Güncel Yazılar

Turgut GÜLER

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın,  darb-ı mesel hükmüne girmiş: “Değişerek devâm etmek, devâm ederek değişmek.” cümlesindeki tesbîti, bütün çağlara uygun bir elbise biçiyor. Yûnus Emre’nin: “Her dem yeniden doğarız, bizden kim usanası?” sorusunda da aynı hakîkate ayna tutuluyor. İnsanın tabiatında değişme ve yeniye yönelme, en mühim sosyal paya sâhip. Nice isyân, ihtilâl, savaş benzeri toplu hareketin hem kalkış, hem de varış istasyonlarında değişme, yenilik tabelâları asılı duruyor.

Hukukla adâletin mânâ karışıklığı, bulanıklığı, “iyi” ve ”yeni”nin içlerine de sinmiş. Çoğu zaman, bu iki kelimeyi birbirinin yerine geçmiş şekilde görüyoruz. Hâlbuki her yeni iyi değildir. Bütün iyileri de “yeni”den sayamayız. Bunun en karakteristik örnekleri, Türk târîhinde, ucu bize ve bugünlere dokunacak şekilde sıralanmış.

Avâm işi olmaktan çıkmış bir umûmî kanaate nazaran, biz Avrupa’nın ilmini ve tekniğini değil, hayat tarzını, günlük yaşayışını, insânî telâkkîlerini alıp yanlış bir usûle abone olduğumuz için, iflâh ve huzûr kapılarını kendi elimizle kapattık. İlim ve teknoloji ithâli, beşerî hasletlerden sıyrılabilir mi? Japon, Kore ve Tayvan misâlleri bu endîşeyi ortadan kaldıran saf formüller midir? Sualler çoğaltılabilir. Lâkin Türk milletinin kimyâsı, sayılan emsâl ve tereddüt vesîlelerinden çok farklı bir vâdide durduğundan, bize mahsûs yenilerle iyileri, kendi has bahçemizden toplamak lâzımdır.

İngiliz işgâli günlerinden beri suların bir türlü durulmadığı Mısır’da, bir türlü millet olamamanın sıkıntıları yaşanmaktadır. Orada, aynı coğrafyayı, kader birliği yüzünden paylaşan insanlar, Osmanlı hâkimiyeti sonrasında uğradıkları şiddetli şoktan hâlâ kurtulamamışlar ve maalesef millet mertebesine ulaşamamışlardır.

Yavuz Sultan Selîm Hân, 1517’de Kâhire’ye girdiğinde; cadde, sokak ve çarşıda şıkır şıkır Türkçe konuşulduğuna şâhit olmuştu. Seyf-i Sarâyî’nin “Gülistân Tercümesi”, Nil sâhillerine Türkçenin gül suyunu akıtmıştı. İngiliz ve Fransız siyâset bezirgânları Mısır’ı kendi emellerine sermâye yapıncaya kadar, bu kadîm medeniyet sâhası, Türk kültürünün en canlı dâirelerinden biriydi. Tâ Tolunoğulları döneminden 19. asır başlarına kadar, Mısır, Dünyâ’nın en kıdemli milletinin bir uzvu idi. Bahsedilen uzvun vücûddan koparılması, sanılanın çok ötesinde bir şuûr kaybına sebep oldu. Mâlûm beynelmilel senaryo ekibinin elindeki kepçe, Mısır kazanına bu şuûr eksikliği yüzünden, zorlanmadan girdi. Çıkması da, şimdilik mümkün görünmüyor..

 

 

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

18879909