25 Haziran 2022
Turgut GÜLER

“Menfaat” söz konusu olduğunda; insanların da, devletlerin de nasıl tanınmaz hâle geldiklerine, Dünyâ târîhi şâhittir. Şahsî seviyedeki menfaat gözetme ameliyeleri, netîce îtibâriyle de fazla kalabalık kitleleri ilgilendirmez. Fakat devlet cüssesiyle takınılan menfaat paletleri, önüne çıkan her çeşit insânî mâniâyı yıkıp, ezip geçer. Geriye, kepçeler dolusu ıztırâb malzemesi, - daha doğrusu - tortusu kalır.

Çok meşhûr bir meseldir ve Dünyâ nizâmâtından söz eden nice ahkâm kesicinin diline pelesenk olmuştur: “Devletler arası münâsebetlerde dostluk aranmaz, menfaat aranır.” Bu hükmü duymayan, bilmeyen yoktur, ama yine de sahne-i siyâset, “Muâşaka-yı Düvel” oyunundan hiç bıkmaz. Ne hikmetse, seyircisi de trübünler dolusudur.

Orta Asya’dan başlayarak, Türk’e vatan olmuş bütün coğrafya parçalarında, milletimizin saf ve berrak, insaflı ve müşfik, âdil ve hakkaniyetli vasıflarını, hep bu “kapalı gişe temsîl”i seyrederek zulme, emperyalizme peylemedik mi? Ardından, daha kandırıldığımızı anlamadan, kocaman kocaman vatan topraklarını müstevlî çizmesine çiğnetmedik mi?

Elimizde kalan Anadolu ve Trakya arâzisi, Sultan Üçüncü Murad dönemindeki mesâhanın kırkta birini bile karşılamıyor. Bunu dahî bize çok gören tavra, “düşmanca” demek, kâfî değildir. Yanıla yanıla, sâdece yine yanılmayı mı öğrendik?... Horlanış, alışkanlık hânesine yazılmaya başlanınca, horlayanların hesâbı tamâma eriyor demektir. Müsâmaha, şefkat ve insana hürmet şeklinde tecellî eden Türk duruşunun, en acımasız hunharlıklarla cezâlandırılması, sebeple netîceyi ağzı açık bırakmaktadır.

Orijinâl adı “Kitâb-ı Dede Korkud Alâ Lisân-ı Tâife-yi Oğuzân” olan hikâyeler, Türk Millî Destânı’nın en mühim halkalarından birini teşkîl eder. Türk kültür yekûnunun kıymette ağır, fevkalâde üslûba sâhip bir özeti olan Dede Korkud Kitabı, Mevlânâ ve Yûnus Emre’nin şiirleri, Vesîletü’n-Necât, Orhun Âbideleri, Oğuz Kağan Destânı, Divânü Lügâti’t-Türk, Kutadgu Bilig, Atabetü’l-Hakâyık, Dîvân-ı Hikmet gibi öteki esas dubalarla berâber, Türklük gemisini Kâinât Okyanusu’nda taşıyor.

Oğuz boyları arasında doğup serpilen ve Anadolu coğrafyasını Merkezî Asya’ya sıcak, kuvvetli kementlerle bağlayan, Akkoyunlu Türk Devleti başta olmak üzere, çoğu tanıdık ve akrabâ, nice siyâsî yapıyı engin nazarlarla besleyen Dedem Korkud’un dili, “boy boyladıkça, soy soyladıkça”; Türk’ün sînesi hem kavîleşmiş, hem de Cihân’ı içine alacak biçimde genişlemiştir.

Türk milletinin, Müslümanlıkla ebedî nikâhını aktettiği bir dönemin mahsûlü olan bu hikâyeler, sâdece içinden çıktığı Oğuz Türklerinin değil, dört cihete yayılmış bütün Türk Dünyâsı’nın konuşan dili olmuş.
Korkud Ata’nın, bilhassa idâreci makâmında oturanların kulaklarına küpe olacak altın sözleri, günümüzde seyirlik tren mevkiinde kalıyor. Bu da ayrı bir ağıt vesilesi. Korkud’ca yaşayacağımız günlere teşneyiz...

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: