Güncel Yazılar
Ömer AĞAÇLI

“Merhamet”kavramı sadece insanı insan yapan bir kavram değil, tüm var oluşu, var oluştaki varlıkları da kendi özüne göre var kılan, kendi var oluş düzlemlerinde kendilerini ifade etmesini, kendini gerçekleştirmesini sağlayan bir kavramdır. Bu bağlamda “ merhamet”, Allah ile var oluş arasındaki ilişkilerde ortaya çıkan bir anahtar kavramdır.

Hilkat yani yaratılış sonradan oluşmuştur. Yaratılışın, var oluşun gayesi, Mutlak Varlık olan Allah’ın kendisinin bilinmesini dilemesidir. Yani ilk sebep zati meyildir.

Var oluş, Allah’ın fiilleridir. Allah’ın fiilleri O’nun sıfat isimlerinde karşılığını bulur. Çünkü eserler, yaratıcının sıfatları gereğidir.

Bütün ilahi hakikatleri içeriğinde kapsayan “Kur’an”, besmele ile başlar sözlerine. Besmele Allah’ın iki ismiyle başlar. Bu iki isim diğer isimlerin üstünde mündemiçtir. Hakikat besmelede dürülmüştür.

Besmelede geçen iki isim “Rahman “ ve “ Rahim “ isimleridir. “Rahman” ismi diğer isimlerin en üstünde ve onları kapsayandır. Tüm evren Allah’ın isimlerinin tezahürüdür. Bu da Rahman isminin tezahürüdür. 39/6 ayette: “ Sizi bir tek şeyden yaratmıştır.” Denilmektedir ki bu bir şey Allah’ın zatına ait “ zat nurudur”. Bu nur, Rahman ismine karşı gelmektedir. Tüm evren, Rahman isminin tecellilerinden ibarettir. Rahman ismi tevhidin tecellisidir. Tevhidin kaynağı budur.

“Rahman” ismi genel bir isimdir, şemsiye bir isimdir. Kur’an “Rahman” isminin kuşatıcılığını, genelliğini 17/20 ayette şöyle vurgular: “ Hepsine, onlara da, onlara da Rabbin desteği kesilmez.” Bu ayet bağlamında Allah’ın bütün mevcudata karşı lütfunun sonsuz ve sürekli olduğunu söyleyebiliriz.

Sufilere göre, Var oluş Allah’ın Cemalinin lütuf aynasındaki tecellileridir. Allah hiç bir şeye tenezzül etmez. Hiç bir yaratığın seviyesine inmez. Var oluş, Allah’ın cemalini göstermesi , tenezzül etmesidir. Hakkın tenezzül mertebesinde tezahürleri tüm varlıkları ortaya çıkartmasıdır. Bu yüzden yaratılmış olan her şey Allah’a şükreder. Şükrün hikmeti budur. Bir Sufi’nin söylediği gibi: “ Her neyi gördü gözüm, vechi rahman ondadır. Her neyi duydu kulağım, mağzı kur’an ondadır.” İlahi rahmetin istidatlar nisbetinde görünmesinden başkası değildir, var oluş. Bu da “ Tevhid” dir. “Tevhid” Rahmanın tecelisidir. Hakk’ın Rahman ismiyle tenezzülü rahmettir. Rahmetin diğer adı da merhamettir. Merhamet ise aşktan başka bir şey değildir. Alemlere izafesinin eşit surette oluşu, bütün her şeyin Allah’a göre eşit bulunduğu, Allah’ın insanlara da eşit muamele edeceği, ettiği bu ilahi rahmetin gereğidir.

Kur’an’da “ Rahmet” sıfatı, mağfiret, meveddet ve rıza kavramıyla aynı anlamda kullanılmıştır. Meveddet, sevgi ve arzulama anlamına gelir ki, Allah- İnsan ilişkisinde sevgi, rahmet anlamında anahtar kavramdır. Bu nedenle her şeyin özünü,mayasını sevgi oluşturur. Rahman, rahmetin en yüksek derecesiyle muttasıf demektir. Rahman sıfatı Allah’tan başka hiç bir varlığa istinat edilemez. Şu kadar var ki Rahman bol ihsan ve merhamette bulunandır.

Tevhit tek bir ilaha ve onun kanunlarına göre yaşamak olduğuna göre insan da dünya hayatında merhamet ( SEVGİ) içinde yaşamak durumundadir. Yani Allah’ın bu kanununa uymak durumundadır. Rahmet, birlik, bütünlük bilinci içinde birlik nimetine ermektir. Merhamet, birlik nimetinin yani tevhidin zikredilmesidir. Rahmet/ merhamet her şeyi birle görmek ve bu bilinçle yaşamaktır.. Rahmet, varlıkları birbirine bağlayan ilahi, manevi, ontolojik bağdır. Bu mutlak hakikat böyledir. Bu nedenle insanın çevresiyle ilişkilerinin bu kaynaktan beslenmesi zorunludur.

Rahmet, merhamet ve sevgi aynı anlam içeriğine sahip kavramlardır. Bu bağlamda sevgi, varlıklar arasındaki ilişkilere yön veren var oluşsal bir unsurdur. Allah’ın eşya üzerindeki tasarrufu sevgi ile olur. Sevgi, harekete geçirici ilahi bir tecellidir. İnsan neyi severse ona yönelir. Tercih irade ile ilgilidir ama sevgi iradeyi yönlendirir. Sevgi, var oluşun mayasına katılmış ilahi ( ontolojik) bir kudrettir. Tevhiti vahdette icraya koyan, onu gerçekleştiren sevgi ( merhamet) dir. Sevgi amaç yaratır, var oluşa süreklilik sağlar. Bunun karşısında olan nefret, yok oluşa götürür. Şu kadar ki merhamet (sevgi) insanın kendinden kendine gidiştir, tüm yaratıcı aktiviteleri yaratarak insanı, toplumu inşaa eder.

Allah evreni kendi fiilleriyle yaratınca aşk var oluşta kendini izhar etti. Bu nedenle bu yüce sıfat, insan tarafından kabul edilen, yaşanan tecelliler oldu. Yani aşk, ilahi tecelli olarak insanda mekan buldu. Alemler ve alemlerin oluşumu henüz ortada yok iken Allah, hem aşk, hem aşık ve hem de maşuk idi. Allah varlıkları rahmet/ merhamet/ aşk üzere ortaya çıkarttı. Allah’ın rahmeti insanın marifeti oldu. Hayat denilen var oluş, sevginin gerçekleştirilmesinden başka ne olabilir ki?...

Medeniyet Tasavvuru

Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

19681925