4 Ekim 2022
“Memâlik-i Mahrûsa” da denen Osmanlı Devleti’nin misilsiz imkânlarını herkesle, ama en çok denizcilerle paylaşan Şehzâde Korkud Çelebî’yi hayırla yâd etmenin, bir Türklük şiârı olduğu, her geçen gün daha iyi anlaşılıyor.

Antalya’nın kazâlarından Korkuteli, Osmanlı hâkimiyetinden önce Tekeoğulları Beyliği’nin yazlık merkezi, yâni yaylağı idi. İstanos, bu vatan toprağının bir önceki adı. Bâyezîd-i Velî’nin oğullarından Şehzâde Korkud’un Antalya Vâliliği’nin bir hâtırâsı olarak İstanos, Korkuteli’ne dönüştü.
Hem hayat hikâyesi, hem de karakteri, amcası Cem’e pek benzeyen Korkud, asâleten olmasa bile, vekâleten “taht’a çıkma” saâdetine ermiştir. Babasının sancak beyliği yaptığı Amasya’da 1470’lerde doğan Sultan Korkud, dedesi Fâtih vefât ettiğinde (3 Mayıs 1481) İstanbul’da bulunuyordu. Babası gelinceye kadar 18 gün, Cihân Devleti’nin “Erîke-i Âlem-Penâh”ına oturur. Bu sırada 11 yaşında olduğu tahmîn edilir.

Sultan İkinci Bâyezîd’in, pek de rahat yüzü göstermeyen saltanat yılları, Pâdişâh’ın, kardeşi ve oğullarıyla didiştiği günleri, ayları gösterir. Önce Saruhan’a vâli olan Korkud, ağabeyi Ahmed’in arzûsu yerine getirilerek Antalya’ya nakledildi. İşte, İstanos’un Korkuteli olma hikâyesi, bu vâlilikle başladı. Lâkin boydan boya bütün Antalya’ya, Korkud’un rûhu sindi. Türk denizcilik târîhinde müstesnâ ve mümtaz bir mevkie oturan bu bahtsız Şehzâde, Barbaros Kardeşler denen bahrîye destânını, Türk milletine hediye etmiştir. O, gönül kahramanlarımızdan, mübârek bir şahısdır.

“Saltanat” denilen akıl çelici makâm, Korkud’un da kanına girdi. Şeytan’ın ve etrâfının iğfâliyle Mısır’a giden Korkud’a, maalesef gelişen hâdiseler hiç yardımcı olmadı. Sonunda, Eğrigöz (Emet) yakınlarında, Sultan Selîm’in sipârişi ile Dünyâ pazarından uğurlandı. Orhan Gâzî ile Nîlüfer Hâtûn’un yanında ebedî uykusuna devâm ediyor.

Şehzâde Korkud denince akla gelen isimler arasında, bu edîb ve şâir Osmanoğlu’nun hayâtında özel bir yere sâhib olan Mehmed Gazzâli de vardır. Bursa’da doğup Mekke’de vefat eden Gazzâlî, edebiyât muhîtinde daha çok “Deli Birâder” adıyla şöhret bulmuştur. Pek çok şuârâ tezkeresine girmeyi başaran Mehmed Gazzâlî’ye:
“Mecnûn ki, belâ deştini geşt itdi serâser,
Gam- hâneme geldi didi: Hâlün ne birâder?”
(Belâ Çölü’nü baştan başa gezen Mecnûn / Benim gam evime geldi. Hâlin ne birâder? Dedi)
beyti yüzünden Deli Birâder dendiği rivâyet ediliyor.

Korkud Çelebî’nin Manisa’daki sarayına intisâb eden Deli Birâder, burada Şehzâde’nin has adamlarından Piyâle Bey ile ülfeti ilerletti.

Siyâsî hayâtın çığ üstüne çığ yuvarlayan hâdiseleri, Şehzâde Korkud’u me’yûs edince, Piyâle’nin akıl hocalığında kaleme sarılan Deli Birâder, hâmîsine morâl vermek maksadıyla, edebiyâtmızın ilk bahnâmelerinden birini yazar. “Dâfiü’l-Gumûm ve Râfiü’l-Humûm” (gam ve kederlerin ortadan kaldırılması) adındaki bu, biraz da münâsebetsiz mensûre, Korkud Çelebî indinde pek kabûle mazhar olamamıştır. Hattâ bâzı nakiller dikkate alındığında, Deli Birâderle Şehzâde arasına, sırf bu risâle yüzünden soğukluk girmiştir.

Korkuteli’nin isim babası, Dedem Korkud’dan nişâneler taşımaktadır, ama Deli Birâder’in “Hüccetü’l-İslâm Gazzâlî”den mülhem bir behresine rastlanmıyor. Bu kervân, “Yavuz Selîm Hânı”na kolay gelmedi...

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: