Güncel Yazılar
“Memâlik-i Mahrûsa” da denen Osmanlı Devleti’nin misilsiz imkânlarını herkesle, ama en çok denizcilerle paylaşan Şehzâde Korkud Çelebî’yi hayırla yâd etmenin, bir Türklük şiârı olduğu, her geçen gün daha iyi anlaşılıyor.

Antalya’nın kazâlarından Korkuteli, Osmanlı hâkimiyetinden önce Tekeoğulları Beyliği’nin yazlık merkezi, yâni yaylağı idi. İstanos, bu vatan toprağının bir önceki adı. Bâyezîd-i Velî’nin oğullarından Şehzâde Korkud’un Antalya Vâliliği’nin bir hâtırâsı olarak İstanos, Korkuteli’ne dönüştü.
Hem hayat hikâyesi, hem de karakteri, amcası Cem’e pek benzeyen Korkud, asâleten olmasa bile, vekâleten “taht’a çıkma” saâdetine ermiştir. Babasının sancak beyliği yaptığı Amasya’da 1470’lerde doğan Sultan Korkud, dedesi Fâtih vefât ettiğinde (3 Mayıs 1481) İstanbul’da bulunuyordu. Babası gelinceye kadar 18 gün, Cihân Devleti’nin “Erîke-i Âlem-Penâh”ına oturur. Bu sırada 11 yaşında olduğu tahmîn edilir.

Sultan İkinci Bâyezîd’in, pek de rahat yüzü göstermeyen saltanat yılları, Pâdişâh’ın, kardeşi ve oğullarıyla didiştiği günleri, ayları gösterir. Önce Saruhan’a vâli olan Korkud, ağabeyi Ahmed’in arzûsu yerine getirilerek Antalya’ya nakledildi. İşte, İstanos’un Korkuteli olma hikâyesi, bu vâlilikle başladı. Lâkin boydan boya bütün Antalya’ya, Korkud’un rûhu sindi. Türk denizcilik târîhinde müstesnâ ve mümtaz bir mevkie oturan bu bahtsız Şehzâde, Barbaros Kardeşler denen bahrîye destânını, Türk milletine hediye etmiştir. O, gönül kahramanlarımızdan, mübârek bir şahısdır.

“Saltanat” denilen akıl çelici makâm, Korkud’un da kanına girdi. Şeytan’ın ve etrâfının iğfâliyle Mısır’a giden Korkud’a, maalesef gelişen hâdiseler hiç yardımcı olmadı. Sonunda, Eğrigöz (Emet) yakınlarında, Sultan Selîm’in sipârişi ile Dünyâ pazarından uğurlandı. Orhan Gâzî ile Nîlüfer Hâtûn’un yanında ebedî uykusuna devâm ediyor.

Şehzâde Korkud denince akla gelen isimler arasında, bu edîb ve şâir Osmanoğlu’nun hayâtında özel bir yere sâhib olan Mehmed Gazzâli de vardır. Bursa’da doğup Mekke’de vefat eden Gazzâlî, edebiyât muhîtinde daha çok “Deli Birâder” adıyla şöhret bulmuştur. Pek çok şuârâ tezkeresine girmeyi başaran Mehmed Gazzâlî’ye:
“Mecnûn ki, belâ deştini geşt itdi serâser,
Gam- hâneme geldi didi: Hâlün ne birâder?”
(Belâ Çölü’nü baştan başa gezen Mecnûn / Benim gam evime geldi. Hâlin ne birâder? Dedi)
beyti yüzünden Deli Birâder dendiği rivâyet ediliyor.

Korkud Çelebî’nin Manisa’daki sarayına intisâb eden Deli Birâder, burada Şehzâde’nin has adamlarından Piyâle Bey ile ülfeti ilerletti.

Siyâsî hayâtın çığ üstüne çığ yuvarlayan hâdiseleri, Şehzâde Korkud’u me’yûs edince, Piyâle’nin akıl hocalığında kaleme sarılan Deli Birâder, hâmîsine morâl vermek maksadıyla, edebiyâtmızın ilk bahnâmelerinden birini yazar. “Dâfiü’l-Gumûm ve Râfiü’l-Humûm” (gam ve kederlerin ortadan kaldırılması) adındaki bu, biraz da münâsebetsiz mensûre, Korkud Çelebî indinde pek kabûle mazhar olamamıştır. Hattâ bâzı nakiller dikkate alındığında, Deli Birâderle Şehzâde arasına, sırf bu risâle yüzünden soğukluk girmiştir.

Korkuteli’nin isim babası, Dedem Korkud’dan nişâneler taşımaktadır, ama Deli Birâder’in “Hüccetü’l-İslâm Gazzâlî”den mülhem bir behresine rastlanmıyor. Bu kervân, “Yavuz Selîm Hânı”na kolay gelmedi...

Medeniyet Tasavvuru

Necati ÖNER
Niçin Felsefe?
Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

22782115