Güncel Yazılar

Mehmet MAKSUDOĞLU

Adam, kendinden gâyet emîn, devletin resmî temsilcisini, polisi, küçümseyerek itiyor, 'ben senin ağabeyinim' diyor. Televizyondaki iç burkucu, düşündürücü görüntüye eşlik eden ses, bu 'alkollü' zâtın emekli polis idiğini ifâde ediyor.

Alkollü olarak araba sürerken durdurulan, ehliyeti istenen, 'beyefendi' hitâbına da 'bırak beyefendiyi' diyerek küçümser bir hava içinde karşılık veren 'vatandaş', kendi iddiâsına göre, emekli bir polis. 'Keşke doğru olmasa!' diyerek seyrediyorsunuz; adam kendinden çok emîn ve 'bu münâsebetsiz trafik polisleri, benim gibi bir ağabeylerini durdurmak küstahlığında nasıl bulunurlar?' öfkesi içinde.

Kanunlara, yönetmeliklere, kaaidelere en çok ve titizlikle kanun adamlarının uymaları, bu 'uyum'u, kendilerine ikinci bir tabiat hâline getirmiş olmaları gerekirken, böyle davranış beklenirken, 'ben kanun adamlığından emekli oldum, kanunlar, yönetilen vatandaşlara karşı uygulanır, biz kanunların üstündeyiz, kanunlar, bizi bağlamaz' anlayışının haykırdığı manzara, gerçekten ibret vericidir. Haber doğru ise, 'vatandaş'ın ne kadar alkollü olduğu 'ölçülememiş', sâdece arabası otoparka kaldırılmış. Belki, çoktan araba oradan alınmış, hiçbir cezâ da verilmemiş, bu 'meslekdaş'ın 'küçücük hatasına' göz yumulmuş, 'iş' kapanmıştır bile! Amerika'da, Başkan'ın çocuğu kurallara uymadığı için cezâya çaptırılmış, bizi bağlamaz! Kanunların, kuralların, 'herkese' eşit uygulanır olmasında da imrenilecek, beğenilecek bir husus yoktur! Elin gâvuru işte, böyle tuhaf münâsebetsizlikler yapar!

Unutulmamalıdır ki, Ne kadar mükemmel olursa olsun, UYGULANMAYAN kanun, kural, HİÇBİR İŞE YARAMAZ.

Birkaç yıl önce de, zannederim Burdur'da böyle eğlenceli (işleri ciddîye alan çağdışı (!) kişiler buna traji-komik de diyorlar) bir 'olay'ı televizyon ekranlarında seyretmek bahtiyârlığına ermiştik: Trafik polisleri, alkollü araç kullanan sürücüyü durdurdular, sürücünün, doktor ve dahî İl Sağlık Müdürü olduğunu görünce, (herhâlde saygı îcâbı) hiçbir işlem yapmadan bıraktılar. Ne güzel değil mi? Öyle alkol almak gibi 'çağdaş' bir 'eylem'den sonra, 'sıradan' vatandaşları 'çiğneyip ezse de olur' anlayışıyla salıverilen, hem doktor, hem de bulunduğu ilin Sağlık Müdürü kişiye,"böyle 'sorumsuz' sorumlu Devlet görevlisine cezâ, hem de kanunlar çerçevesinde en ağırından verilmeliydi" demek, 'alkol' hazretlerinin bizdeki müstesnâ itibâr ve mûteber mevkii karşısında, 'çağdışı' bir davranış olurdu! Avrupa'lı, Amerika'lı, istediği kadar bu 'alkol belâsı'ndan kurtulmağa çalışsın, oralarda, 'alkol kullanmayanlar' dernekleri kurulsun, alkol sâdece belli dükkânlarda ve günün belli saatlerinde satılsın, bizi ilgilendirmez!

Hemen, 'eğitim!', 'eğitim eksikliği!' diyeceksiniz. Haklısınız. Eğitim'e, eskiden, çok eskiden değil biraz eskiden, 'Terbiye' denirdi. Bu kelime, Millî Eğitim Bakanlığı'nın 'Tâlim ve Terbiye Kurulu'nda hâlâ -nasılsa- yaşamaktadır; lâf olarak değil, 'kavram' ve 'muhtevâ' olarak da çok önemlidir: insan ile diğer yaratıklar arasındaki farkı belirler. Terbiye, sâdece 'insan' ile ilgili bir olaydır. Sirklerdeki, sürekli olarak baskı altında tutulan, istenileni yapmazsa aç bırakılacağını ve acı veren işlemlerin tekrarlanacağını tecrübeyle bilen zavallı hayvanların, o duruma getirilinceye kadar uğramış olduğu acıklı muâmeleye, başka dillerde 'terbiye' denilmez; bizdeki yanlış tercümedir. Terbiye, 'iyi ve doğru davranışı', bilinçle, isteyerek, seçtirerek edindirme, benimsetme, alışkanlık hâline getirme işlemidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

16285373