3 Temmuz 2022

Bilhassa san’at vâdîsinde eser ve san’atkâr hakkında serdedilecek hükümler, baştan aşağıya indîdir, enfüsîdir, sübjektifdir. Bu yüzden, “en büyük, en yüce, erişilmez” gibi sıfatları telâffuz ederken, bunların hep şahsî değerlendirmeler olduğu unutulmamalıdır. Rahmetli hocamız Muharrem Ergin, o pek tatlı ve insanın içine işleyen Türkçesiyle, Ali Şîr Nevâî için : “En büyük Türk şâiri” derdi. Elbette, Nevâî, çok büyük bir Türk şâiridir. Buna îtirâz edecek kişinin, en az Nevâî ölçüsünde mâlûmâtı olmalıdır. Bunun “abes”den sayılmasını beklemeye lüzûm yoktur, vakit ziyânıdır. Zîrâ Nevâî ile boy ölçüşmek için “başpehlivan” olmak da kâfi gelmeyecektir. Lâkin, bütün bu ortadaki hüccetlere rağmen, “en büyük”lük husûsunda, Nevâî’ye ortak olacak en azından birkaç düzine şâirimiz çıkacaktır.   Yahyâ Kemâl Beyatlı, bu Nevâî ortaklarının önde gelenlerindendir. Son bir asırlık Türk şiirinde, pek çok bakımdan Yahyâ Kemâl zirveleri vardır. Onun nice imrenilecek şâirlik hasleti arasında, târîh bilgisi ve bu başlık altındaki millî duruşu, ayrı bir yere sâhiptir. Yahyâ Kemâl’in aşk şiirlerinde dahî hemen öne çıkıveren târîh dekoru ile vatan fotoğrafı kareleri vardır:

“İstanbul’un öyledir bahârı;
 Bir aşk oluverdi âşinâlık...
 Aylarca hayâl içinde kaldık;
 Zannımca Erenköyü’nde artık
 Görmez felek öyle bir bahârı.”

Bu mısrâlar, “İstanbul, aşk, bahâr ve Erenköyü” kelimeleri arasında çizilen bir vatan harîtasına en ve boy biçmenin saâdetini paylaşıyorlar. İnsanın, vatanında âşık olması kadar bahtiyârlık verecek başka hissi olabilir mi?

Yahyâ Kemâl’i, gündelik bir duygunun ifâdesinde bile vatan sevgisine götüren şuûr, çok yüksek târîh bilgisidir. O, geçmiş ile bugünü aynı ânda yaşayabilen pek ihâtalı bir târîh mâlûmâtına sâhipti. İstediği vakit, gözlerini kapamaya bile ihtiyâç duymadan, zamân içinde asırlar arası bir seyâhate çıkabiliyordu. Bu füsûnlu seyâhatin anahtarını da bizzat veriyor, İstanbul’u fethettiğimiz günlere nasıl gidileceğini anlatıyordu:

“Çık tayy-ı zamân et açılır her perde
Bir devr (ömr) geçir istediğin her yerde
Ben hicret edip zamânımızdan yaşadım
İstanbul’u fethettiğimiz günlerde”

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: