Güncel Yazılar

 Turgut GÜLER

Bayram deyince, Hacı Bayrâm-ı Velî’yi hatırlamamak mümkün mü? Hem adıyla, hem de fikri ve zikri ile bayramlık olan bu büyük insanın, 15. yüzyıl Ankarasına sığdırdığı hikmetleri, bizim 21. asır idrâkimiz anlamakta zorlanıyor.

Avgustus Mâbedi’nin taş artıklarıyla, muazzez toprak arasındaki ilâhî imtizâcı; ilim, kültür ve en çok irfân huzmeleriyle söz tesbîhine dizen ve:

                        “Nâgehân ol şâra vardım,
                        Ol şârı yapılır gördüm,
                        Ben dahî bile yapıldım,
                        Taş u toprağ arasında”

diyen o değil mi? Bu mısrâlar, sehl-i mümtenî san’atının, hikmet deryâsına dâhil edilişidir. İlk bakışta pek sâde ve de kuru gibi görünen, ama okudukça, üzerinde düşündükçe hayâl iklîmine yeni kapılar aralayan bu sözlerde, anâsır-ı erbaadan insân-ı kâmile kadar bütün tasavvufî titreyişleri görebilirsiniz. Buradaki yapılış fiili, önce şehirde, sonra da insanda denenirken, ilâhî kudret önünde eşyâ ile âdemoğlunun aczini romanlaştırıyor. Taşın soğukluğu, toprağın mûnis ve koruyucu kucağında fırınlanıyor.

Yine Hacı Bayrâm-ı Velî’nin:

                        “Bayram’ım imdi, Bayram’ım imdi,
                        Yâr ile bayram iderler şimdi.”

mısrâları, tam bir bayram âyinidir. Elbette, âyîn-i şerîf formundaki mûsıkî vâdisinden söz ediyoruz. Erganun âhengini değil, neye meftûn bir kâinâtı kastediyoruz. Hacı Bayrâm’ın hem kendisi bayramdır, hem de mâlik oldukları… Eliyle, diliyle, rûhuyla sarıp sarmaladığı her şey bayramdır. Yâr ile bayram etmek, iki zıt kutbu birleştiren ve bu birleşmeden hâsıl olan vâridâtı gözler önüne seren bir söz güzelidir. Bu ifâdede, ayrılıkla vuslat, hüzünle neş’e, hicrânla vicâhî muhabbet bir araya getirilmiş, aynîleştirilmiştir.

Yârin uzağında geçirilen bayram burukluğu ile onun dizi dibinde ulaşılan bayram zevki, farkında olmadan Hallâc-ı Mansûr’u bizimle aynı asra taşıyor. Hani, yüzülen derisini omzuna alan yarım düzine Hallâc, aynı ânda Bağdad’ın ayrı kapılarından hurûc etmişti ya… Hacı Bayrâm-ı Velî’nin hesâbındaki kapı yönelişleri de öyle.

Bir de, yaşadığımız günlerin süflî tablosunu düşünün. Mukâyeseye de, muhâsebeye de mecâliniz kalmayacak. Yalanla, dolanla, hîle ve desîse ile tamamladığımız günler katarına ömür deyip, âhlarla, vâhlarla havanda su dövüyoruz. Bizden önce bu vatan coğrafyasında yaşayan ve bize bu toprağı mîrâs bırakan insanların lügâtinde doğruyu geçersiz kılacak kelime, terkîb ve terimler yoktu. Kurdukları muhteşem medeniyetin harcında, hep insanı yücelten değerler, fazîletler vardı.

Ecdâdımızı, sâdece insana yönelik bir medeniyet tesis etmiş gibi kısır değerlendirmelerden tenzîh etmek lâzım. Çünkü onun medeniyet şemsiyesinin altında, canlı-cansız ayırımı yapmaksızın bütün mevcûdât vardı.

Dünyâ’nın hiçbir mîmârîsinde kuş evi ismini taşıyan motif yoktur. Sâdece Türk-İslâm yapı tarzında, kuşların – tâbir yerinde ise – sarayları bulunuyor. Yalnız selâtin câmilerine değil, en ücrâ sokakta yer alan mütevâzı bir mescide, hamama, kümbete bakın, hepsinde kuşlara hasredilmiş mekânlar göreceksiniz.

Türk vakıflarına ve onların vakıfnâmelerine yapılacak bir araştırma seyâhati, karşımıza ne renkli ve nâdîde sahneler çıkarır, tahmîn edemezsiniz… Öksüz ve yetimleri evlendirme vakıflarından bacağı kırılan leyleklerin tedâvisine mâtuf binlerce şefkat pınarı, bu vakıf senedlerinin satır başlarında gürül gürül akmaktadır.

 

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

18879917