meydâna getiriyor. Madame Carrot adındaki İngiliz hanımı kastederek, Nâmık Kemâl’in: “İngiltere’nin kibâr sınıfında kadınlar, elbette bizim erkeklerimizden çok yüksektir. Madame Carrot gibi hanımefendileri Londra’da yüzlerce görürsün. Ne zaman bizim de böyle kadınlarımız olursa, o zaman bu vatan kurtulur.” demesi, hayrete şâyândır.

Nâmık Kemâl tarafından Türk kadınına örnek gösterilen bu Madame, uğruna servetler harcadığı Midillili Rum’la gayr-ı meşrû bir hayat yaşamaktadır. Demek ki, bugünlere birden ve zenbîlle inerek gelmemişiz. Kademe kademe, cemiyetimizin içi boşaltılmış.

Burada, mâlûmat-furuşluk baskısı altında kabûllenilen ahlâksızlıktan bahsediyoruz. Daha pek çok misâli bulunan bu tür kötü modeller, maalesef bizim entelektüel zümrelerimizde sârî hastalıklara sebep olmuştur.

Harâmdan bahseden vâizin, cemaatten önce günâha iştah tazelemesi, nasıl yakışıksız ise, Madame Carrot vesîlesiyle Türk’ün hem kadınını, hem erkeğini kafese koymak, zor îzâh edilecek bir hâl.

Vâveylâ’nın şu mısrâlarına bakanlar, İngiliz merhemine ihtiyâcımız olmadığına da inanmıştı:

“Sen gidersen bizi kalır sanma!
Şühedân oldu mevt ile hândân.
Sağ kalanlar durur mu hiç giryân?
Tende yaşdan ziyâdedir al kan!
Söyleyen söylesin sen aldanma!
Sen gidersen bütün helâk oluruz.
Koynuna cân atar da hâk oluruz.”

Olduğu gibi görünen veya göründüğü gibi olan insanlara muhtâcız. Olanca hızıyla akıp giden zamân içinde, odunun bile eğrisinden imtinâ eden Yûnus mizâcına hasretimiz, artarak büyüyor. Âkif:

“Sözüm odun gibi olsun, hakîkat olsun tek!”

derken, bu hasreti haykırıyordu... Eğri ve düz odun, aslında şahsiyet kalıbına işâret gönderiyor. Asırlara yayılmış o kadar kalıpsız zevât var ki, emsâl çok, timsâl az...

 

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: