9 Aralık 2022

Mehmet MAKSUDOĞLU

Adam, kendinden gâyet emîn, devletin resmî temsilcisini, polisi, küçümseyerek itiyor, 'ben senin ağabeyinim' diyor. Televizyondaki iç burkucu, düşündürücü görüntüye eşlik eden ses, bu 'alkollü' zâtın emekli polis idiğini ifâde ediyor.

Alkollü olarak araba sürerken durdurulan, ehliyeti istenen, 'beyefendi' hitâbına da 'bırak beyefendiyi' diyerek küçümser bir hava içinde karşılık veren 'vatandaş', kendi iddiâsına göre, emekli bir polis. 'Keşke doğru olmasa!' diyerek seyrediyorsunuz; adam kendinden çok emîn ve 'bu münâsebetsiz trafik polisleri, benim gibi bir ağabeylerini durdurmak küstahlığında nasıl bulunurlar?' öfkesi içinde.

Kanunlara, yönetmeliklere, kaaidelere en çok ve titizlikle kanun adamlarının uymaları, bu 'uyum'u, kendilerine ikinci bir tabiat hâline getirmiş olmaları gerekirken, böyle davranış beklenirken, 'ben kanun adamlığından emekli oldum, kanunlar, yönetilen vatandaşlara karşı uygulanır, biz kanunların üstündeyiz, kanunlar, bizi bağlamaz' anlayışının haykırdığı manzara, gerçekten ibret vericidir. Haber doğru ise, 'vatandaş'ın ne kadar alkollü olduğu 'ölçülememiş', sâdece arabası otoparka kaldırılmış. Belki, çoktan araba oradan alınmış, hiçbir cezâ da verilmemiş, bu 'meslekdaş'ın 'küçücük hatasına' göz yumulmuş, 'iş' kapanmıştır bile! Amerika'da, Başkan'ın çocuğu kurallara uymadığı için cezâya çaptırılmış, bizi bağlamaz! Kanunların, kuralların, 'herkese' eşit uygulanır olmasında da imrenilecek, beğenilecek bir husus yoktur! Elin gâvuru işte, böyle tuhaf münâsebetsizlikler yapar!

Unutulmamalıdır ki, Ne kadar mükemmel olursa olsun, UYGULANMAYAN kanun, kural, HİÇBİR İŞE YARAMAZ.

Birkaç yıl önce de, zannederim Burdur'da böyle eğlenceli (işleri ciddîye alan çağdışı (!) kişiler buna traji-komik de diyorlar) bir 'olay'ı televizyon ekranlarında seyretmek bahtiyârlığına ermiştik: Trafik polisleri, alkollü araç kullanan sürücüyü durdurdular, sürücünün, doktor ve dahî İl Sağlık Müdürü olduğunu görünce, (herhâlde saygı îcâbı) hiçbir işlem yapmadan bıraktılar. Ne güzel değil mi? Öyle alkol almak gibi 'çağdaş' bir 'eylem'den sonra, 'sıradan' vatandaşları 'çiğneyip ezse de olur' anlayışıyla salıverilen, hem doktor, hem de bulunduğu ilin Sağlık Müdürü kişiye,"böyle 'sorumsuz' sorumlu Devlet görevlisine cezâ, hem de kanunlar çerçevesinde en ağırından verilmeliydi" demek, 'alkol' hazretlerinin bizdeki müstesnâ itibâr ve mûteber mevkii karşısında, 'çağdışı' bir davranış olurdu! Avrupa'lı, Amerika'lı, istediği kadar bu 'alkol belâsı'ndan kurtulmağa çalışsın, oralarda, 'alkol kullanmayanlar' dernekleri kurulsun, alkol sâdece belli dükkânlarda ve günün belli saatlerinde satılsın, bizi ilgilendirmez!

Hemen, 'eğitim!', 'eğitim eksikliği!' diyeceksiniz. Haklısınız. Eğitim'e, eskiden, çok eskiden değil biraz eskiden, 'Terbiye' denirdi. Bu kelime, Millî Eğitim Bakanlığı'nın 'Tâlim ve Terbiye Kurulu'nda hâlâ -nasılsa- yaşamaktadır; lâf olarak değil, 'kavram' ve 'muhtevâ' olarak da çok önemlidir: insan ile diğer yaratıklar arasındaki farkı belirler. Terbiye, sâdece 'insan' ile ilgili bir olaydır. Sirklerdeki, sürekli olarak baskı altında tutulan, istenileni yapmazsa aç bırakılacağını ve acı veren işlemlerin tekrarlanacağını tecrübeyle bilen zavallı hayvanların, o duruma getirilinceye kadar uğramış olduğu acıklı muâmeleye, başka dillerde 'terbiye' denilmez; bizdeki yanlış tercümedir. Terbiye, 'iyi ve doğru davranışı', bilinçle, isteyerek, seçtirerek edindirme, benimsetme, alışkanlık hâline getirme işlemidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazar Hakkında:

Mehmet MAKSUDOĞLU

Mehmet MAKSUDOĞLU

Mehmet Maksudoğlu, Eskişehir’de Kırım kökenli bir âile içinde doğdu. İnkılâp İlkokulunu, Eskişehir  Lisesini ve Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesini bitirdi. İzmir İmam-Hatîp Lisesi’nde Meslek Dersleri Öğretmeni olarak Arapça, Farsça, İngilizce ve Hadîs öğretti. Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde İslâm Târihi Asistanı oldu. Tunus’ta doktora tezi ile ilgili malzeme topladı, dilbilgisini bildiği Arapça'nın pratiğini yapmak imkânını buldu. Dördüncü sınıfına kabûl edildiği Burgiba Yaşayan Diller Enstitüsü Arapça Bölümü’nü bitirdi. Türkiye’ye dönüp İstanbul, Başbakanlık Osmanlı Arşivinde belge inceledi. "Tunus’ta Osmanlı Hâkimiyeti" konulu doktorasını verdi. İngiltere’de, University of Cambridge’de Faculty of Oriental Studies’de Türkçe öğretti, orientalistlerin nasıl yetiştirildiklerini gördü. Türkiye’ye dönüp Diyânet İşleri Başkanlığına bağlı olarak İzmit, Ankara ve İstanbul’da vâizlik yaptı. Marmara Üniversitesi'nde 1983 yılında Yardımcı Doçent, 1986 da Doçent ve 1995 yılında Profesör oldu. İzinli olarak gittiği Malezyadaki International Islamic Universty’de 4 yıl (1991-95) Târih ve Medeniyet Bölümü başkanlığı yaptı, Osmanlı Târihi öğretti. Orada iken yazdığı Osmanlı History adı geçen üniversite tarafından bastırılıp (1999) textbook olarak kullanıldı. Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde bir yıl daha öğretim üyeliği yaptıktan sonra Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi kurucu dekanı olarak Eskişehire gitti. 2004-2005 öğretim yılında izinli olarak gittiği Kazakistan’ın Türkistan Beldesindeki Hoca Ahmed Yesevî Milletlerarası Türk-Kazak Üniversitesinde, Hollanda Rotterdam Milletlerarası İslâm Üniversitesinde bir dönem öğretim üyeliği yaptı.

Yazarın diğer makalelerinden: