Güncel Yazılar
Ömer AĞAÇLI

“Kendini bil, kendini tanı!” sözünü insanoğlu söyleyeli yüzyıllar geçti. Fakat insanoğlunun belki de en az üzerinde durduğu konu kendini tanıma konusu olmuştur. İnsanın kendi doğasını doğru tanıması zorunludur.

İnsanın kendi doğasını doğru ve bütüncül tanımaması tüm sorunların da kaynağını oluşturuyor. Ve insan doğasının tanımı ile bilgi sorunu arasında ilişkiler vardır. Yani insan doğası tanımına göre “ epistemoloji” ortaya çıkar.

Batı modernizminin temelinde batının tanımladığı insan doğası tanımı vardır. Batının tanımladığı insan doğası tanımına göre modernizmin epistemik yapısı kurgulanmıştır. Descartes’in Kartezyen Felsefesi batının insan doğası tanımına dayanmaktadır. Modernizmin insan doğası tanımı, insanın “beden” ve “zihin” ikilisine dayanmaktadır. İnsan doğasının böyle tanımlanması bilgi yapısını buna göre oluşturmuş; bu bilgi yapısı da sonuçta dünya kavrayışını, dünya görüşünü, ilmin metodolojisini oluşturmuştur.

Batı modernizminin görünen yüzü pozitivizm, böyle bir insan doğası tanımının ürünüdür. Pozitivizm bugünde günümüz düşünce sistemine hakimdir. Öyle hakimdir ki,  dünya görüşümüzü, toplumsal ve bireysel veya en geniş anlamda kültürel bakış açısını etkilemekte ve biçimlendirmektedir.

Batı modernizmin özü kozmos’un mekanikleştirilmesidir. Bu anlayışa göre kainat nesnelerden ibarettir. Kozmos’un mekanikleştirilmesiyle insan zihnine mekanik anlayış hakim olmuştur. Manevi olan her şeyden yüz çevrilmiştir. İnsanın iç dünyasında nesnel bir bakış açısı yerleşmiş, hayatın özünün kutsal mahiyeti boşaltılmıştır. Ruhsuz bir insan ve kozmos telakkisi, sonuçta insanlığın manevi bunalım dehlizine düşmesine neden olmuştur.

Bugün yirmi birinci yüzyılın arifesine geldiğimiz şu günlerde görünen o ki, pozitivist mekanistik bakış açısından insanlığın zihnini kurtarmak için bunalım geçirmektedir.

Dünya çapında olup bitenlere bakıldığında küresel boyutta bir ruhsal kriz içinde olunduğunu söyleyebiliriz. Ruh, adeta küresel boyutta çökmüş gibidir. Batının insan doğası tanımı ve bilgi yapısı insanlığın bütünlüğünü bozmuş, hayatın amacı ve anlamı kaybolmuş, hayatın amacı ve anlamı araçlara kurban edilmiştir. Batıda ortaya çıkan bu anlayış, düşünce dönüşümü sadece batıda kalmamış, oradan şu ya da bu şekilde batı dışı dünyaya yayılmıştır. Türkiye batıdan en çok etkilenen ülkeler arasındadır. Türkler, Tanzimat’la birlikte batılılaşmayı bir fetiş haline getirmiş ve bunu ortodoks devlet politikası olarak benimsemiştir.

Bugün dünya çapında insanlığın bir maveraya doğru sürüklendiğini söylemek bir kehanet değildir. Modern çağın bilgi yapısı eksik ve güdüktür. Bu eksik ve güdük bilgi yapısıyla insanlık bir kaosa sürüklenmektedir. Biz göre sorunların asıl kaynağı buradadır. Çünkü her şey doğaya uygun olmak zorundadır. Doğa ise insanın eseri değil, Allah’ın eseridir. Şu kadar ki Allah’ın sistemine aykırı duruş insanlığı kaosa sürüklemektedir.

Bu makalede asıl söylemek istediğim, insan doğası üzerinde yeniden düşünmek ve kimi tesbitler yapmaktır.

Batı’nın insan telakkisi beden ve zihin formülü üzeredir. Bize göre bu tanım kuşa çevrilmiş bir tanımdır ve eksiktir. Bize göre insan doğası, beden, nefs ve ruh üçlüsüdür.

Beden, kendi özgün, objektiftir var oluşu ve özgün davranış biçimiyle insanın dış yönünü temsil etmektedir.

Nefs, insanın ruhunun  karşılığıdır. Ve sanıldığı gibi nefs maddi birşey değildir. Nefs kelimesi anlam olarak hayvan demektir. Nefs, hayvansal ruh haline karşı gelir. Bu nedenle nefs bireysel ruhu temsil eden bir kavram, hem de ruhun en alt, en kesif katmanını ifade eder.

Ruh, var oluşun hayat kaynağı Allah’tır. Allah var oluşa ruhla destek verir, inayet eder. Yani Allah, insan bağlantısı ruh aracılığı ile olmaktadır. Ruhun mahiyeti, ne olduğu bilinemez. Ahadiyet mertebesinde olan hiç bir cevher bilinemez. Akıl ahadiyete giremez. Ruhun varlığı ancak tezahürleriyle bilinebilir. Zat katından olan zat gibi ezelidir. Ruhlar bu nedenle ezeli hayata sahiptir. Ruh ezeli olduğu için sonsuzdur.

Nefsin ve ruhun bütün halleri zihne yansıyarak zihin ortamını oluşturur. Bilgide zihinde bu durumuna göre ortaya çıkar. İnsanın fiilleri de bu bilgiye göre oluşur. Beden, nefs ve ruhta ortaya çıkan eğilimlerin gerçekleştirilmesinde bir araçtır. İnsan hayatı beden de, ruh ve nefsin durumuna göre gerçekleşir. İnsandaki algı da ruhun ve nefsin durumuyla ilgilidir. Bilgi, bilenin durumuna bağlıdır sözü ile anlatılmak istenen gerçek budur. Bedende nefs ağırlıklı olunca elde edilen gerçek değil zandan ibarettir. Bedende ruh ağırlıklı olunca elde edilen bilgi ilim olarak ortaya çıkar. İnsan  ruhen ne kadar yüksekse eşyanın hakikatini o kadar gerçeğe yakın bilebilir.

O  halde insan ruhen nasıl güçlenir, yükselir sorusunun cevabı ayrı bir konudur. Ancak şu kadarını söyleyeyim. Bu hal sadece din alanındadır. Din dışında insanın manevi yüksekliğini sağlayan başka bir alan yoktur. Yani din dışında ruhu aramak muhal bir iştir. Dinin ne olduğunu idrak edememiş kimselere bunları anlatmakta o kadar muhal iştir.

Şimdi evren konusuna gelelim; evren kavramı ile zaman ve mekan boyutu bizi kuşatan gerçeklik anlatılmak istenir. Evrende var olanlar, maddi, manevi kendi var oluş katmanlarında hiyerarşik bir düzen içinde gözümüzün önündeki gerçekliktir. Biz her an bu gerçeklikle kuşatılmış durumdayız. Evren, aklın ürünüdür. Bu akıl, ilahi akıldır. Yani Allah’ın aklıdır, bu akıl. Bir şey ancak kendi cinsinden bir şeyle bilinebilir. Bu nedenle evren akılla bilinebiliyor. Evren Allah’ın isimlerinin makrokozmik tezahürüdür. İnsan da Allah’ın isimlerini bilebilecek donanımda yaratılmıştır. “Allah Adem’e isimleri öğretti” ayeti bu gerçekliğe işaret eder. Evren nasıl var oluş katmanlarından oluşmuşsa insan da aynı var oluş katmanlarından oluşmuştur.

Yüce Mevlana bu konuyu şöyle açıklamıştır: “ Her birimizin iç dünyasında, en yüksekten en düşüğe kadar farklı var oluş alemleri vardır. Bütün alemler içimizde dürülmüştür.” Şu kadar ki evren bir kitaptır. Bütün varlıklar bu kitaptadır. Kur’an evren kitabının tercümesidir. Evren kitabını okuyan, onun derinliklerine dalan, var oluşun hayat kaynağı olan mutlak varlık Allah’ı bulur. Evrende mutlak varlığın kudret ve ilmini görenler, bunu fark edenler şükredici olurlar; şakir. Bunu göremeyenlere de “kafir” denilir... İşte “kafir” ile “şakir” budur.

Evren, ruhun kopyasıdır. Madde, ruhun örtüsüdür. Evrende olan her şey ruhta vardır. Ruhta bulunan her şey de evrende vardır. Aklı işleyen insan evreni, manevi dünyanın maddi aynasındaki yansımaları olarak müşahede eder. Tasavvuf alanındaki müşahede budur. Fakat müşahede edebilmek için, mücahede şarttır.

İnsanın bilme katlarına gelince insan, bir şeyi akılla bilebilir. Akıl ile ruh aynı şeydir. Yani bilme aktı ruhla gerçekleştirilir. İnsan bir şeyi zihin fonksiyonlarıyla bilir. Zihnin hali ne ise ortaya çıkan bilgi de bu hale göre oluşur. Burada ortaya çıkan bilgi ile gerçek, mutlak olan farklıdır. Yani insan gerçekliği kendi zihin hali bağlamında elde eder ki tüm insanların bilgileri görecelidir, mutlak değildir. Ama bu insanın mutlak bilgiyi elde edemeyeceği anlamına gelmez.

İnsanın mutlak bilgiyi elde edebilmesi için iç dünyasının, zihin durumunun uygun duruma gelmesi gerekir. Zihnin uygun duruma gelebilmesi, zihne akıl kuvvetinin hakim olması gerekir. İnsan doğasını tanımlarken ortaya koyduğumuz nefs, ruh boyutu içinde nefsin devre dışı edilmesi gerekir. İnsan nefsin etkisinden kurtulunca geriye ruh devrede kalır ki kesin bilgi ruhla elde edilendir. İnsan ruhen yükseldikçe son tahlilde arınmış saf ruh haline gelince mutlak bilgiye yaklaşır. Bu mümkündür.

İmamı Gazali “Mişkatül Envar” adlı eserinde akıl kuvvetinin marifetlerine geniş olarak değinmiştir.

Gazali’nin bilgi sorunun çözümüne ilişkin söyledikleri dikkate şayandır. “Yaratılmış olan her şey aklın dolaşma alanı içindedir. Maddi nesneler sonludur. Akıl ise sonsuzu idrak edebilir. Aklın bildiği ilimler sınırlıdır ama onun bilme gücü sonsuzdur. Akıl yanılmaz. İnsanlar kendi evham ve hayalleriyle, saplandıkları birtakım inanç ve itikatları aklın hükmü sanırlar. Yanılma buradan ileri gelir. İnsan, hayal ve vehmini yenince zihin rahatlar, zihne akıl gücü hakim olur. Akıl gerçeği olduğu gibi görür.” Gazali bilgi sorununun çözümünde var oluşun iki boyutundan söz eder. Maddi boyutuna “his alemi”, manevi boyutuna da “gayb alemi” diyor.  His alemi, beş duyu ile, gayb alemi de akıl ile bilinebiliyor. İnsan beş duyudan gelen izlenimleri akla havale eder ve akıl bunları hükme bağlar. Ama insan bu yolla kendi aklını beş duyudan gelen izlenimle sınırlar. Böylece  insan sadece maddi alemdeki nesnelerin bilinebileceğine inanır, bundan öte adım atılamayacağını zanneder. İnsanın beş duyu verileriyle kendini nasıl sınırlandırdığını da şöyle açıklıyor : “ Duyular insanı meşgul eder, onu his alemine çeker. Aklı sınırlar, aklın önünü keser. Akıl, manevi bir şeydir.  Maddi alemi bildiği gibi manevi alemi de bilir. Beş duyu içinde en önemli olan gözdür. Dış dünya göz ile algılanır. Göz gördüğü şeylerin etkisi altında kalır. Göz sonsuz şeyleri göremez, sadece maddi şeylerin sıfatlarını, suretlerini görür. Göz manevi sıfatları göremez, gözün algı alanı dardır. Göz böylece aklın casusu olur. Beş duyudan gelen izlenimler aklı bloke eder, aklı sınırlandırır. Sıradan insanların bilgilerinin kaynağı beş duyu verileridir. İnsan beş duyu verileriyle yaşayarak  alt seviyelerde kalır. His alemi akıl alemine giden merdiven gibidir. His alemi ile akıl alemi arasında alaka vardır. İnsan his aleminde kaldığı müddetçe akıl alemine yönelemez. Oysa mutlak gerçeklik akıl alemindedir. Şu kadar var ki ruhla dışarıdan, suretten hareketle içeriye doğru tüm var olanları bilebilir.

Batı’nın insan doğası tanımı insanı bunaltıcı bir tanımdır. Maddi olan nesneler nasıl gerçekse manevi olanlar da öyle gerçektir. Var olanları beş duyu ile algılananlardan ibaret görmek hakikati de sınırlamaktadır. Ontolojik varlık maddi, manevi yönleriyle bir bütündür. Beden maddi alemden, içindekiler de manevi alemdendir. Maddi aleme fizik alem, manevi alem de metafizik alemdir.                                                                                                       

 

Medeniyet Tasavvuru

Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

19681798