18 Eylül 2021
ATABET

Fatih AKMAN


Edib Ahmed Bin Mahmud Yükneki’nin ‘Atabetü’l Hakâyık’, yani ‘Hakikatlerin Eşiği’ adlı eseri Türk klasikleri arasında mümtaz bir yere sahiptir. Kutadgu Bilig’den sonra günümüze kadar gelmiş olan en önemli eserlerden biri olarak kabul edilebilir.

Biz de bu kıymetli eser ve yazarı hakkında çok kısa birkaç bilgi notu paylaşıp, Yükneki’nin kaleminden ve gönlünden dökülen öğütlerin bir kısmını paylaşacağız. Elbette bugüne kadar Atabetü’l Hakâyık üzerine birçok makale ve yazı yazılmıştır. Zaten internette yapacağınız birkaç arama sonrası eser ile ilgili teferruatlı bilgilere ulaşmak mümkündür. Bizim burada yapacağımız şey de diğerlerinden farklı değil. Ancak Türk düşüncesinin klasiklere haline gelmiş bu tarz değerli eserleri sürekli gündemde tutmak bir nevi vazifedir. Bizim de gayemiz bu vazifeyi yerine getirmek.
Elimizdeki eser Ötüken Neşriyat tarafından basılan, hazırlığının Yaşar Çağbayır tarafından yapıldığı bir Atabetü’l Hakâyık örneğidir. Yaşar Çağbayır’ın Türk kültürüne bugüne değin yapılmış en kıymetli hizmetlerden biri olan ‘Büyük Türkçe Sözlük’ müellifi olduğunu da ayrıca belirtmek gerekir. Çağbayır eserin ön sözünde temel gayesinin eseri gençlere ulaştırmak olduğunu vurguluyor. Eseri günümüz Türkçesine aktarırken yine hedef kitlenin anlayabileceği bir dil kullanıldığını ifade ediyor. Bu bakımdan eserin orijinal metnine ulaşmak ve bilimsel inceleme yapmak isteyenler için adres de gösteren Çağbayır, sanıyoruz ki bu önemli Türk klasiğinin genç kuşağa aktarımı hususunda önemli bir vazifeyi de yerine getirmiş oluyor. Ayrıca elimizdeki eserin ikinci bölümünde hem Yükneki hem de eser hakkında önemli ve mukayeseli bilgiler bulma imkânına yine Çağbayır aracılığı ile sahibiz.

Edip Ahmed Yükneki’nin 11. yüzyılın sonları ile 12. yüzyılın ilk yarısında yaşadığı düşünülmektedir. Yükneki Arapça ve Farsça öğrenmiş, dini ilimler üzerine de çalışmalar yapmış bir Türk şairidir. Doğuştan görme yetisine sahip olmadığı söylenen Yükneki hakkında Ali Şir Nevai şunları aktarmaktadır:
‘Edib Ahmed aslen Türk’müş ve Türkler arasında –Nevai zamanında bile- ona dair birçok menkıbeler anlatılırmış. Anlatıldığına göre doğuştan körmüş. Fakat çok zeki, dindar ve günah işlemekten çok sakınan bir insanmış.’ (sy.38.)

Yükneki hakkında birçok rivayet ve anlatı mevcut. Ancak yaşadığı devir ve çevre ile ilgili net bir bilgi elde edilemediğini söylemek gerekir. Buna rağmen yapılan çalışmalarda Yükneki’nin doğum yerinin Türkistan olduğunu, kitaptaki kültürel öğelerin de Türklerin yaşantıları ile ilintili olduğunu elbette söyleyebiliriz.

Karahanlılar döneminde yazılan Atabetü’l Hakayık, Yükneki tarafından dönemin hükümdarlarından olduğu düşünülen Dad İspehsalar Bey’e (Batı Türkistan’da bir beyliğin hükümdarı olduğu düşünülmektedir.) ithaf edilmiştir. Düzyazı şeklinde ortaya koyulan eser ahlak ve erdemler temelli öğütler vermektedir. Eseri bilim dünyasına ilk kez tanıtan Necib Asım olmuştur. Necib Asım, Darülfünun hocalığı sırasında Ayasofya Kütüphanesi’nde bulduğu bir nüshayı yayınlamıştır. Ardından Uygur harfleri ile yazılan bir başka nüsha da yine Kilisli Rifat tarafından bulunmuştur.

Atabetü’l Hakâyık’tan:
‘Nice bilgili kadın, bilgi sayesinde erkekten üstün; nice bilgisiz erkek, kadından daha zayıf kaldı.’ (sy.18)
‘Bilgili kişi varlığını belli eder. Bilgisiz hayatta olsa bile yitik sayılır. Bilgi sahibi kendi ölse bile adı ölmez. Bilgisizin ise daha sağlığında adı unutulur.’ (sy.18)
‘Nice kirli şeyler yıkamakla temizlenir de cahillik yıkanmakla temizlenmeyecek kadar berbat bir kirdir.’ (sy.19)
‘Birini dil ile yaralama; bil ki ok yarası kapanır da dil yarası kapanmaz.’ (sy. 20)
‘Eğer bir kişide şu iki şey bir araya gelmişse, onda insanlık yolu büğenmiştir: İlki, gereksiz yere gevezelik ederek yanşar; ikincisi ise o kişi konuştuğunda dili yalan söyler.’ (sy.20)
‘Sen kendini tut. Mala mülke gönül bağlamak neden? Bu mal sabah gelir, akşam gider.’ (sy.22)
‘Cimrilik tabiatın en çirkinidir. Ellerin kutlusu veren eldir. En kutsuzu da alıp alıp vermeyen eldir.’ (sy.24)
‘Eğer ömür boyu yetecek kadar mal topladınsa bile, başlık giyebilmek için insana önce bir baş gerekir.’ (sy.25)
‘Binlerce dostun olsa bile çok sayma; düşmanın bir tek olsa bile azımsama.’ (sy.27)
‘İbadet riya, abid mecaz oldu. Meyhane mahallesi bayındır; mescit harap oldu.) (sy.29)
‘Adım Edib Ahmed, sözüm edep ve öğütten ibarettir. Vücudum gider sözüm burada baki kalır. Bahar geçer, güz gelir; ömür biter. Bu gelip geçen bahar ve güzler benim ömrümü tüketir.’ (sy.31)

Bu yazarın diğer makaleleri

Bu kategorideki Makalelerden