8 Aralık 2022
Turgut GÜLER

Türk’ün devlet anlayışında hükmetmek, insanı râhata kavuşturmak demektir. Bunu, keseri kendi tarafımıza yontarak söylediğimiz zannedilmesin diye, bilhassa yabancı muhîtlerde dillendirilmiş kanaatleri, tavsiyeye şâyân buluruz.

Demirperde dönemi Polonyasında çok yaygın şekilde vird-i zebân olan bir hürriyet temennîsi vardı: “Türk atlıları, atlarını Vistül Nehri’nde sulamadıkça Polonya’ya hürriyet gelmez..” diye Türkçeye aktarılabilecek o Leh ideâli, Türk Cihân Hâkimiyeti’nin en özlü târifi ve de tarafsız değerlendirmesidir.

Târîhî hâdiseleri zaman tayfından geçirince görülecektir ki, Polonyalıya bu tarzda bir dilek ilhâm eden tecrübe, o topraklarda yaşanmamıştır. Çok uzaktan kumandalı – o da yirmi yıl kadar – himâye döneminin dışında, Polonya’da kalıcı özellikte Türk hâkimiyetine rastlanmıyor.

İşte, bu yüzden, Polonya ve Vistül’ü Türk’e hasret gösteren Leh millî yönelişi, hâkimiyet tesis ettiğimiz topraklardaki ecnebîlere âit düşüncelerden daha kıymetli görünmektedir. Zîrâ Polonyalıya onu söyleten, Türk ve onun idâre şekli hakkında duyduklarıdır.

Türk hâkimiyetinin “hürriyet”le aynı kefeye konması, başlı başına sosyoloji kürsüsü kurduracak hacimdedir. Kasıt kıskacından ve kîne dayalı inâdından kurtulan her Dünyâlı, Polonyalıya iştirâk edecektir. Yalnız, mes’ele sâdece yabancıların akl-ı selîme çağrılmasıyla bitmiyor. Esas iş, içimizdeki bizim gibi görünen dâhilî yabancılara, Türk’ün hükmetme tarzını anlatabilmekte...

Saka Türklerinin efsânevî hükümdârı Alp Er Tunga; Dîvânü Lügâti’t-Türk dâhil pek çok mühim kaynakta Acun Beği diye anılır. Dünyâ Hâkimi demek olan bu sıfat, Alp Er Tunga’dan sonraki asırlarda da unutulmamış, değişik Türk sultan ve beyleri için sık sık kullanılmıştır.

1055 yılında Bağdad’a, o şehrin fâtihi olarak giren Tuğrul Bey’i, devrin Abbâsî Halîfesi bizzat karşılamış ve Büyük Selçuklu Hâkânı’na: Sultânü’l-maşrık ve’l-mağrib tâbiriyle hitâb etmiştir. Doğu’nun ve Batı’nın Sultânı demek olan bu Arapça unvan, Alp Er Tunga’nın Acun Beyliği gibi Dünyâ Hâkimi mânâsına geliyor.

29 Ağustos 1516 günü, Haleb Ulu Câmii’nde, Cum’â namâzı esnâsında minberdeki hatîbin: Halîfe-yi Rûy-ı Zemîn tarzındaki takdîmiyle, Yavuz Sultan Selîm, Dünyâ Hâkimi bilinmiştir.

Türk târîhinin fecrinde, Oğuz Kağan’ın, adıyla anılan destânda, milletine gösterdiği hedef, Güneş’in bayrak, gökyüzünün çadır olduğu bir Dünyâ Devleti’dir. Mete Hân’dan Kaanûnî Sultan Süleymân’a kadar sayması zor çoklukta Türk hükümdârı, Dünyâ Hâkimi kabûlü görmüşlerdir. Ayrıca, Osmanlı otoritesinin iyice dumûra uğradığı dağılma yıllarında bile, aynı telâkkî psikolojik olarak devâm etmiş, Türk’ün çok uzaktan gönderilen selâmı ile olmazlar oldurulmuştur.

Türk Cihân Hâkimiyeti, bir Dünyâ klâsiği hâline gelmiş, bundan rahatsızlık duyanlar, başta Türk âilesi olmak üzere, en hassas yerlerimize, infilâk gücü yüksek bombalar yerleştirmişlerdir...

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: