20 Ocak 2022
Erhan KARAOĞLAN

Kadın, aile ve içtimâi hayatın birbiri ile olan sıkı râbıtası demektir. Üstlendiği vazifeler bakımından ise; toplumların medeniyet merhâlelerine attıkları adımların kûvvetidir. Bir milletin, medeniyetler seviyesindeki vaziyetini değerlendirmek için, o milletin içtimâi hayatında kadının statüsü üzerinden de koordinatlar vermek mümkündür. Genel itibariyle, tarih seyri içerisinde, Sümerlerden başlayan süreçten, günümüz modern çağlarına dek, milletlerin hâsletlerinden getirdikleri davranışların birer yansıması olarak, kadınlara vaziyetleri bakımından farklı muameleler ve statülerle atıfta bulunulmuştur. Büyük ölçüde menfî atıflara maruz kalan kadınlar, uzun bir zaman kendilerini ifâde etme özgürlüğünü elde edememişlerdir. Artık günümüzde ise kurulan sivil toplum kuruluşları ile kadınların menfî atıflara karşılık hak arayışları içerisine girdiklerini gözlemlemekteyiz. Özellikle de bu arayışlar Feminizm şemsiyesi altında sürdürülmektedir.

Şüphesiz ki, yukarıda da zikrettiğimiz gibi milletlerin kadınlara atfettiği statüler, onların hâsletlerinden ve medenî derecelerinden getirdikleri davranışları mukabilinde; muhtelif farkları da beraberinde getirmektedir. İlk zamanların Yunan toplumlarından, Orta Doğu toplumlarına; Türk- İskit toplumlarından, Germen kavimlerine ve batının hemzemini toplumlardan günümüze kadarki süreç, bu farklılıkların inceleneceği noktalardır. Bu noktalar kümesi içerisinde, Türk- İskit toplumlarında kadının, sosyal yapının temel dayanaklarından olması ve idarî ve iktisadî hayatta gördüğü büyük bir önemi ve kıymet-î hâiz olması bakımından ayrı bir konumu mevcûttur. Çalışmamızın mûhtevası ise, hazzını büyük ölçüde söz konusu olan bu vaziyetten almaktadır. Şöyle ki, batının sömürgeci emellerinin, ilmî kılıfa büründürülmüş kanadı olan bazı tarihçiler tarafından, Türk tarihi tahribata uğratılmaya çalışılmış ve birçok tarihî hakikâtin üstü farklı yollarla örtülmek istenmiştir. Bu vaziyetten elbette ki Türklerin sosyal yapıları ve kültürel zenginlikleri de nâsibini almıştır. Mukayese ederek, Türk kadının diğer toplumlar nezdindeki yerlerine kaynaklar dahilinde vücûda getirmek lâzımdır.

Mamafih, Türk tarihinin eski devirlerini ihtivâ eden ve barbar olarak addedilen İskitler ile yüksek medeniyet şuuruna sahip olarak addedilmiş Yunan toplumları arasında, kadına verilen değerler bakımından âdeta bir uçurum vardır. Bir misâl ile, Tarihçi Adrienne Mayor’un ’’ hiçbir şey Eski Yunanlıları, kadının İskit kültüründeki eşit ve özgür konumu kadar rahatsız etmemiştir,’’ sözü iki toplum arasındaki uçuruma şâhitlik etmektedir. Yine Yunan toplumlarında kadının, hiçbir vasfının olmadığını, iradesinin tamamen erkeklerin hegemonyası altında olduğunu görmekteyiz. Öte yandan Herodot’un da naklettiği üzre; İskit ülkesindeki kadınlar, devlet yönetiminden, sosyal hayata kadar aktif ve özgür bir rol oynamışlardır. Mezopotamya toplumları için de, Yunanlılarda söz konusu olan aynı durum geçerlidir.

Hunlar çağına doğru adım adım geldiğimizde, devlet teşekkülünün daha da temele oturması hasebiyle, kadınlar; kağanlar ile birlikte ülke yönetiminde müşterek söz sahibi olmuş, İskitlerdeki savaşçı kadın modeli ise, bozkırda evdeşi ile birlikte iktisadî hayatın devamını üstlenen, aynı zamanda seferler sırasında aile ocağının koruyuculuğunu üstlenen Türk kadını modeli olarak zuhur etmiştir. Bu özelliklerinin yanı sıra, kendi coğrafyasının tasavvurunu, estetik bakış açısı ile birleştirerek, tarihin her devrinde giyim- kuşam, takı- kolye ve icraatleri bakımından Çin, Bizans gibi toplumlardaki kadınları kendilerine hayran bırakmışlardır. Hazarlar döneminde, Bizans’a gelin giden Çiçek Hatun’un giydiği elbise, nasıl ki Bizans içerisinde bir Türk modası rüzgarı estirdi ise, yine aynı hızla Çin içlerine kadar kendini göstermiştir. Türk kültürü ve onun parçası olan Türk kadını, her daim diğer milletleri kendine hayran bırakmıştır. Her ne kadar da diğer milletlere nazaran, menfî veya müsbet yönden değişimler gibi vaziyetleri beraberinde getiren farklı dinî inançlara intisâb etmek gibi olaylar, Türkler’de sıklıkla yaşanmış olsa dahi, yine de Türk telakkîsinin ve Türk içtimâi hayatındaki işleyişin büyük ölçüde aynî olarak devam ettiğini görmekteyiz. Çinli, Avrupalı, Arap ve sair seyyahların gözlemlerinde de net bir şekilde bu bilgiler teyit edilebilir.

Hülâsa, Türk kadının mazideki yerini beyan ettik. Şimdi ise günümüzdeki konumu üzerinden bir değerlendirmeye tâbi tutalım. İlk olarak şunu belirtmemiz lâzımdır: Batıdan neşet eden “Feminizm” Avrupa topraklarında tarih boyunca ezilerek feryâd eden kadınların, demokratik toplum düzeni sürecine kadar biriktirdikleri ve nihâyetinde çatısı altında birleştikleri bir mefhûmdur. Tabî bu mefhûmun temelinde siyasî gayeler de vardır; fakat bu farklı bir çerçevede değerlendirilmelidir. Mevzû bahis olarak, modern çağda Türk kadının konumu, kültürel ve manevî rabıtaların yer yer kopması yahut yıpratılmasından dolayı pek de iç açıcı bir hâlde değildir.

Özünde aile olabilmenin sırrını unutmuş; hoşgörü, sevgi, saygı ve sair duygularından soyutlanmış bir toplum nezdinde kadının da yüksek bir değerde olması beklenemezdi zaten. Haddizatında bu vaziyetin çaresini, Batılı kaidelerin ürünü olan “Feminizm” de aramak yanlıştır. Nihâyetinde, fertlerinin her biri hürriyet anlayışı ile toplum olabilme sürecini ve medeniyet düzeyine ulaşabilme kabiliyetine eski çağlarda vakıf olmuş bir millet, kendi öz benliği çevresince tedavi usûllerini aradığı vakit bulacaktır. Bizim tedavî usûlü olarak önergemiz, kaynağını Türk kültür ve manevîyatından alan sivil toplum kuruluşlarının çalışmaları ve milletimizin ferdî olarak, birbirine tahammül edebilmesidir. Hele ki mazimizin enginlerinde yer edinen kadının yüksek değerdeki konumu gibi medeniyet tasviri vaziyetler, günümüzde yeniden yorumlanarak toplum nezdinde aktarılmalıdır. Ayrıca, yangına körükle gidercesine yayınlar yapan ve lümpenleşmiş bir toplumun gayesi için çırpınan yayın organlarına karşı da bir tutum sergilenmelidir.

Genel itibariyle bu ve bunlar gibi tedavî usûlleriyle Türk kadını, yine kendi öz benliğine kavuşacaktır. Bugün, kadın cinayetlerinin artması ve her gün onlarca yuvanın dağılması üzerinde de ayrıca durulması gerekir. Hâsılı, debdebe ve popüler cümlelerden ziyâde, Türk kadınının yegâne dayanağı mazisidir. Çünki, Medenî düzeydeki yerine çok eski dönemlerde kavuştuğu için, ne batılı bir düşünce akımının çerçevesinde, ne de Semitik zihniyet döngüsü çerçevesinde kendini bulacaktır.

Bu kategorideki Makalelerden