25 Temmuz 2021

Şahver ÇELİKOĞLU

Allâh’ın kulunu sevmesi, yaratılmışların birbirlerini sevmeleri gibi değildir. Çünkü mahlûkâtın sevgisi, şu yedi husustan birisine bağlı olarak sonradan oluşur: Tabiat, cinsiyet, menfaat, sıfat, aşırı arzu, merhamet ve Allâh’a yaklaşma düşüncesi. İşte bunlar birbirine benzeyen şeylerdir. Bunlar, insanlar için geçerlidir. Allah (c.c.) bütün bunlardan yüce ve münezzehtir. Ve onlardan hiçbiri ile nitelenemez. Çünkü hiçbir şeyde onun misli ve benzeri yoktur. Hem de bunlar, yaratılmış şeylere bağlı olarak insanlarda sonradan oluşan ve sevenlerin içine düştüğü hâllerden kaynaklanan bir takım sebeplerdir.

Şüphesiz, zamânın değişimi ile bu şeylerin özellik ve sıfatları da değişir. Allah Teâlâ’nın muhabbeti ise, ezelidir, ilâhi hükümle kula bahşedilmiştir. Bu muhabbet Yüce Allâh’ın özel inâyeti (yardımı) ile hâsıl olup (meydana gelip) yaratılmış şeylerden öncedir. O, aslâ değişmez ve ortaya çıkan şeylerle farklı bir vaziyet almaz. Şu âyet bunu göstermektedir:

“Hiç şüphesiz kendileri için önceden tarafınızdan güzel (hüküm) takdir edilmiş olanlar, cehennemden uzaklaştırılırlar.” (Enbiyâ, 21/101)

Bu âyette geçen güzellikten maksad güzel sözdür. Bir görüşe göre de güzel makamdır.

Şu halde kulların bu ilâhî hükümden önce bir şey yapmaları ve O’nun önüne geçmeleri câiz değildir. Allâh’ın hükmü her şeyin önündedir. Her şeyden öncedir. Şu âyetlerde de bu durum şöyle ifâde edilmektedir.

“And olsun biz, İbrâhim’e rüşdünü (peygamberlik, dürüstlük ve bilgi gücü) vermiştik. Zâten biz, onu iyi biliyorduk.” (Enbiyâ,21/51) “İşte böylece O sizi, bundan önce Müslüman olarak adlandırdı.” (Hac,22/78) “Îman edenlere Rableri katında sıdk makâmı olduğunu müjdele.” (Yûnus,10/2) Yüce Allah, onların diğer alâmetleri hakkında şöyle buyurmuştur. “Onlar, güçlü melîkin katında sıdk makâmındadırlar.” (Kamer, 54/55)

Yüce Allâh’ın onlara bahşettiği bu sıdk makâmından önce, onlar bu makamda olamaz. Aynı şekilde Allâh’ın onları bilmesinden önce, onlardan bir amel meydana gelemez. Çünkü O’nun ilmi, mâlumdan yâni var edilip ortaya konan şeylerden önce olup olan her şeyi olmadan bilir.

Allah Teâlâ’nın velilerini sevmesi, onların Allâh’ı sevmesinden ve O’na güzel dostluk yapmalarından daha öncedir. Sonra bu, ilâhî hükümler içinde özel bir hükümdür; ezelde yaptığı taksimatta dostlarına ayırdığı fazladan bir lütuftur, onlar için nîmetlerini tamâma erdirmesidir. Bunlar ihlâsla ve önceden özel olarak sıdk makâmı için seçilen kullara hastır.

Bu ilâhî lütuflar için aklî bir sebep yoktur. Onlar, kul tarafından yapılmış bir amelin karşılığı da değildir. Bilâkis onlar kaderin bir sırrı ve Allah Teâlâ’nın bir lütfu olarak gerçekleşen şeylerdir. Kaderin sırrını açıklamak ise küfürdür. Hem kaderin sırrını ancak bir peygamber veyâ sıddîk bilebilir. Ona ancak Allah Teâlâ’nın iç yüzünü açtığı kimseler vâkıf olabilir.

Denilmiştir ki; Allah bir kulu sevdiği zaman onu kendi hizmetinde kullanır. Allah bir kuldan kendisine hizmet=ibâdet etmesini istediği zaman, onun diğer şeylerden ilgisini ve sevgisini keser.

Yine denilmiştir ki: Allah bir kulu severse ona rahmet nazarıyla nazar eder. Eğer Allah bir kula rahmetiyle nazar ederse ona azâb etmez. Bu mânâların bir kısmı hadîslerde geçmektedir.

Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimizin şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir. “Allah bir kulu sevdiğinde, onu belâya düçâr eder. Onu severse, kendisine ayırır.” Bu nasıl olur? diye sorulunca şöyle buyurdu: “Onda ne mal, ne evlat hiçbir şey bırakmaz.” (Deylemi, Firdevsül Ahbâr, No:973…)

Demek ki muhabbet, sevgide ilk olan Yüce Allâh’ın kulu için yaptığı bir tercihtir. Ayrıca muhabbet bir takım hükümler içerir ki, onları sevilen kul ortaya kor. Bu hükümler kulun Cenâb-ı Hakk’a karşı güzel muamelesinde ortaya çıkar veyâ Allah Teâlâ’nın kula bahşettiği gerçek ilimde kendisini gösterir.

Bu konuda benzer bir hadîste de şöyle buyrulmuştur:           

“Allah, bir kulu sevdiği zaman onu belâya dûçar eder. Eğer sabrederse onu kendisine yöneltir. Şâyet belâya râzı olursa, onu özel dostluğuna seçer.” (Deylemi, Firdevsül Ahbâr, No:976…)

Âlimlerden birisi demiştir ki; “Sen Allâh’ı seviyor, O’da seni belâya dûçar ediyorsa, bil ki O seni hatâ ve günahlardan temizlemek istiyor.”

Bir talebe üstâdına: ‘İçime ilâhî muhabbetten bir şeyler doğdu.’ Dedi. Üstad: “Oğlum! Allah Teâlâ kendisinden başka bir sevdiğinle seni imtihan etti de, hiç Allah Teâlâ’yı ona tercih ettin mi?” diye sordu. Talebe: “Hayır” deyince, üstâdı: “Öyleyse bu muhabbetinden bir hayır bekleme. Çünkü Allah kulu imtihan etmeden ona gerçek muhabbeti vermez” dedi.

Sevgilinin kelâmını (Kur’ân-ı Kerîm’i) sevmek: Muhabbetin alâmetlerinden birisi sevgilinin sözünü sevmek, onu kulağı ve kalbinde devamlı tekrar etmektir.

Âriflerden biri demiştir ki: “Her aradığını Kur’ân’da bulamayan kul, gerçek Hak adamı olamaz.”

İbn-i Mesud (r.a) şöyle demiştir: “Sizden her biriniz, nefsinin ne halde olduğunu ancak Kur’ân’a sorsun. Eğer Kur’ân’ı seviyorsa, Allâh’ı da seviyor. Kur’ân-ı sevmiyorsa, Allâh’ı da sevmiyor demektir.

Kur’ân’ı sevmenin alâmetlerinden birisi, Kur’ân ehlini sevmek ve Kur’ân’ı gece gündüz okumaktır.

Sehl bin Abdullah (r.a) demiştir ki: “Allâh’ı (c.c) sevmenin alâmeti,  Kur’ân’ı sevmektir. Kur’ân ve Allah sevgisinin alâmeti, peygamber (s.a.v) Efendimizi sevmektir. Peygamber (s.a.v) Efendimizi sevmenin alâmeti onun sünnetini sevmektir. Sünneti sevmenin alâmeti, kişinin ahireti sevmesidir. Âhireti sevmenin alâmeti, dünyâya buğz etmektir; dünyâya buğz etmenin alâmeti ise, kişinin dünyadan ancak kendisine yetecek ve onu âhirete ulaştıracak kadar azık almasıdır. 

En güzel söz sâhibi yüce Allah buyurmuş ki : “Ey îman edenler! Sizden kim dîninden dönerse bilsin ki, Allah onların yerine bir toplum getirir; Allah onları sever, onlar da Allah’ı sever.” (Mâide,5/54).

Yâni onlar dinden dönmezler. Çünkü onlar dinden dönenlerin yerine gelmişlerdir, dolayısıyla onlar gibi olmazlar. Başka bir âyet-i kerîmede de şöyle buyrulmuştur: “Sizi başka bir topluma değiştirir de, onlar sizin gibi olmazlar.” (Muhammed,47/38)

Bu yazarın diğer makaleleri

Bu kategorideki Makalelerden