25 Temmuz 2021

Şahver ÇELİKOĞLU

İlâhi muhabbetin alâmetlerinden birisi de Allah Teâlâ’dan başkasının hizmetini arzulamamak, bütün arzu ve isteğini O’nun sevgisinde toplamak, ancak Mevlâ’nın râzı olduğu şeyleri arzulamaktır. Kul böyle olunca Yüce Mevlâ da sevdiği kulunun istediği gibi hüküm verir=tecelli eder.

Bir âlimin şöyle dediği rivâyet edilmiştir: “Yüce Allâh’ın seni halktan soğuttuğunu gördüğün zaman bil ki O, seninle yakınlık kurmak istiyor.”

Yüce Allâh’ı Sevenlerin Korkusu

Hakkı sevenler için yedi çeşit korku vardır. Gerçi bunlar sâbit makam sâhibleri için önemli bir şey değildir. Bunların bir kısmı diğerlerinden daha şiddetlidir.

Bu korkuların birincisi, sevgilinin yüz çevirmesidir. Bundan daha şiddetli olanı, perdelenme korkusudur. Bundan daha büyüğü uzaklık korkusudur. İşte Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimizi ihtiyarlatan Hud suresinde mevcûd olan bu mânâdaki âyetlerdir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v) bu sûrede Yüce Sevgilisinin şu mânâdaki sözlerini duymuştur:

“Dikkatli olun! Semud kavmi ilâhî rahmetten uzaklaştı.”(Hûd, 11/68) “Semud kavmi ilâhî rahmetten uzak olduğu gibi, Medyen kavmi de uzak oldu.” (Hûd, 11/95)

Uzaklık içinde uzaklığın zikredilmesi, ilâhî huzurda yakınlık elde etmiş kimseleri ihtiyarlatacak bir durumdur.

Diğer bir korku, mânevî yükselme sebebi olan şeylerin elinden alınması ve bir noktada durma korkusu. Diğer bir korku, bir daha ulaşamayacağı makâmın elden gitmesi korkusudur. Bundan daha şiddetlisi, sevgiliyi unutma ve terk etme korkusudur. Bu Allâh’ı sevenlerin en çok korktuğu bir husustur. Çünkü kulun Allâh’ı sevmesi ancak Allah (c.c) ile olur. Bu, değeri ölçülemeyecek kadar büyük bir nîmettir. Bunu elde eden bir kimse, ona nasıl şükretmez ve onun gereğini nasıl yerine getirmez? Onların Allâh’ı sevmeleri Allah ile olduğu gibi; ilâhî muhabbetin kalblerinden çekilip alınması da yine Allah Teâlâ’ya bağlıdır. (S.228, 245)

Geceyi Dosta Tahsis Etmek

İlâhi alâmetlerin birisi de geceleri Yüce Allâh’a yalvararak ibâdetle geçirmek, sevgilisi Allah Teâlâ ile baş başa kalmak iştiyâkıyla gün batımını hasretle beklemek, kalbin ilâhî sırlara ulaşması ve gaybı müşâhade etmesi için Rabbine münâcaatta bulunmaktır.

Gönül ehli âriflere göre münâcaat ancak kalble yapılır. Bu da kalbin gayb âlemine âid gizlilikleri müşâhede etmesi, meleküt âleminin sırları içinde dolaşması, ruhların nûruyla ceberüt âleminde yükselmesi ile olur. Yüce Sevgilinin nurlarının şuaları, o kalbleri götürerek ilâhî sır hazinelerinin üzerine bırakır. Münâcaat, kalbin ilâhî yakınlığı görmesinin bir delili ve Cenâb-ı Hak ile ünsiyet ettiğinin bir isbâtıdır.

Allah Teâlâ'dan rivâyet edilen sözde şöyle buyrulmuştur:

“Etrâfı karanlık basınca beni unutup sabaha kadar uyuyan, sonra da beni sevdiğini iddia eden kimse yalan söylemiştir. Her seven, sevdiği ile baş başa kalmayı arzulamaz mı? İşte ben buradayım, sevdiklerime yakınım, onların gizli sözlerini ve sohbetlerini işitmekteyim; ben onların iniltilerine ve şikâyetlerine şâhidim.”

Allâh'ı (c.c) seven herkesin sevgisi, Allâh'ın onları sevmesinin bir eseridir. Çünkü kulda bulunan Allah sevgisi, Allâh'ın gayb âleminde onu sevdiğinin bir alâmetidir. Yüce Allah gayb âlemindeki bu sevgiyi, içinde yaşadığımız madde âleminde bu şekilde ortaya çıkarmaktadır.

Muhabbet için farklı iki makam daha vardır: Birisi, sevenlerin makâmıdır. Bundan daha üstün olan ikincisi ise, Allah tarafından sevilenlerin makâmıdır.

Bu yazarın diğer makaleleri

Bu kategorideki Makalelerden