Güncel Yazılar

Turgut GÜLER

Talât Paşa’nın sadrâzam olduğu zamâna rastlayan bir gazetede, Sadrâzam’ın konağında bir araya gelen hükûmet erkânının, poker oynarken çekilmiş fotoğrafları neşredilir. Fotoğrafın alt yazısında:

“Dün gece Sadr-ı âzam’ın konağında toplanan Kabîne, mühim devlet işlerini müzâkere etmiştir.”

İfâdesi yer alır.

Bu poker masası fotoğrafı, aslında belli kişilerin dönemleriyle sınırlı olmayıp, devirler hacminde uzun bir zaman şeridine, tedâvül mesajları gönderiyor.

Sultan Abdülhamîd-i Sânî’nin saltanatında başladığı hâriciyecilik mesleğini, Cumhûriyet yıllarında da sürdüren diplomatlarımızdan biri, yayınlanan hâtıralarında; en mühim siyâsî meselelerin, hâriciyecilerin iştirâk ettiği poker masalarında görüşüldüğünü söylüyor. Elhak öyledir. Şimdiye kadar kaybettiklerimizin epeyce kısmını, kumar borcuna yatırmış olmamız, bu hakîkatı teyid ediyor.[1]

Son iki yüz yıllık târîhimizde, yığınla misâl var ama en yürek yakanı “Girit” adıyla feryâdı basıyor. Yunan’ı evire çevire yendiğimiz 1897 Harbi’nin masa senaryosu, Girit Adası’nı Yunanistan’a hediye etmişti.

Devlet adamlığı, öyle herkese nasîb olan bir meziyet değil. Bu sıfatın hakkını verenlerin sayısı, parmak hesâbına dayalı. Yaradılışındaki zaaf noktalarını setr edemeyen insanoğlu, bilhassa mühim idârî mevkilere geçtiğinde, şaşılacak bahtsızlıklar ortaya koyuyor. Şımarmanın ve kendini arzın merkezine koymanın türlü numûneleri, târîh sayfalarına dükkân açmış.

Mısır Seferi’nden dönüşte Yavuz Sultan Selîm’i istikbâl için, Şehzâde Süleymân’ın himâyesinde oldukça ihtişâmlı bir program hazırlanır. Gebze taraflarındayken bundan haberdâr olan Yavuz, yürüyüş hızını muazzam tarzda arttırarak Üsküdâr’a gelir, oradan da kimseye haber vermeden Saray’a ulaşır ve âlâyişli karşılama merâsimini iptâl ettirir. Tevâzuun, Osmanlı Tahtı’nda ikaamet ettiği yıllar, bize hep derûnî saâdetler yaşatmıştır.

Tek başına alçak gönüllülük, Mânâ Okyanusu’nda ceviz kabuğuna döner. Onun metâneti için, akıl, bilgi ve hikmetle desteklenmesi lâzım. Kumar iklîminin aslâ tanımadığı bu hasletler, gönlün kışlasında en güzel nizâma yönelirken, rengini bizim zevk pınarımızdan alıyordu. Ne vakit ki, zevkimize kıran girdi, işte tebeddülât-ı cesîme o ân başladı. Kendimizi tanıyamaz hâle geldik.

Talât Paşa’nın konağında çekilen fotoğraf, bahsedilen tebeddülâtın zirveye çıktığını gösteriyor. Orada durmak imkânsız olduğu gibi, düşünce sağlam kalmanın da mümkünâtı yok. “Umûmî Harb” dediğimiz Birinci Dünya Savaşı’na, böyle bir “kumar hesâbı”yla girdik ve maalesef, kaybettiklerimizi saymaya mecâlimiz kalmadı.

Sultan İkinci Abdülhamid’in cenâze namâzında, onun tâbutunu taht’a lâyık görenler, vaktiyle tutuldukları “kumar mahmûrluğu”ndan ne kadar geç ayılmışlardır. Dünyâ târîhinin en cesâmetli devletini, kocaman kocaman hiçler uğruna kumarda sermâye yapanlar, bir de zeytinyağına atıflarda bulunup kahramanlık dosyaları hazırladılar. Talât Paşa ve kabîne arkadaşlarına fazla haksızlık etmeyelim. Öncesi ve sonrası, onları mâsuma çıkarıyor...

[1] Siyâsî Târîhimizde Kırk Yıllık Hâriciye Hâtırâları, Esat Cemâl Pâker, Hilmi Kitabevi, İstanbul, 1952

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

18879860