Güncel Yazılar
Ahmet URFALI

Şair O. Seyfi Orhon: ‘’Bu Vatan Kimin ?‘’ başlıklı şiirinde vatanın gerçek sahiplerini edebi bir dille ifade eder:
‘’Bu vatan, toprağın kara bağrında
Sıradağlar gibi duranlarındır;
Bir tarih boyunca, onun uğrunda
Kendini tarihe verenlerindir...’’

Sadece Azerbaycan’ın değil bütün Türk dünyasının ‘’Yere inmeyen sema şairi’’ Hüseyin Cavit, Turan coğrafyasında hem bir sıradağ gibi durmuş hem de yazdığı eserler ve çektiği çilelerle ‘’kendini tarihe vermiştir. Onun zulme baş eğmeyen başı insanlığın haysiyet ve şerefinin en canlı ve belirgin bir örneğidir. Hüseyin Cavit’in dik duruşu, en zorba diktatörlere boyun eğmemesi, kalemini ve sanatını Türk ülküsü dışında hiçbir ideoloji için kullanmaması milyonlarca Türk’ün gurur ve övünç kaynağı olmuştur.
Hüseyin Cavit’in ;eserlerinde ele aldığı vatan, millet, medeniyet, insanlık, bağımsızlık ... konularında yaktığı ışık yalnızca Azerbaycan’ı değil bütün bir Türk ülkesini aydınlatmakta oradan mazlum ve masum milletlere şuleler yansıtmaktadır.

Namık Kemâl parçalanmakta olan vatan için Vaveyla şiiriyle ağıtlar yakarken, Hüseyin Cavit’te işgale uğrayan Azerbaycan’a gözyaşı döker:
Namık Kemâl, Vaveyla’yı okuyanların yüreğine vatan aşkını nakış nakış işler:
‘’Feminin rengi aks edip tenine
Yeni açmış güle misâl olmuş
İn’itâfile bak ne âl olmuş,
Serv-i sîmin safâlı gerdenine
O letâfetle ol nihâl-i revân
Giriyor göz yumunca rüyâma.
Benziyor, aynı kendi hülyâma
Bu tasavvur dokundu sevdâma.
Âh böyle gezer mi hiç cânân ?
Gül değil arkasında kanlı kefen.
Sen misin, sen misin garîb vatan? ‘’

Hüseyin Cavit, Rusya’nın İslamiyet aleyhine yaptığı çalışmalara çocukların dilinden yiğit sesini yükseltir:
‘’Dün bir kuş gördüm yaralı,
Düşmüş yurdundan aralı,
Söylerdi sanki her halı;
Vahşi kartal kıydı bana,
Vatan! Ah sevgili ana.’’
Her iki şairimizde ifadeler farklı olsa da inleyiş aynıdır, vatan sevgisi ortaktır. ‘’Vatan gariptir, kimsesizdir, vatan vefakar ve çilekeş anadır.’’

Namık Kemal, Hürriyet Kasidesi adlı şiirinin bir beyitinde şöyle diyor;
‘’Vücûdun kim hamir-i mâyesi hâk-i vatandandır
Ne gâm râh-ı vatanda hak olursa cevr ü mihnetten‘’
(Vücudun mayasının hamuru, vatan toprağındandır. Vücut, vatan yolunda eziyet ve sıkıntılardan toprak olursa ne gam!)

Hiçbir ferdini ayırt etmeksizin Türk’ün kutsal vatanında yaşayan herkes, öncelikle görev ve sorumluluk anlayışı içinde hizmet yarışına girmeyi bilmelidir. Çünkü hak, vazifesini yapanlarındır. Türk vatanının hayrına çalışıp ter dökenler ve akıl yoranlar, her türlü takdirin üstündedir.

Hüseyin Cavit’in vatan anlayışı, Ziya Gökalp’in Turan şiirinde gerçek anlamını bulur:
’’ Vatan ne Türkiyedir Türklere, ne Türkistan
Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan ‘’

Hüseyin Cavit, Deniz Temaşası şiirinde bütün Türk yurdunu bir bütün olarak kabul edip duasını mısralara şöyle döküyordu:
‘’ Onca tesiri yok şu tufanın,
Parlıyor kahramanca nâsiyesi;
Okunur çehresinde Turan’ın
Şanlı tarihi, geçmiş an’anesi;
Her belâdan esirge yurdumuzu,
Kamuran eyle şanlı ordumuzu...’’

Hüseyin Cavit’in fikri oluşumunda ailesinden, memleketinden aldığı bilgi ve düşüncenin yanı sıra İstanbul’da öğrenimini tamamlarken Abdülhak Hamit, Rıza Tevfik, Namık Kemal’i öğrenmiş, onların düşünce ve edebi yönlerinden yararlanmıştır. Yine onun fikri gelişiminde Ziya Gökalp ve Mehmet Emin Yurdakul gibi Türkçü Turancı ediplerin katkısı bulunmaktadır.Doç.Dr. Azer Turan’ın tespitlerine göre; Rıza Tevfik, İsmail Gaspıralı’nın ricası üzerine Rusya’dan gönderilen on dört Türk gencine kendi özel hanesinde iki yıl özel ders verdikten sonra bu on dört kişiyi birer mürşit olarak memleketlerine göndermiştir.

Prof. Dr. Tamilla Abbashanlı, Hüseyin Cavit’i en çok etkileyen şairlerden birisi olarak Mehmet Akif Ersoy’u gösterir: ‘’Evet, onlar Mehmet Akif Ersoy ve Hüseyin Cavid güzel bir bahar günü Azerbaycan’ın çiçekler, güller, yeşillikler içinde üzdüğü bir günde Bakı’da “buluştular.”. O dehalar 1906–1909 yıllarında güzel İstanbul’da görüşmüştüler, o zamanlar M.Akif Ersoy İstanbul Üniversitesinde öğrencilere edebiyat ilminin sırlarını öğretirdi, Hüseyin Cavid de o Üniversitede azat müdavim olmuş, hayranlıkla Mehmet Akif’in edebiyat ilmi hakkında konuşmalarını dinlemişti. M.Akif’in zengin ilmi konuşmaları Cavid’i etkilemiş ve Akif’in başyazarı olduğu “Sırat-ı Müstakim” dergisinde üç şiiri yayımlanmıştır.

Doç.Dr. Azer Turan, Hüseyin Cavit’in İstanbul’da fikri yönden olgunlaşmasını ve Azerbaycan’a dönüşünü özetler : ‘’ Türkiye’ye Hüseyin Rasizade ismiyle gelen yirmi dört yaşlı genç Nahçıvanlı’yı İstanbul çok uzaklara götürdü, onu irfan ve Turan düşüncesinin, Türk Milliyetçi zihniyetinin fedaisine dönüştürdü ve en önemlisi İstanbul, Azerbaycan’dan Hüseyin Rasizade olarak aldığını Azerbaycan’a Hüseyin Cavid olarak uğurladı (geri verdi.)‘’
Hüseyin Cavit’in en çok etkilendiği fikir adamlarından birisi de İsmail Gaspıralı’dır. Cavit, ‘’ İsmayıl bey ‘’ başlığıyla yazıp memleket çocuklarına ithaf ettiği şiirinde onun hakkında şöyle demektedir:
‘’İsmayıl bey , o bir büyük Türk idi,
Bir güneşti, Kırım ufuklarından
Parlayıp etrafı nura gark etti,
Yıldızlar yarattı şafaklarından.

İsmayıl bey Türk yurduna şan verdi,
Öksüz, ölgün milletine can verdi.’’

Cavit, şiirinin devamında Türk dünyasının düsturu haline gelen Gaspıralı’nın ünlü sözüne vurgu yapar. ‘’Dilde, fikirde, iş’te birlik..’’
‘’Onun mesleki bu idi daima:
“İşde birlik; dilde, fikirde birlik..”
İş, fikir, dil birliyi, olmayınca,
Evet, pek çetindir cihanda dirlik.‘’

İsmail Gaspıralı, Türk dil birliği hakkında ; ‘’Yirmi beş seneden beri dediğim, yazdığım, çalıştığım budur. Çare açmak, yol açmak, başka bir şey değildir.Çünkü, kavi, necip, ömürlü, sabırlı ve cesaretli olan Türk milletinin, perakende düşüp, Sedd-i Çin’den Akdeniz’e kadar yayıldığı hâlde, nüfuzsuz, sessiz kaldığı lisansızlığından, yani lisân-ı umumî (ortak dil)ye sahip olmadığından ileri gelmiştir. Bu inanışla ömrettim (yaşadım), bu inanışla mezara gireceğim.’’ Düşünürken bu ülkünün uygulayıcılarının başında Hüseyin Cavit gelmektedir. Çünkü Cavit, Türk kardeşliğinin ve birliğinin ancak ortak dil kullanmakta sağlanacağı inancındadır. O, İstanbul Türkçesi’yle Azerbaycan Türkçesi arasında bir köprü vazifesi görmüştür.

Hüseyin Cavit, 59 yıllık ömrünün tamamını vatan millet yolunda tüketmiş, bu uğurda can verip nam almış yüce bir Türk’tür. O, muzaffer Türk hakanlarının savaş meydanlarında kazandığı zaferleri, büyük emeklerle yazıp bütün Türklüğü miras bırakarak kutlu bir insan olma vasfını elde etmiştir.

1937'de Stalin'in zulmü Rus işgali altındaki bütün Türk yurtlarında başlayınca Hüseyin Cavit’i de bilinen suçlamalarla tutukladılar. O Türk sevdalısı yüce insana 1938’den geçerli olmak üzere sekiz yıl ceza verdiler. Cavit’i önce Magadan cezaevine, ardından Sovyet Tutsak Kampı Irkutsk’a sevkedildi. Türk’ün bu kara bahtlı yiğit evladı 5 Aralık 1941'de İrkutsk-Tayşet bölgesinin cezaevi hastanesinde uçmağa vardı. O ışığı sönmeyen ulu Türk’tür.

Bugün onun düşünceleri Türk dünyasının her tarafında vefalı evlatlarınca ışık ışık, dalga dalga yayılmakta istikbalde kurulacak olan şanlı güne hazırlanmaktadır.

Hüseyin Cavit’in yiğit avâzlı gür sesi ; ‘’ “Uyuma artık, yeter” diye haykırırken Turan’ın civanmert kahramanları mekteplerde, üniversitelerde, fabrikalarda...her yerde , hep bir ağızdan ‘’ Koca Bir Türk’ün Vasiyeti’’ni yerine getirmek için alın teri dökmekte, dizlerini kutsal toprağa vurarak and içmekte, el açıp Ulu Tanrı’dan dilekte bulunmaktadır:
‘’Evet, Arslan yavrularım ! Türk eli hep şanlıdır,
Elmas gibi lekesizdir, sakın, gafil olmayın,
Asır, yirminci asrdır ! Vazifesi pek ağır...
Arş ileri !
Komşular yol aldı, geri kalmayın ! ‘’

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

37264083