2 Aralık 2022
Turgut GÜLER

İstanbul’da, Bâyezîd Câmii’nin bitişiğinde bulunan ve bizim İstanbullu zamanlarımızın kültür kapısı olmuş bir kitapçılar arastası var. “Sahhâflar Çarşısı” diye şöhret bulan bu güzel vatan köşesi, bir-iki dükkân dışında, tamâmen test kitabı satılan yeni hâliyle, “sahhâf” sözüne epeyi uzak kaldı.

Çok yakın vakte kadar, bu çarşının ortasında, Sultan İkinci Bâyezîd Türbesi’ni gösteren bir levhada:
“The Tomb of Sultan Bayezid II Türbesi”
şeklindeki cümle garîbesini okuyorduk. İngilizce ile Türkçenin, böyle bir ifâde, daha doğrusu ifâdesizlik için işbirliği yapacağı, bu levhayı yazan ve yazdıranın dışında, kimsenin aklına gelmez.

Şimdi, o “Tomb Türbesi” garâbetini taşıyan levhanın bulunduğu yere, İbrâhim Müteferrika’ya âit olduğu iddiâ edilen bir büst koydular. Büstün kaaidesi üzerine de, Müteferrika ile Said Efendi’nin önayak oldukları matbaada basılan ilk kitapların listesi yazılmış. İnsan, bu kitap isimlerini okuyunca, “Tomb Türbesi”nin mâsûmiyetine icâzetnâme çıkarıyor.

Kâtib Çelebî’nin meşhûr (Tuhfetü’l-Kibâr Fî Esfâri’l-Bihâr) adlı eserinin adındaki ilk kelime, kitâbe kâtibinin elinde: “Tuhve” kılığına girmiş. “Târîh-i Hindi Garbi” ve “Grammaire Turgue” diye yazılan kitap isimleri de : “Bizi bu hâle sokanlar utansın!” feryâdıyla, aynı büst kaaidesinde inkisâra durmuş, bekliyorlar.

Bahsettiğimiz büst ile kaaidesi, ayakkabıcılar veyâ manifaturacılar çarşısına dikilseydi de, bu hatâlı ibâreler bulunsaydı, o kadar esefe sebep olmayabilirdi. Fakat “Sahhâflar Çarşısı”na, bu ifâde yanlışları hiç yakışmıyor. Adı üzerinde, o çarşıdaki sahhâflar, büst kaaidesinde adları yazılı kitapları, satma mevkiinde olan esnâfımız.

“Tuhfe”yi, “Tuhve” yapan bîgânelik, Fransızca “Turque” kelimesindeki (Q) harfini (G)’ye çevirmiş, hızını alamayarak “Garbî Hind Târîhi”ni de “Hindi” fukarâsının kabaran kanatlarına fırlatıvermiş.

Kültür, ilim, irfân başlıklarını atacak yerimiz de kalmamış, onları taşıyacak erimiz de. Kitap isimlerinin yanlış yazıldığı büst kaaidesini kitapçılar çarşısına diken zihniyet, neresinden bakılırsa bakılsın, bize hüzünden başka bir his vermiyor.

Aynı çarşının, hem Çınaraltı istikaametindeki, hem de Kapalı Çarşı yönündeki giriş kapılarına “Sahaflar Çarşısı” yazılı mermer tabelâlar konmuş. Hâlbuki “kitap tanıma mütehassısı” demek olan “sahhâf”, tıpkı “sarrâf, nakkâş, hakkâk” gibi bir meslek ismidir ve çift (h)’lidir.

Giriş tabelâlarıyla Müteferrika büstünün kaaidesinde istiskâle uğramış harfler adına (he), Âsâf Hâlet Çelebî’nin mısrâlarına ilticâ etmiş, şâir de bu “eşk-i hurûf”a bakıp:
“Vurma kazmayı Ferhaaad!..

He’nin iki gözü iki çeşme
Âaaahhh!...”
diyor...

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: