3 Ekim 2022
Afrika’da yer alan devlet isimleri anıldıkça, bizimle hiçbir yakınlığı bulunmayan memleketlerden bahsediliyor zannederiz. Siyâhî insanların kıt’asında meydâna gelen gelişmeler, aslında yaradılışın dramı. Her çeşit yer altı ve yer üstü varlığa, zenginliğe sâhip bu topraklar, Dünyây’ı doyurduğu, beslediği hâlde, kendi çocuklarına bakamıyor. Sanki Afrika, tabiî bir sömürge karası. Hâlâ Afrikalının gözünden akan yaşlar sel olup coşuyor.

İşte o gözü yaşlı anneler ve çocuklar diyârında, Uganda adında bir devlet bulunuyor. Ekvator çizgisinin, eski tâbirle “Hatt-ı İstivâ”nın tam üzerinde yer alan Uganda, öyle çok geriye gitmeden, daha 93 Harbi sırasında bile, yâni 1878’de Osmanlı vilâyeti idi. Orijinâl ismiyle “Hatt-ı İstivâ Müdüriyeti Vilâyeti”; Türk’ün, mesâfe tanımazlığının Dünyâ târîhine sunulmuş hârika bir nişânesidir.

İstanbul’da Kaanûn-ı Esâsî’nin, dolayısıyla meşrûtî idârenin ilânı ve iyice haddi aşan Rus taleplerinin reddi, aynı takvîm yapraklarına sıkıştırılırken, Hatt-ı İstivâ Vilâyeti’nde de Alman asıllı Dr. Mehmed Emin Paşa’nın vâlilik berâtı okunuyordu. Bize, yeni yetme bir devlet olduğumuzu, yetmiş-seksen yıllık mâzîden ibâret târîhimiz bulunduğunu şırınga eden ve köksüzlüğü iftihâr vesilesi yapan echel takımının, Hatt-ı İstivâ Müdüriyeti Vilayeti’nden alacağı o kadar çok ders var ki...

Kenya’nın Mombaza (Mombasa) şehri - ki, ülkenin ikinci kalabalık beldesidir - Hatt-ı İstivâ (Ekvator)’nın 4-5 derece güneyinde, aynı adı taşıyan küçük bir adanın üzerinde kuruludur. Buradaki Millî Kütüphâne’de bulunan bir fermân, bahsedilen İstivâ derslerinin sayısını arttıracaktır. Fermân, 16. asırda, Osmanlı Hükümdârı Sultan Üçüncü Murâd Hân tarafından Mombasa Sancak Beyi Osman’a gönderilmiş. O devirde, Kaanûnî’nin torunu, Lehistan Diyet Meclisi’ni de fermânıyla dize getiriyor, Baltık Denizi’ne Hind Okyanusu’nun selâmını iletiyordu. Endonezya adalarında mürüvvet toplayan Kurdoğlu Muslîhiddîn Reis, Kürre-i Arz’da Türk’ün ayak basmadığı yer bırakmıyordu.

Balkanlar, Kafkasya ve Orta Doğu, Türk şemsiyesi altında yaşadığı saâdet asırlarını nasıl tatlı bir dâüssıla şeklinde yâd ediyorsa, Afrika’nın çok mühim kısmı da, Türk fermânlarının seyr ü seferini özlüyor.

Afrika dâhil, hiçbir yeryüzü parçasında, insanlar açlıkla terbiye edilemez. Eğer, aksine durumlar görülüyorsa, bu, rızkın azlığı veya yokluğundan değil, âdemoğlunun hırsındandır. İhtirâsına gem vuramayanlar, özdeki bîgâneliği sözde telâfi etmeye kalkıyor. Medya vitrinine taşınan açlık fotoğrafları, kendi eseriyle iftîhâr eden Batılı muhterislerin itirâfnâmeleridir.

Paylaşmak ve diğerkâmlık, Türk’e has bir haslettir ki, bunca mezellete rağmen henüz kaybolmamıştır. Sâhibine şeref bahşeden bu meziyetler, beşeriyetin kurtuluş reçetesidir.

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: