25 Temmuz 2021
Şahver ÇELİKOĞLU

Tasavvufun önemli bir konusu marifetullah’dır; Allâh’ı tanımak, âşinâ olmak. Allah ile âşinâ olmak. Bu âşinâ olmanın, tasavvuftaki yolu kitap okumak değildir. Çünkü Allah Teâlâ’yı bir kul, kitaplardan okuyarak anlamaya çalıştığı zaman, münâkaşaların ve nazariyelerin içinde boğulabilir. Ve öyle tehlikeli konu ki, bir sendelediği zaman ipin üstünde durmak gibidir. İnsan yanlış bir kanaate sâhib olduğu zaman ayağı kayar düşer. Onun için önemli bir konu.

Tasavvuf erbâbı çok sağlam bir yola girmiştir. Diyorlar ki: “Allâh’ı insana Allah bildirir. Sen Allâh’ın sevdiği işleri yaparsan, rızâsına uygun işleri yaparsan, yolunda yürürsen, O da sana kendini bildirir. Onun için tasavvufun ana gâyesi, Allâh’a mutî olarak Allâh’ın râzı olacağı, seveceği işleri yaparak sonuca ulaşmaktır. Ondan sonra Allah Teâlâ Hazretleri, kulun o ilticâsına o samîmiyetine mükâfaat olarak o hakîkatleri ihsân eder. Kendisini kendisi bildirir.

Tasavvufî yolda çalışmalar iki grupta toplanabiliyor. Tabi bu çalışmalara tarîkat diyoruz. Yâni tasavvufî çalışmalarda metodlar farklılaşınca yollar ortaya çakıyor. Bu farklı yollara, Arapçada “yol” mânâsına gelen “tarîkat” deniliyor. Her yiğidin bir yoğurt yiyiş tarzı olduğu gibi yollar da farklı oluyor. Metod ve yol farklı oluyor. Buna tarîkat diyoruz. Falancanın tarîkati, filancanın tarîkati deniliyor. Fakat bu yollar incelendiği zaman iki esaslı çalışma şekli karşımıza çıkıyor. 1. Nefsi ıslâh ederek ilerleme yolu. 2. Kalbi uyandırarak, nurlandırarak (kalb= gönül demektir) gönlü nurlandırarak, gönül gözünü açarak bu işi başarma yolu.

Birincisine, nefsi ıslah yolları; turûk-u nefsâniye deniliyor. Yâni nefsi ıslah metodlarıyla hareket eden tarîkatler diye, turûk-u nefsâniye deniliyor.

Kalbi nurlandırarak giden yollara da rûhu kuvvetlendirmek, kalbi nurlandırmak yolunu tercih ettikleri için turûk-u rûhâniyye, yâni rûha kuvvet vererek aşkı, şevki, muhabbeti meydana getirmek sûretiyle o noktaya ulaştırma yolu olarak turûk-u rûhâniye deniliyor.

Turûk-u nefsâniyede nefsin ıslâhı hangi yolla olacak? İnsanın egosu, insanın içindeki bitmez tükenmez arzular nasıl düzenlenecek, nasıl intizama alınacak, nasıl dizginlenecek? Çok kuvvetlidir insan nefsinin arzuları. Çünkü insan neslinin devâmı için ve insan hayâtının idâmesi için Allah tarafından insana bahşedilmiş duygulardır bunlar. Kuvvetli duygulardır. Meselâ; acıkma, bir şeyler yemek isteme ve yaşama gayreti. Bunlar kuvvetli duygulardır... Neslinin devâmı için çok kuvvetli duyguları vardır. Bu duygular nasıl zabt-u rabt altına alınacak?

Oturup da hür bir tarzda, “ben bu nefsi nasıl ıslah ederim?” diye, bir psikolog olarak düşünülmesi de mümkündür. Ama, mutasavvıfların düşüncesi bu değildir. İslâm mutasavvıflarının düşüncesi Kur'ân-ı Kerîm’i uygulamaktır. Hadîs-i şerîfleri uygulamaktır. Ve bütün malzemesini, terminolojisini hatta ilimlerinin tâbirlerini, teknik terimlerini âyetlerden ve hadislerden almışlardır. Bütün malzeme Kur'ân-ı Kerîm ve hadîs-i şerîf kaynaklıdır. Onların düzenlenmesinden metodlar karşımıza gelir.

Meselâ nefsin mertebeleri. Tasavvuf kitaplarında, tasavvufla ilgili eser vermiş, günümüzün araştırıcılarının kitaplarında görürüsünüz, âyetten, hadisten alınmıştır. Nefsi emmâre. Bu, Kur'ân-ı Kerîm’den alınma bir tâbirdir.
“Ben nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis, gerçekten kötülüğü çok emredicidir...” (Yûsuf,12/53) Emmâre; âmir kelimesinin mübâlağa sigasıdır. Âmir: Emreden, emir kendisinin elinde olan kimse. Çok emredicidir. Neyi çok emredicidir? Kötülüğü çok emredicidir. Yâni nefis kendisinin devâmını ister, arzularının tatmînini ister. Arzuların meşrû veya gayr-i meşrû yoldan tatmîni, kazanılması onu ilgilendirmez. Arzusu cûşa geldi mi onu mutlaka yapmak ister. Acıkmışsa yemek ister. Hangi ihtiyâcı belirmişse onu tatmin için kötülüğü çok emredicidir.

Nefsin ıslah metodları da yine hadîs-i şerîflerden ve âyet-i kerîmelerdendir; Peygamber (s.a.v) Efendimizin bizzat yaşam tarzındandır, sahâbe-i kirâm’ın hayâtındandır.

Bizde eksik olan taraflardan birisi, (tabî hadîs-i şerîflere rağbet ve riâyet ve kırâat vardır. Hadîs-i şerîfleri okuyoruz. Kur'ân-ı Kerîm’i okuyoruz. Fakat) Peygamber (s.a.v) Efendimizin arkadaşları, hayat arkadaşları, onun çevresinde olan insanlar, Kur'ân yanlarında inmiş Peygamber (s.a.v) Efendimize... Peygamber (s.a.v) Efendimizin nasıl insan olduğunu görmüşler, onunla berâber yaşamışlar. Bu insanlar İslâm’ı nasıl anlamış? Muhakkak ki kaynağa en yakın kimseler olayların tâ içinde.

Bu insanlar İslâm’ı nasıl algılamış? Nasıl anlamış? Nasıl yorumlamış? Nasıl uygulamış? Bu çok önemli bir şey. Ve az rağbet ediliyor bu konuya. Peygamber (s.a.v) Efendimizin hayâtını okumak lâzım; bir. Sahabe-i kirâmın hayâtına dâir literatürü tamamlamamız lâzım; iki. Sahâbe (r.a) hazretlerinin hayatlarını anlatan dev biyografi eserleri vardır. Muazzam, muhteşem, büyük. Onları terceme etmemiz lâzım. Çünkü Peygamber (s.a.v) Efendimizin sahâbesinin her birisi bizim için bir örnek insandır.

“Benim ashâbım yıldızlar gibidir. Hangisine iktidâ ederseniz o size doğru yolu bulmakta, yön bulmakta, yönünüzü tâyin etmekte yardımcı olur” diye hadîs-i şerîf ile medhedilmişlerdir. Bu yüzden onların hayatlarını okumak lâzım. O ibretli sahneleri konu edinmemiz lâzım; konuşmalarımızda, sohbetlerimizde. Ve çocuklarımıza da okutmamız lâzım.
Peygamber Efendimiz Mutasavvıfların Şâhıdır

İslâm’ın eğitim metodunda önemli olan fiîlî durumdur, gördüğümüz durumdur. Yâni tatbîkattır, uygulamadır. Efendimizin (s.a.v)’in hayâtını görüyoruz, sahâbe-i kirâmın hayâtını görüyoruz. Bunu böyle anlatmak, İslâm’ı en doğru anlamak için en iyi yoldur.

Peygamber (s.a.v) Efendimizin hayâtı sûfiyânedir. Yâni Peygamber (s.a.v) Efendimiz mutasavvıfların şâhıdır, sultânıdır. Sahâbe-i kiram da öyledir. Onlar da mutasavvıfların sultanlarıdır. Parmakla gösterilecek büyük numûnelerdir. İslâm’da, İslâm’ı en iyi anlayan zümre, Kur'ân’ı ve Peygamber Efendimizi en iyi anlayan zümre mutasavvıflardır.

Zâten hepsinin hayâtını incelediğimiz zaman görüyoruz ki, aynı zamanda müfessirdir, muhaddisdir, fıkıh âlimidir. Bu konularda kitap yazmışlardır. Aynı zamanda fiilen mürebbîdir, terbiyecidir. Terbiye ile meşgul olmuştur. Eğitimcidir, eğitim müessesinin başında olan insandır. Ve en uygun öğretme tarzı da bu tarzdır.

İslâm hayat dînidir. Hayâtın her faaliyeti, zihniyete göre sevap kazanma mevzûu olabilir. İslâm hayat dîni olduğu için, İslâm fıtrat dîni olduğu için, akıl ve mantık dîni olduğu için, İslâm’da anneye-babaya hürmet etmek, itaat etmek sevap oluyor... Demek ki, İslâm bir zihniyettir ki, nereye gelirse, ne zaman kullanılırsa, o iş bir ibâdet hâline geliyor. Tasavvuf da aynı metodu uygulayarak aynı tarzda bu işi sağlama yolu.

Bu yazarın diğer makaleleri

Bu kategorideki Makalelerden