6 Temmuz 2022

Turgut GÜLER

Talât Paşa’nın sadrâzam olduğu zamâna rastlayan bir gazetede, Sadrâzam’ın konağında bir araya gelen hükûmet erkânının, poker oynarken çekilmiş fotoğrafları neşredilir. Fotoğrafın alt yazısında:

“Dün gece Sadr-ı âzam’ın konağında toplanan Kabîne, mühim devlet işlerini müzâkere etmiştir.”

İfâdesi yer alır.

Bu poker masası fotoğrafı, aslında belli kişilerin dönemleriyle sınırlı olmayıp, devirler hacminde uzun bir zaman şeridine, tedâvül mesajları gönderiyor.

Sultan Abdülhamîd-i Sânî’nin saltanatında başladığı hâriciyecilik mesleğini, Cumhûriyet yıllarında da sürdüren diplomatlarımızdan biri, yayınlanan hâtıralarında; en mühim siyâsî meselelerin, hâriciyecilerin iştirâk ettiği poker masalarında görüşüldüğünü söylüyor. Elhak öyledir. Şimdiye kadar kaybettiklerimizin epeyce kısmını, kumar borcuna yatırmış olmamız, bu hakîkatı teyid ediyor.[1]

Son iki yüz yıllık târîhimizde, yığınla misâl var ama en yürek yakanı “Girit” adıyla feryâdı basıyor. Yunan’ı evire çevire yendiğimiz 1897 Harbi’nin masa senaryosu, Girit Adası’nı Yunanistan’a hediye etmişti.

Devlet adamlığı, öyle herkese nasîb olan bir meziyet değil. Bu sıfatın hakkını verenlerin sayısı, parmak hesâbına dayalı. Yaradılışındaki zaaf noktalarını setr edemeyen insanoğlu, bilhassa mühim idârî mevkilere geçtiğinde, şaşılacak bahtsızlıklar ortaya koyuyor. Şımarmanın ve kendini arzın merkezine koymanın türlü numûneleri, târîh sayfalarına dükkân açmış.

Mısır Seferi’nden dönüşte Yavuz Sultan Selîm’i istikbâl için, Şehzâde Süleymân’ın himâyesinde oldukça ihtişâmlı bir program hazırlanır. Gebze taraflarındayken bundan haberdâr olan Yavuz, yürüyüş hızını muazzam tarzda arttırarak Üsküdâr’a gelir, oradan da kimseye haber vermeden Saray’a ulaşır ve âlâyişli karşılama merâsimini iptâl ettirir. Tevâzuun, Osmanlı Tahtı’nda ikaamet ettiği yıllar, bize hep derûnî saâdetler yaşatmıştır.

Tek başına alçak gönüllülük, Mânâ Okyanusu’nda ceviz kabuğuna döner. Onun metâneti için, akıl, bilgi ve hikmetle desteklenmesi lâzım. Kumar iklîminin aslâ tanımadığı bu hasletler, gönlün kışlasında en güzel nizâma yönelirken, rengini bizim zevk pınarımızdan alıyordu. Ne vakit ki, zevkimize kıran girdi, işte tebeddülât-ı cesîme o ân başladı. Kendimizi tanıyamaz hâle geldik.

Talât Paşa’nın konağında çekilen fotoğraf, bahsedilen tebeddülâtın zirveye çıktığını gösteriyor. Orada durmak imkânsız olduğu gibi, düşünce sağlam kalmanın da mümkünâtı yok. “Umûmî Harb” dediğimiz Birinci Dünya Savaşı’na, böyle bir “kumar hesâbı”yla girdik ve maalesef, kaybettiklerimizi saymaya mecâlimiz kalmadı.

Sultan İkinci Abdülhamid’in cenâze namâzında, onun tâbutunu taht’a lâyık görenler, vaktiyle tutuldukları “kumar mahmûrluğu”ndan ne kadar geç ayılmışlardır. Dünyâ târîhinin en cesâmetli devletini, kocaman kocaman hiçler uğruna kumarda sermâye yapanlar, bir de zeytinyağına atıflarda bulunup kahramanlık dosyaları hazırladılar. Talât Paşa ve kabîne arkadaşlarına fazla haksızlık etmeyelim. Öncesi ve sonrası, onları mâsuma çıkarıyor...

[1] Siyâsî Târîhimizde Kırk Yıllık Hâriciye Hâtırâları, Esat Cemâl Pâker, Hilmi Kitabevi, İstanbul, 1952

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: