Güncel Yazılar

Esat ARSLAN

İkibinli yılların başında İran’a uçakla değil, karayolu ile gittiğimde, daha sınırdan girer girmez, “Tekbir” getirmenin Acem boyutuyla karşılaşmış, bayağı şaşırmıştım. Dün gibi anımsıyorum bocalamıştım da… Bizdeki, “Ya Allah Bismillah Allah-u Ekber”ile biçimlenen Tekbir’in İranî boyutu hemen her yerde duyuluyor, yazılan büyük afişler şehir meydanlarını süslüyordu: “Allah-u Ekber, Humeyni Rehber”. Sünni boyuttan çok farklı olan bu Şii yaklaşımı âdeta “Allah büyük ama ona ulaşabilmek için Humeyni de rehber” imasını zımnen dikte ettiriyordu.  Tahran’da Allah’ın simgesi olarak nitelendirilen “Ayetullah” Humeyni’nin kiralık mütevazı evini ziyaret ettiğimde Şiilerin onu “Ruh-ul Allah”’a kadar yücelttiklerini görüp, işittiğimde nasıl davranacağımı pek de kestirememiştim. Öyle ya Allah’ın Ruhu bir insanda cismanileşmiş, basbayağı ete, bedene bürünmüştü. Aklı öne çıkaran “Sünni Hanif Müslümanlık”ta bunun dimağdan geçirilmesi bile dinden, imandan çıkmakla eşdeğerdi. Daha sonra Şii din bilginleri Ahund’larla yapmış olduğum söyleşilerimde, Kum kentinde Velayet-i Fakih kurumunu tanıyıp, burada Weber’i, Hegel’i onlarla tartışmak epeyi düşündürmüştü beni… Yasama, Yürütme ve Yargı’nın üzerine yerleştirdikleri, İbn-i Haldun’un deyimiyle köye, mezraya kadar ulaşan büyük bir asabi damarlanma yaygısı epeyi fikir yürütmeme vesile teşkil etmişti. Her yerleşim biriminin Cuma Namazını kıldırmakla görevli olan “Cuma İmamı” yatay ve dikey iletişim ağıyla Kum kentindeki Velayet-i Fakih kurumuna irtibatlandırılmıştı. Bana göre, İran’daki örgütlenme sistematiği İmam’ı uhrevileştiren bir nevi Bâtınîlik idi. Aman ha Allah adını isminin ilk sözcüğü ile birleştirmeden söyleyelim, “Fetullah Terör Örgütü”(FETÖ)’dan bundan farklı değildi. FETÖ yapılanması neredeyse tam anlamıyla bir Bâtınî yapılanmasıydı. Çünkü insanın kafası, -en azından bunu benim kafam almıyor-pozitif bilimlerle hemhal olmuş bir kişinin beynini bir ölümlü İmam’ın emrine vermesi anlaşılır değildi.

Yahudilik(Judaizm)’teki Kabalist akımına benzer Bâtınîlik’te her şeyin bir görünen(zahiri), bir de gizli mânası bulunmaktadır. Kabalistler Tevrat ve Zebur'un zahiri mânasıyla yetinmeyerek, onların harflerinden gizli (Bâtınî) anlam çıkarmaya çalışan bir akımdır. Bâtınîlik Orta Çağ Yahudi din Felsefesi’nin “İki Musa arasında Musa bin Meymun’dan daha büyüğü gelmemiştir.” deyişiyle anılan Büyük Talmud bilgini İbn-i Meymun gibi bir filozof, Hasan Sabbah gibi bir teşkilatçı yetiştirerek önemli işlevlerde bulunmuştur. Ama unutmamak gerekir ki, İmam Gazali, Bâtınîlik'e reddiye yazdığı da bilinmektedir. Genelde siyasi bir örgütlenme sistematiğine sahip olan Bâtınîlik, ehlisünnetin siyasi birliğini yıkmak düşüncesi taşımış, kendi örgüt elemanları ve örgüt mekânının dışında hiçbir şeye önem atfetmemiştir. FETÖ ile âdeta bire bir seviyede türdeş ve bir anlamda özdeş olan Bâtınîliğin esasları şöylece sıralanabilir:

Halifelik yerine kendisinde ilahî sıfatlar bulunan imamet, diğer bir deyişle imamlık kurma düşünce ve ideali örgütün, örgütlenme sistematiğinin ayırıcı özelliklerinden biridir. Kuşkusuz, Bâtınîlik siyasi doktrinlerine uygun bir hukuk sistemi de meydana getirmiştir. Bâtınîliğin ağırlık noktasını “İmam, bu âlemdeki her şeyin bilgisine sahiptir.” betimlemesi ile imamet meselesi oluşturmuştur.  Şöyle ki:

İmam’a tabî olanlar her türlü şer’î ve amelî mükellefiyetlerden kurtulur ve kemale ererler. Oh ne rahat, oysa İslam dini Allah ile kul arasında bireyseldir. İslamiyet’in elifbası Fatiha suresindeki gibi Yüce Allah “Din gününün, hesap gününün tek hâkimidir." (Fatiha, 1/4) İslamiyet hesap vermeyi içerisinde barındırır. "Dîn" kelimesi Arap dilinde  (hüküm verme) anlamına gelmektedir. Gelecekte sorumluluk, sorumluluk duygusu, sorumluluğu uygulamak anlamlarında da kullanılır.  Sadece ceza değil aynı zamanda mükafat günüdür. Bireyin iyi ya da kötü yaptığı işlerinin ölçümlendiği, yargılandığı ve sonucunun bağlanacağı bir gündür.  Bundan dolayı "yevmi'd-dîn", ceza günü her işin karşılığı verilip bitirileceği son gün, diğer bir ifade ile gelecekte mükafat ve cezanın paylaşılacağı zaman demektir. İslâm hukuk literatüründe buna "yevm-i âhir = son gün" de denilmektedir. Bu sözcük yargısal davaları yasaya göre hükme bağlamak ve çözüme kavuşturmak ve hükm etmek anlamını da içine almaktadır.

Bir Bâtınî yorumuna göre; namaz kılmanın amacı, Tanrıya yaklaşmaktır, Tanrıya yaklaşmış olanların buna ulaştıktan sonra namaz kılmalarının gerekmeyeceği bile ifade edilebilmektedir. Onlara göre, en yüksek saadet dinin şeraitinin dış mânâsını bâtınî, içsel mânaya çevirmekle olası görülmektedir. Bu ise ancak imama uymakla elde edilir. Zira imamlar, peygamberler gibi hidayete erme ve erdirme sıfatlarına da sahiptirler. Sadece bu kadar mı? Hayır! İmam, İslam'ın esasları değiştirebilmek ve bunları yeni anlamlar vermek yetki ve kudretine bile sahiptir. Ama unutmamak gerekir ki, bütün bunlara karşın, İmamlar masumdur, her türlü günah ve hatadan varestedirler, uzaktırlar. İmamlar ekonominin içerisinde oldukları gibi alabildiğine siyasal yol ve yöntemleri kullanmaktadırlar. Oysa siyaset alanı, dogmalardan ibaret olan din ve deneysel somut olgulardan meydana gelen bilimden farklı olduğu için, hata ve yanılgıların en fazla yapıldığı bir alandır. Bu sahadaki doğrular, çoğu zaman kısmi ve belli bir zamanla sınırlıdır. Zıt düşünce ve savların, diyalektik bir süreç içinde, üstünlük sağlayabileceği bir alan olarak görülmektedir.

Bâtıniler, her ne pahasına olursa olsun siyasi iktidarı elde etmek için gizli teşkilâtlar kurmuşlar ve bu siyasi örgütlenme içerisinde hareket etmişlerdir. 15 Temmuz 2016 tarihinde görerek yaşadığımız kurmuş oldukları, Hasan Sabbahvari örgütlerle hiçbir ahlâkî kısıtlamayı kabul etmeyen Makyevelist düşünceyi bu örgütlerin sistematiğine egemen kılmışlardır. Diğer bir deyişle her ne pahasına olursa olsun siyasi iktidarı elde etme amacına hizmet eden tüm araçların kullanılmasını meşru addetmişlerdir. Kısaca ”Amaçlar araçları meşru kılar” ilkelerini gerçekleştirebilmek amacıyla en adi hile, desiseyi ve kaba kuvvete dayanan araçları kullanmayı kendilerine şiar edinmişlerdir. Ayrıca, amaçlarını gerçekleştirmek için her türlü insanlık dışı yöntemi kullanmayı kendilerine Tanrı tarafından verilmiş bir hak olarak benimsemişlerdir. Bu nedenle bazı siyaset bilim yorumcuları, bir Rönesans düşünürü olan ve bu örgütlenme sistematiğini kategorize eden Niccolo Makyevelli(1469-1527)’nin güç ve sahtekârlık aracılığıyla iktidarı nasıl elde edileceğini bir öğreti haline getirdiği için onu “Kötülüğün Öğretmeni” olarak tanımlamışlardır.  

Bâtınîlerin ruh hakkındaki telakkileri de Brahmanizm ve Manihizm'i anımsatmaktadır. Kötü ruhlar bir cesetten diğerine geçer ve azap çekmeye devam ederler. İyi ruhlar da semaya yükselir, ilahî varlıkla birleşir. Zahir (dış görünüş) hakikatin kabuğu, bâtın ise özüdür. Dinleri zahir mânasıyla değil de, Bâtınî mânasıyla anlamak gerekmektedir. Bu da ancak kat’iliği, kesinliği, açıklığı söz konusu olmayan deliller, nassların tefsir yoluyla değil, tevil yoluyla olur. Tevilin anahtarı harflere verilen birtakım gizli mânalardır. Tevil için kelimeleri oldukları gibi değil, mecaz olarak almak gerekir. Düşünün işi “Kur’an'ın iç anlamlarına erenler için dış anlamları gereksizdir.”e kadar getirmişlerdir. Tehlikenin büyüklüğüne bakar mısınız?

Üzülerek ifade etmek gerekir ki, Bâtınîler bu metotlarıyla Kur'an'a istedikleri mânayı vermişler, ayetlerin dış mânaları içinde iç mânayı çıkarma gayesiyle, onları sistemlerine uygun gelecek bir şekilde tevil etme yoluna gitmişlerdir. Diğer yandan Kur'an'ın Hz. Osman zamanında toplanan bugünkü şeklinin tahrip edildiğini, dolayısıyla aslına uygun olmadığını da ileri sürmüşlerdir.

İran Şiiliğini, Ayetullah zihniyetini ve de Bâtınîlik felsefesini özümsemeden FETÖ’yü anlamamız mümkün değildir. Söylemek gerekir ki, mahkemeler başladı, ‘Yeise gerek yok, hep bir umut var çünkü daha yapılacak çok şey var.’, Sevgili Okurlar. 

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

16269365