Güncel Yazılar

Mehmet MAKSUDOĞLU

Güzel bir hikâyeydi: Bir mahallenin amatör futbol takımı, maç yapmak üzere, yakın bir köye gider. Varırlar, bakarlar ki, kulüp odasının kapısında koca bir kilit sallanmaktadır. Köy takımının oyuncularını bulurlar; "birkaç gün önce geleceğimizi mektupla bildirmiştik, hani niye maça hazır değilsiniz?" diye sorarlar. Köy takımındakiler, onların geleceğine dâir mektup filân almadıklarını söylerler. Gelenler, şaşkınlık ve telâşla, mektubu atmakla görevlendirdikleri arkadaşlarını ararlar; ortalıkta yoktur. Döndüklerinde, o arkadaşlarını sıkıştırırlar, aldıkları cevap: "Mektûbu atacağım gün, hava çok sıcaktı; susamıştım, pul parasıyla gazoz içtim!" olur.

Son günlerde, önceden hiç haber verilmeksizin yapılan elektrik kesintileri, bu hikâyedeki gazoz içen 'mârifetli'yi hatıra getiriyor. Susuzluğunu, arkadaşlarının gelecekteki yorgunluğu, şaşkınlığı, öfkesi, mahcûbiyeti bahasına gideren o münâsebetsiz ve SORUMSUZ çocukla, böyle, haber vermeden elektrik kesen SORUMLU(!) arasında bir fark var mıdır? âniden kesilen cereyan yüzünden asansörlerde, kat aralarında mahsûr kalanlar, işini ona göre ayarlamak imkânı bulamadığı için, maddî kayba uğrayan işyeri sâhipleri, zarar gören teknik âletler, bozulan sinirler... Olacak şey mi?

Bütün bunların önüne geçilebilir; ilân edilir: 'hergün, şu saattte şurada, bu saatte burada şu kadar dakîka elektrik cereyânı kesilecektir' denir. Vatandaşlar da işlerini ona göre ayarlarlar. Bunu yapmak için, 'eser mikdârda' sorumluluk duygusu taşımak, 'birazcık' 'insanlıktan nasîbi olmak' yeter. Milletin 'hizmetinde' bir görevde bulunan yetkili ve sorumlu, 'millet farkına varmasın', 'bir yetersizlik göze çarpmasın, ne kurtarsam kârdır' diye böyle iptidâî, böyle görgüsüz, böyle münâsebetsiz böyle sorumsuz bir davranışta nasıl bulunabilir? Bu davranış tam da 'falancaya beylik vermişler, önce babasını asmış' görgüsüzlüğünü ve münâsebetsizliğini haykırmıyor mu? Hoş, bunu yapan, belli bir kademedeki yöneticidir. Güzelim Ülke, 'bakan koltuğunda oturup' millete zerre kadar değer vermediğini ilân eden bir kişinin hâlâ siyâset meydânında boy gösterdiğine şâhit oluyor: Birkaç yıl önce, İstanbul Belediyesi, 250 otobüs getirtmişti. Duraklarda yağmur altında, kar altında otobüs bekleyen, tıklım tıklım dolu otobüslerde seyâhat etmek mecbûriyetinde kalan 'insanlarımız', biraz rahat edebileceklerdi. Zannederim dış krediyle getirilmiş olan bu otobüslerin hizmete konulması için Ulaştırma Bakanı'nın 'imza etmesi, izin vermesi' gerekiyordu. O günkü Ulaştırma Bakanı, utanmak, sıkılmak şöyle dursun, göğsünü gere gere 'imzâ etmiyorum, niçin imzâ etmediğimi de açıklamak zorunda değilim' demişti. (İnanılır gibi değil, ama GERÇEK.) Önemli olan, onbinlerce 'insan'ın birazcık daha rahat ulaşımı değil, Bakan Efendi'nin 'başarılı görmek istemediği belediyenin’ işini baltalamasıydı; kahrolası politik dürtüyle öyle yapıyordu. Âh o kahrolası politik motif; politikacının putu!! O bakan eskisi, günümüzde, hâlâ, ülkeyi kurtarmağa, 'yönetimde yer almağa' harâretle tâliptir. Telefonla katıldığı programda, 'seçimin iptâli için çalışıyor musunuz?' diye sorulduğunda, 'sorunun ortaya konuş biçimini beğenmediğini' belirtip, 'niçin ertelenmesi gerektiğinin sebeplerini' saymağa çalışıyordu!

'Burası Türkiye, olur böyle şeyler' dediğinizi duyar gibi oluyorum, ama, hayır! Türkiye buna lâyık değildir! Ülkemiz seçmeni de, o makûle mahlûkatı siyâset sahnesinden silip süpürmelidir.

Sorularından biri, 'bir büyük şehir belediyesinin getirttiği 250 otobüsün hizmete konulmasını, imzâ vermeyerek baltalayan ulaştırma bakanı kimdi?' olan bulmaca tertiplenirse iyi olmaz mı?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Medeniyet Tasavvuru

C. Stephen EVANS
Din Dili Problemi

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

34344755