Güncel Yazılar

Ömer AĞAÇLI

91/7:” Nefse ve onu yaratana”

91/8:” O’na bozukluğunu ve korunmasını ilham edene andolsun.” Belirtilir.  Allah insanın nefsini yaratan ve ona yol gösterendir. Kur’an’ın tüm ahlaki hükümlerinin ana teması bundan ibarettir. Kur’an, nefsin tüm kötü huylarını bir bir sayarak onu Allah’ın olumlu, olgun sıfatlarına geçmesinin öğüdünü vermektedir. Bir yandan nefsin kötü sıfatları bir yandan Allah’ın kamil sıfatları karşı karşıyadır. İŞTE DİN BUDUR. DİN, ALLAH’INN SIFATLARIYLA SIFATLANMAKTIR. İnsan, fıtratı ge reği Allah’ın olgunluk sıfatlarıyla sıfatlanarak olgunlaşır, insan olur. Allah’ın sıfatlarıyla sıfatlanmak konusu, din alanında en problemli bir konudur. Anladığım kadarıyla “ Allah’ın sıfatlarıyla sıfatlanmak”, Allah’a benzemek diye de ifade edilen konu,  Allah’ın belirtilen sıfatlarını öğrenmek ve onları nefse tatbik etmektir ki bu da ahlaktır. Allah’ın sıfatlarıyla sıfatlanmak, ona benzemek bir teşbihtir. Teşbihe günümüzde “ metafor” denilmektedir. Allah’ın sıfatlarıyla sıfatlanmak, nefsin kötü huylarından kurtulmakla erişilir. Mesela, Allah cömerttir, cimri değildir, insan da cömertlik sıfatınına göre davranarak olgunluk sıfatı kazanmış olur. Diğer bütün sıfatlar bunun gibidir ki, Kur’an’da bunlar esmalar olarak sayılmıştır.

Bu kadar girişten sonra asıl konuya gelirsek, insan dünya hayatında genellikle beş duyu ile algıladıklarının bilgileriyle yaşamını sürdürür. Beş duyu içinde en etkin olanı “ GÖZ”dür. İnsanı dünya’da cennete veya cehenneme götüren, onlara kapı açan gözdür. İnsanın hayat serüveninde “ göz “ kadar önemli başka bir araç yoktur. Göz, bütün hayvanatta var ama, insandaki göz bunlardan başka özelliklere sahiptir.

İnsan, akıl ve irade sahibi olduğu için tercihi zorunlu kılar. İnsanın hayatı tamamen kendi tercihi sonucu oluşur. Bu bağlamda insanın karşısında iki alem vardır. Biri ulvi diğeri süfli olandır. İnsan bu iki var oluş alanına kendi tercihi sonucu girer. Fakat kabahati kadere yükler.

İNSANIN BU İKİ ALEME GİDEN YOLUN KAVŞAĞINDA “ GÖZ” VARDIR.

Göz öyle bir donanıma sahip ki yeryüzünde yüzlerce kilimetreyi hatta gökyüzündeki milyonlarca yıl uzaklıktaki yıldızları görebilecek durumdadır. İnsan hayatında en önemli sorun gözün durumuyla ilgilidir. Yani gözün terbiye edilip edilmeyişi ile ilgidir.

İnsan dünya’da akıl ve irade ile tercih yaparak yaşar. Ya Allah’a  iman ederek kulluk eder, “AHSENİ TAKVİM” OLUR; ya da kendisi için yaratılanlara bineklik ederek, “ ESFELİ SAFİLİNE” iner, yuvarlanır.

Hz. Muhammed son peygamber olarak, varoluşun tüm mekenizmalarını, ilahi kanunlarını insanlığa son kez yeniden tebliğ etmiş ve insan olmanın manevi yolunu göstermiştir. Diğer bir anlatımla ulvi ve süfli alemlerin tüm ayrıntılarını açıklamıştır. Ve bu manevi yolun kavşağındaki göze dikkat çekmiştir. “ Baş örtüsü ile anlatılanlar bunlarla ilgilidir. Başı, beş duyuyu harama kapatmak anlamındadır. Gazali de bu konuyu, göz aklın casusudur, diye açıklamıştır.

İnsan, yüce aleme ve oradan da Hakk’a göz, akıl ve ruhla yaklaşır. Göz terbiye edilmeyince gürdüğü her şeyi iyi, kötü ayrımı yapmadan sahip olmak ister, nefsindeki sahip olma eğilimleri devreye girer ve insan nimetlere tutsak haline gelir ki bunun adı “ açgözlülük” tür. Kur’an bu hale şöyle dikkat çeker: “  İnsanoğlunun bir vadi altını olsa,  ilincisini,o da olsa üçüncüsünü ister. İnsanın

Açgözlülük böyle bir şeydir. Doymak bilmeyen nefsin tüm sınırları yıkarak gördüklerine sahip olma istek ve arzusudur. Diğer bir deyişle aklın, istek ve arzularının güdümüne girmesi halidir ki, tüm kötü sıfatlar devreye girerek benliğ kaplar ve insanı “ Esfeli Safilin” mahzenine kapatmasıdır.  Terbiye edilmemiş göz, her arzu ettiğini helal, haram demeden göz vasıtasıyla mideye doldurur. Mideye dolduramadıklarını da iç dünyasına istekler olarak yükler. Böylece ruhunu masiva kiriyle kirletir, saflığnı bozar. Ruhun saflığını kaybeden insanın idraki de bozulur, hatta ortadan kalkar.

Göz aracılığı ile her gördüğünü midesine , iç dünyasına alan insandan her türlü hasatalıklar da ortaya çıkar. Toplumların felaketine yol açan şehvet, terbiye edilmemiş gözün eseridir. Tasavvuf yolunun özü, insanın beş duyularını terbiye etmekten ibarettir, dersek yanılmış olmayız. Beş duyu terbiyesi ile insanı süfli alemden kurtarır sufi yollar...

Dini emir ve yasaklarına yani ahlak hükümlerine göre yaşayan kimse ise Muhammedi ahlakla ahlaklanarak, beş duyusunu terbiye eder ve sonuçta “ tokgözlü” insan olarak değişir. İşte bu hal,insan olmanın en doğal, fıtrata uygun halidir. Dini eğitim, terbiye, insanı insani boyuta çeker ve yerine oturtur.

Terbiye olmuş göz, akıl ve ruhtan destek aldığı için bilinçli bir göz haline gelir. Böyle bir göz, gördüklerini seçen bir gözdür. Böyle bir göz, faydalı, iy ve güzel olanları seçer ve süfli  aleme değil, ulvi aleme doğru seyreder. Göz, aklın durumunu da belirleyicidir. Beş duyunun temeli gözdür. Beş duyu verilerini akıl hükme bağlar. Terbiye edilmiş gözün verilerinden, marifet nuru elde edilir. Süfli işlerle meşgul olan göze sahip insanların akılları  hiç bir zaman gerçeği idrak edemez. Bu kimseler gerçeği göremedikleri gibi, diğer kimselerin görüşlerini de daraltırlar ve onlara perde olurlar.

 

Medeniyet Tasavvuru

Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

19681853