27 Haziran 2022
Mehmet DEMİRCİ

Geçen pazar bir vesileyle Selçuk’taydık. İlçeye 9 km. mesafedeki Bülbül Dağı’na gittik. Kaymak gibi asfalt yol, baharın taze yeşillikleri arasında kıvrılarak yükseliyor ve bir noktaya ulaşıyor. Burası yamaca yerleşmiş Meryem Ana külliyesi.

Harika bir tabiat manzarası içinde ziyaretçilerle dolup taşıyor.
Rehberimizin ifadesine göre burada her pazar, papaz yönetiminde dini Katolik ayini yapılıyor.

Her dilde hazırlanmış çok sayıda şık panolarda Meryem Ana’ya ait bilgiler var. Etrafta bir ciddiyet, sükunet ve uhrevilik hakim.

Bunu sağlayan belki de Meryem Ana Evi’nin girişindeki ikaz levhası: “Sessiz olun, fotoğraf çekilmez!” çeşitli yerlerde Meryem Ana heykelleri var. Hz.
İsa’nın bir ahırda doğumunu tasvir eden göz alıcı kabartma ve heykelcikler yer alıyor.

Mum yakmak için muhafazalı geniş tablalar konmuş, içi yanan mumlarla dolu. Genç kızlar, insanlar mum dikip yakıyor, bu sırada fotoğraf çektiriyor.
Buranın şifalı sayılan çeşmeleri meşhur. Musluklardan buz gibi kaynak suyu akıyor. İnsanlar bir avuç su içmek için sıra bekliyor.

Beni asıl şaşırtan duvara boydan boya monte edilmiş bez bağlama ve dilek kağıdı koyma yerleri oldu. Özel yapılmış kafes gibi, seyrek aralıklı teller gerilmiş.
Burası baştan sona, bağlanmış bezler ve iliştirilmiş dilek kağıtlarıyla dolu.

YEMEYENİN MALI

Rehberimiz Kur’an ayetlerinden örnekler vererek, çok cana yakın, sempatik bir Meryem portresi çizdi. Ona göre Meryem Ana’yı ziyaret hastalara, felçlilere iyi geliyormuş. Evin içinde duvara asılmış koltuk değnekleri, burayı ziyaretten sonra iyileşen kimselere aitmiş.

Düşünmekten kendimi alamadım:
Yaşadığımız kültür buhranı sonucu kendi yerli ve milli değerlerimizi aşağıladık. Türbe ziyareti, oralardan şifa beklemek, bez bağlamak hurafedir, bid’attir diye yaylım ateşi açtık.
Tabiat boşluğu affetmez. Böyle bir ihtiyaç var ki, elin oğlu gelir bu yolda kendi dinini pazarlar.

Üstelik bunu o kadar güzel bir sunumla yapar ki, bizim insanımız akın akın oraya gider. Peki bunlar Hristiyan mı oluyor?
Hayır, ama kendi değerlerini ve kültürünü bilmediği için yabancı kültür hayranlığına kapılırlar.

Aslında bizim dağlarımızı bekleyen nice dedelerimiz, babalarımız var. Fakat dini ve resmi çevrelerimiz bunlara itibar etmedikleri için, oraları sadece bir avuç insanımız senede bir defa ziyaret eder, o kadar.
Zaten oralara ulaşmak için düzgün yollar da yoktur.

KÜLTÜR EMPERYALİZMİ

Gerçekte Meryem Ana buralara gelmiş değil. Bir Alman kadının rüyasına dayanarak buraya el atılmış, 1967’de Papa’nın ziyareti ve kutsaması ile iş ciddiye binmiştir. Biz de turizm uğruna bunu desteklemişiz.
Amacım pişmiş aşa su katmak değildir. Sadece kendi değerlerimizi tanımamız ve kültür emperyalizminin tuzağına düşmememiz gerektiğini hatırlatmaktır.

Bu konunun önemine ta 1957’de dikkati çeken Ekrem Hakkı ve Samiha Ayverdi kardeşlerin feryatlarını ayrıca ele alacağım.

Hz. İsa’yı babasız olarak dünyaya getiren Meryem hakkında, Hristiyan mezhepleri farklı görüşlere sahiptir. Meryem Ana’ya Müslümanlar da büyük saygı duyar.
Kur’an-ı Kerim’de “Meryem” ismi birçok yerde geçer ve iffet simgesi olarak yüceltilir.

Hz. Meryem’in kaç yıl yaşadığı ve nerede öldüğü, nereye gömüldüğü konuları tartışmalı konulardır. İsa çarmıhta iken annesini havarilerinden Yuhanna’ya emanet etti, o ikisi birlikte Kudüs’te ikamet ettiler.
Meryem’in Hz. İsa’dan sonraki hayatı hakkında bilgi yoktur.
Çoğunluğun görüşü Meryem’in Kudüs’te vefat ettiği ve kabrinin orada olduğu şeklindedir. Daha sonra Yuhanna Efes’e gelir.
Hz. Meryem’in Efes’te öldüğünü söyleyenler de vardır ancak genel kanaate göre, hamisi Yuhanna’nın Efes’e gidişi, Hz. Meryem’in ölümünden sonradır. Havarilerden en çok yaşayanı ve Meryem’in vefatına şahit olabilecek yegane kişi olmasına rağmen Yuhanna, İncil’inde ve Yeni Ahid içindeki mektuplarında Meryem’in İsa’dan sonraki hayatına dair hiçbir bilgi vermez.

Arkeologlara göre Selçuk Bülbül dağında bugünkü Meryem Ana Evi, 13. yüzyıldan kalmadır, böyle bir yapı 4. asırdan öncesine ait olamaz.

RÜYA

Meryem Ana’nın kabrinin burada bulunduğu iddiası, Anna Katharina (ö. 1824) adlı bir kadının rüyasına dayandırılır.
Kendisi şifasız bir hastalıkla yatalak vaziyette bir köylü Alman kadınıdır.

19. asrın başlarında çıkan bu şayia yayılınca, başlangıçta Kilise tarafından reddedildi.
Tarihi delillere ve yaygın inanışa uygun düşmemekle birlikte, Alman kadının iddiası bazı kilise çevrelerini harekete geçirdi.
Bülbül dağındaki ev ve çevresindeki 919 dönümlük arazi bir Fransız rahip adına satın alındı, 1951’de Panaya Kapulu Derneği’ne (Meryem Ana Evi Derneği) hibe edildi, Meryem Ana Evi olarak tanıtıldı.
Gerçekte bu ev, çeşitli yerlerde Meryem Ana’ya ithaf edilen yüzlerce evden biridir. Nihayet 1967’de Papa VI. Paul burayı ziyaret ederek “Kutsal Hac Yeri” ilan etti.

AYVERDİ’LERİN İTİRAZI

Bu konu 1950’li yıllarda Türkiye gündemine gelince Ekrem Hakkı Ayverdi (1899- 1984) feryad eden bir makale yazdı. Efes’in “Selçuk” ismini unutturacağını dile getirdi. 15 asır boyunca Meryem Ana’nın burada olduğunu Hristiyan dünyasından kimsenin söylemediğini belirtti.
Ayverdi’ye göre bütün hikaye bir rüyaya dayanır. Tarihi bilgilerce ve başka mezhepteki Hristiyanlarca kabul görmemesine rağmen, Meryem’in Selçuk’a geldiği peşin bir gerçekmiş gibi ileri sürüldü. Turizm uğruna bizim bunu teşvik etmemiz çok hazindir. (E.H. Ayverdi, Makaleler).

Samiha Ayverdi (1905-1993) ise bu konuda 1957 tarihli bir yazısında şöyle der: “Kahramanları, şehitleri, erleri,erenleri ve sayıya gelmez uluları ile her karış toprağı kaplayacak kadar zengin ve şanlı bir tarihi olan bu vatan sathında mukaddes makamlar lazımsa, bunların yabancılardan değil, kendi muhteşem mazimizden seçilmesi icap eder.”

Bu yazı http://www.mehmetdemirci.org/meryem-ana-2/ sayfasından alınmıştır. Yazı ayrıca 3 ve 7 Nisan 2017 tarihlerinde iki makale halinde Yeni Asır gazetesinde yayınlamıştır.

Yazar Hakkında:

Mehmet DEMİRCİ

Mehmet DEMİRCİ

1942’de Konya’nın Bozkır ilçesine bağlı Kovanlık köyünde doğdu. Konya Akçeşme İlkokulu ve Konya İmam-Hatip Okulu’nda okudu. 1965’te İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’nden mezun oldu. Orta dereceli okullarda iki yıl öğretmenlik yaptı. Tasavvuf Tarihi dersi için yapılan sınavla, 1969 sonlarında İzmir Yüksek İslâm Enstitüsü’ne atandı. Enstitü 1982’de Dokuz Eylül Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’ne dönüştü.

1984″te “doktor” unvanı aldı. 1987’de “doçent”, 1994″te “profesör” oldu. İlâhiyat Fakültesi’nde 40 yıla yakın Tasavvuf dersleri okuttu.
Öğretim üyeliği yanında, çeşitli zamanlarda Fakülte Kurulu üyeliği, İlâhiyat Meslek Yüksekokulu Müdürlüğü, Temel İslam Bilimleri Bölüm Başkanlığı görevlerinde bulundu.
Kazakistan’da Hoca Ahmed Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi’nde 6 ay öğretim üyeliği yaptı.
Mayıs 2009’da emekli oldu.
TRT radyosunda uzun yıllar Ramazan için kuşak programlar yaptı. Hâlen İzmir Yeni Asır gazetesinde haftada iki gün köşe yazısı yazmaktadır.

Telif Kitapları:

Yûnus’ta Hak ve Halk Sevgisi
Türkistan Notları
Yahya Kemal ve Mehmed Akif’te Tasavvuf
Hz. Mevlânâ ve Mevlevî Kültürü
Sorularla Tasavvuf ve Tarikatler
İbâdetlerin İç Anlamı
Gönül Dünyamızı Aydınlatanlar
Nûr-i Muhammedî
Mesnevi Hikâyelerinden Dersler
Hadislerle Tasavvuf Kültürü
Tarihten Günümüze Tasavvuf Kültürü-Makaleler
Tarihi-Tasavvufi Menkıbeler ve Yorumları
40 Levha 40 Yorum
İyiler ve İyilikler

Çeviri ve yayına hazırladıkları:

Nurlar Hazînesi (İbn Arabî’den çeviri 101 Kudsî Hadis)
Osmanlı Tasavvuf Kültürü (Kasîde-i Tâiyye Şerhi, İbn Fârız-Ankaravî)