Güncel Yazılar
Mustafa Kadir ATASOY

1996 yılının sonlarında Mülkiye’deyiz. Hazırlık sınıfından kamu yönetimi birinci sınıfa geçmişiz. İki arkadaşla fakülteyi keşfetmeye çıkmışız ve üst katta öğretim görevlilerine mahsus Meray Odası'na süzülmüşüz. Salonda bir piyano var ve piyanoyu test ediyoruz. Bize uzak köşeden birkaç dakikadır salonda olmamıza rağmen göremediğimiz birinin sesini işittik.

"O piyanonun buraya nasıl geldiğini sadece ben bilirim”.

Sesin geldiği tarafa doğru yürüdüm ve sırtı bize dönük koltukta oturan şişe dibi gözlüklü yaşlı adama, -Prof. Dr. Bülent Daver’miş- “nasıl gelmiş” diye sordum. Piyanoyu 30’larda okulun İstanbul'dan Ankara'ya taşındığını haber alan Adolf Hitler’in hediye ettiğini söyledi. Her karşılaştığımızda okulla ilgili yeni bir şey anlatırdı hoca. Şu şöyle, bu böyle olmuştu diye.

Bazı kurumların hikâyeleri vardır. Kurumlara zenginlik katan, onları güçlü kılan şeylerdir bunlar...

Merkezi bürokrasimizde bu türden pek hikâye olmaz. Onlar Kafkavari kurumlardır. Soğuk ve izoledirler. Bazılarının bahçelerinde ağaçları bile yoktur. Hatta aralarında Kalkınma Bakanlığı, Devlet Personel Başkanlığı ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı gibi bahçesi olmayanlar vardır.

Kamu binaları arasında mimari anlama sahip olan da pek yok gibi... Le Corbusier’in tasarladığı Sainte Marie de la Tourette manastırına sonra bizim Milli Kütüphane binasına bakın. Belki de bizimkilerin ilhamı bu Dominiken manastırıydı. Binayı her gördüğümde aklıma bu manastır geliyor. Adamların keşişleri okuyor, planlıyor ve tatbik ediyor. Biz ne yapıyoruz? Taklit ediyoruz...

Bizi bir yere taşıyacak adamlar kitap okumuyorlar. Yani bizim keşişlerde iş yok. Yıllardır mülakatlarda öğretmenlere, din adamlarına kitap okuyup okumadıklarını soruyoruz. Binlerce kişiye aynı soruyu sorduk. Geçen yıl hangi kitapları okudunuz? Okuyan çok az...

Bürokrasi verili şablonlardan ayrılmama ve normalleştirme demektir. Bir gün bir cami yanıyormuş. Hemen itfaiyeci Temel gelmiş, “bağa bir ip getirun” demiş. Bulup getirmişler. Temel minarede mahsur kalan imama ipi atmış sonra da onu yere çekmiş. Tabi imam ölmüş. Sonra gazeteciler gelip soru sormuşlar. Temel niye imamı aşağı çektin demişler. Temel de “geçen kuyuya düşen bir adamı böyle kurtarmıştım” demiş.

Milli Kütüphane artık yetersiz bir bina... Öğrenciler çoğu sabah yer bulabilmek için uzun süre kuyrukta bekliyorlar. Bu normal kabul ediliyor. Hâlbuki Ankara’da üç büyük ve donanımlı kütüphane daha yapmamız şart...

Türkiye’de eğitim alanında gelişme isteniyorsa gençlerin kütüphanelerle ve kitaplarla ilişkisini geliştirmemiz lazım.

Kimisi otobüste, metroda okur. Kimisi de sessiz, sakin yerde okumayı sever. Ama açık söyleyeyim, bizim halk kütüphanelerinde kitap okumak zor iş... Geçen Balgat’takine uğradım, beş dakika zor dayandım. Çok havasızdı. Halk kütüphanelerinin yeni bir şekle kavuşturulması gerek.

Geçen yıl Fransa’nın Grenoble şehrinde, günlük hayatta insanların hikâye okuyarak vakit geçirebilmesi için şehrin birkaç yerine “kâğıda basılı hikâye dağıtma makineleri” konuldu. Bu güzel bir uygulama... Biz de hayata geçirebiliriz.

İlk ve ortaöğretimdeki gençler kitaplarla nasıl yakınlaşacaklar? Haşır neşir olmaları nasıl sağlanacak? Onları kuyrukta bekleterek bunu başaramayız. Mesela onları günlük yazmaya teşvik etmek gerek. Yeteneği müthiş geliştirir ve daha rafine düşünmeyi sağlar.

Rekor kimde bilmiyorum ama Thomas Mann ve John Quincy Adams gibi neredeyse ömürleri boyunca günlük tutan insanlar var. Bu onlar için sıradan bir iş değil, bilinçli olarak günlük tutuyorlar.

Bir de edebiyat festivalleri meselesi var. Türkiye bu alanda oldukça geri durumda... Mehmet Demirtaş sağ olsun, 2009’dan beri yapılan bir İTEF’imiz var. Birkaç başka deneme yapıldı. Mesela 2014’te Alâ Boğuşlu Türkmen’in girişimleriyle Trabzon’da bir deneme yapıldı. Ama geçen yıl yapılamadı. İnşallah devamı gelir.

Kahramanmaraş gibi Necip Fazıl’ıyla, Abdurrahim Karakoç’uyla, Cahit Zarifoğlu’yla, Rasim Özdenören’iyle, edebiyatçılarıyla meşhur bir şehre kitap fuarı değil, bir edebiyat festivali yakışır doğrusu...

Evet, kitaplar bizi hedefe kilitler... Okumak oku yaydan çıkarır. Edebiyat da ancak edinmek demek olabilir. Okumalar yaparak olaylar arasında yeni bağlantılar kurabiliriz. Sonra birikimlerimiz bizi üretmeye yöneltir. İnsan ancak böyle gelişir, edinerek ve bağlantı kurarak...

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

36360395