Güncel Yazılar
Turgut GÜLER

Bir zamanlar pek moda olan devlet etiketleri vardı. Halk Cumhûriyeti, Demokratik Halk Cumhûriyeti gibi cilâlı, hattâ şeddeli cilâlı kelime yığınları, okuyanda ve dinleyende hayret ülkesinin kapılarını çalma arzûsu uyandırırdı. Cumhûr, halk demekse, Halk Cumhûriyeti ne mânâya geliyor? Halk kere halk mı denmek isteniyor? Peki, cumhûriyet mefhûmunda demokrasi yok mu? Olmaz olur mu? Demokrasi, cumhûriyetin Yunancası. Demek ki, Demokratik Halk Cumhûriyeti sözünde, arka arkaya üç def’â halk kelimesi tekrarlanıyor. Yâni, halk üzeri üç veyâ halk küp formülü veriliyor.

Bütün bu lâf kalabalıkları, aslında ayıp örtme, kabâhat gizleme operasyonundan başka bir şey değil. Normal ve insanı merkeze alan ölçüler içindeki bir rejim, taşıdığı etiketle ağırlık, ciddîyet kazanmaz. Aksine, ona ciddî sıfatını verecek olan, insana yönelik uygulamalarıdır.

Dünyâ’nın yakın geçmişinde, Demirperdeliler familyasına dâhil nice devlet, bu kat kat halklanmış isimlerle anılıyordu. Lâkin en tabiî ve mâsûm insan haklarının yamyassı edilip demirden perdelere yapıştırıldığı yerler de, hep bu “halk”a iştâhlı ülkelerdi.

Görmeyenlere eskiden âmâ deniyordu. Şimdi, kör sözü de bitpazarına gönderildi. Artık moda tâbir, “görme engelli”. Aynı metodla sağıra da “işitme engelli” sıfatı yakıştırılıyor. Şakayla karışık olarak, kel yerine “tarama engelli” takılması, tebessümlere sebep oluyor.

Anatomik ârıza dolayısıyla gözün göremez hâle gelmesi, tıbbî körlüğün târifi. Fakat esas körlük kalb, beyin ve gönülde meydâna gelen körlüktür. Zîrâ gözü görmeyen nice insan, görenlere parmak ısırtacak iş ve eserlerin altına imzâ atarken, gördüğü zannedilen sayıya gelmez çoklukta beşer yığını, bakar kör durumundadır.

Göz rahatsızlıkları; yakını, uzağı görememek, renkleri ayırt edememek vs. şeklinde sıralanıyor. Bütün Dünyâ’da büyük devlet adamı sıfatına lâyık görülen ve saygı duyulacak mevkilere oturtulan insanların, şahsî özelliklerindeki farklılık ve zıtlıklara rağmen, bir ortak yanları vardır: Uzak görüşlülük... Bu vasfa sâhip olmayana, büyük devlet adamı denmiyor.

Uzak görüşlü olmanın, standart ve komprime bir formülü yok. Muhtelif yollardan bu ana caddeye çıkmak mümkün. Fakat geçmişini iyi bilmeyenler, târîhinin analizini yapamayanlar, uzağı görme hassasına da sâhip olamıyorlar. Yahyâ Kemâl’in:
Ne harâbî, ne harâbâtîyim,
Kökü mâzîde olam âtîyim.

mısrâlarına sığdırdığı mânâ, uzak görüşlülüğün en güzel târiflerinden biri.

İslâm imiş devlete pây-ı-bend-i terakkî
Evvel yoğ idi, işbu rivâyet yeni çıktı.
diyen Ziyâ Paşa; İslâmı, ilerlemenin önünde görenlere sesleniyordu. Tanzîmât döneminin asrîlerine söylenen bu söz, bugünün ölçü veyâ ölçüsüzlükleri yanında ne kadar mâsum ve hafif kalıyor.

Tanzîmât hareketinin hükümdârı olan Sultan Abdülmecîd, günümüzün kozmopolitlik bezirgânları yanında ne kadar Müslümanca tavırlar içindedir. Fâtih semtindeki Hırka-i Şerîf ve Ortaköy’deki Mecîdiye (Ortaköy) câmilerini yaptıran bu Pâdişâh, aynı zamanda da Halîfe-i Rûy-ı Zemîn’dir.

Taşıdığı hürriyetperver fikirler ve kaleme aldığı bâzı yazılar dolayısıyla, Batıcı çevrelerce sembol isimler arasına konan Ziyâ Paşa, devletin ilerlemesine İslâmın engel olduğunu söyleyenlere karşı çıkacak kadar vicdân ve insâf sâhibidir. İslâma rağmen ilerleyeceğimizi zannedenlerin şerrinden Allâh’a sığınırız.

Medeniyet Tasavvuru

Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

19696917