Güncel Yazılar

Esat ARSLAN

27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra askerler yine bir ilke imza atmışlardı. Türkiye’de yerli otomobil sanayiini kavrama dayalı ihtiyaçlar sistemiyle kavramsal bir çerçeveye oturtmak istemişlerdi. İhtilalin lideri Orgeneral Cemal Gürsel ihtilalin birinci yıldönümü dolarken, ihtilali anlamlaştıracak olan yeni bir arabaya ön ayak olmak istemiş, 1961 yılı 29 Ekim Cumhuriyet Bayramındaki törenlere yüzde yüz yerli bir Türk arabasıyla katılmak istemişti. Bu işi yükleniciliğini Eskişehir’deki “Türkiye Lokomotif ve Motor Sanayi A.Ş. (Tülomsaş) üstlenmişti. Çeşitli firmalarda çalışan 23 deneyimli Türk mühendisi, kendilerine gönderilen ayrı ayrı mektuplarla “mühim bir konuyu istişare etmek üzere” Ulaştırma Bakanlığı’na davet edildiler. Yurt dışında görev yapmakta olan mühendisler bile büyük bir milliyetçilik duygusu göstererek “devletin buyruğu başımız üstüne” diyerek işini gücünü bırakıp Ankara’ya gelmiştiler. 16 Haziran 1961 günü Ulaştırma Bakanlığında bir araya gelen mühendislere, “Bu yılın Cumhuriyet Bayramı törenlerinde halkımızın görüş ve takdirlerine sunulmak üzere, hem tasarımı hem de malzeme olarak tamamen yerli malı bir otomobil üretmenizi istiyorum.” Diyen Devlet Başkanı Gürsel’in mesajı okunmuştu. Bu ulvi görev 1.400.000.-TL ödenekle TCDD İşletmesine verilmişti. Çalışma yeri olarak da Devlet Demiryolları’nın Eskişehir’deki Cer Atölyesi seçilmiş, ekibin Cumhuriyet Bayramı’na kadar yalnızca 129 günü bulunmaktaydı. 2008 yılında sinemaya da uyarlanan Devrim arabalarının hikayesinin müthiş aksiyonu işte böyle bir ortamda başlamıştır. Tezgaha ikisi krem biri Cumhuriyet bayramında bizzat Orgeneral Gürsel tarafından kullanılmak üzere siyah renkli üç devrim arabası atılarak başlanılmıştır. Devrim-1, Devrim-2, Devrim-3. Türkiye’nin hemen hemen tüm prestijli arabalarını üreten Amerikan “Cadillac” şirketi bir yenilik olarak iki yıl sonra araçlarına getirdiği “ayarlı direksiyon”u Türk mühendisleri Devrim araçları için önermişlerdi, ama nedense bu öneri kabul edilmemişti.

Türk mühendisleri insan üstü çabalarla Gürsel Paşa’nın ana fikrine göre üç adet Devrim aracını üretmişler ve 28 Ekim akşamı da TCDD treniyle Ankara’ya göndermişlerdi. Elektrik donanımı ile diferansiyel dişlileri, kardan istavrozları ve motor yatakları ile cam ve lastikleri dışında tüm parçaları yerli üretim çoğu da el işiyle üretilmişti. Ekip günde sadece birkaç saat uyuyarak ve bu süre zarfında tesislerden hiç ayrılmaksızın, modeli tümüyle kendilerine ait olan, 4 silindirli ve direksiyondan vitesli harika bir “aile otomobili” (Sedan model) üretmişlerdi. 28 Ekim’i 29 Ekim’e bağlayan gece Devrim-3 Ankara’ya götüren “Karakurt” treninde binbir güçlük içinde siyah renge boyanabilmişti.

Depolarında, trendeki güvenlik kuralları gereği hiç benzin bulunmayan Türkiye’nin ilk yerli otomobili devrim arabaları, o zamanlar Sıhhiye semtinde bulunan Ankara Demiryolu Fabrikası’na indirildi. Manevra imkanı sağlamak için depolarına yalnızca birkaç litre benzin konuldu. Asıl ikmal sabahleyin Sıhhiye’deki Mobil Benzin İstasyonundan yapılacak, sonra da Meclis’e gidilecekti. Sonra bilinen hikaye, Orgeneral Gürsel Anıtkabir’e gitmek üzere benzin ikmali yapılamamış 2 numaralı Devrim otomobiline binmesi ve 100 m. kadar sonra motor öksürerek durması. Cemal Paşa’nın ”Ne oluyor ?” sorusuna direksiyondaki Yüksek Mühendis Rıfat SERDAROĞLU sıkılarak ”Paşam, benzin bitti.” cevabını vermesi. Paşa’dan özür dilenilerek 1 numaralı Devrim arabasına geçmesi rica edildikten sonra Cemal Paşa’nın Anıtkabir’e bu otomobil ile gitmesi. Cemal Paşa Anıtkabir’de araçtan inerken, o ünlü sözünü sarf etmesi. “Garp kafasıyla araba yapıyorsunuz, ama Şarklı olduğunuz için benzin koymayı unutuyorsunuz” diyerek hışımla aracı terk etmesi. Oysa o aracı yapmayı başaranlar deposuna benzin koymayı da bilmektedirler elbette. Subaylığı ve generalliği sırasında birçok demiryolu intikaliyle ömrü geçmiş olan ihtilalin liderinin bu kızgınlığını anlamak mümkün değildir, nedeni de hala çözülmüş değildir. Ama en büyük ayıp da 1962 yılında temeli atılan Türk Otomotiv Sanayi için halâ kamuoyunda “Montaj Sanayi” olarak betimlenmesi ve konuşulması, geyik yapılması. Ve de hala yerli otomobil yapma çalışma çabalarımızın 2017 yılına gelmiş olmasına karşın gündemin ön sıralarını işgal etmesi. Ana muharebe tankını, uçağını ve gemisini yapmak işin aslı ve faslı. Gelinen noktada hala bir şeyler kaçırmadık, haberiniz olsun. Bu platformları belki yerli olarak üretebiliriz, -üretmemiz de gerekir-ama onları savaş ortamında yönetecek dünyanın yedi denizinde savaş gemisini, uçağını muharebe edecek seviyeye getirecek olan ve subay ve komuta heyetidir. Ama gelin görün ki, hep birlikte en büyük karayı onlara sürdük ve bir şekilde en büyük yarayı da onlar almasına aracılık ettik. Asıl acı olan budur. Unutmayalım Mustafa Kemal Atatürk’ün 1923 yılında Kütahya’da veciz bir şekilde söylediği gibi “Bir ordunun kıymeti zabitan ve kumanda heyetinin kıymeti ile ölçülür. [1]Sevgili okurlar, ne dersiniz...

Dipnot

[1] Atatürk Araştırma Merkezi,  Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, C.II, C.II, Ankara, 1997, s. 169

Medeniyet Tasavvuru

Necati ÖNER
Niçin Felsefe?
Mehmet BULUT
Ahlak ve İktisat

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

22034173