7 Aralık 2022

Turgut GÜLER

Türk töresinin temel direkleri arasında bulunan könilik (adâlet), en tanınmış vasıflarımızı, kendi boyasıyla renklendirmiştir. Yûsuf Has Hâcib, Kutadgu Bilig’de, devletin taşıması lâzım gelen hasletleri dört başlıkta toplamıştı. Bunlar; adâlet, eşitlik, faydalılık ve kişilik şeklinde bugünkü Türkçeye aktarılabilir.

Türk yaşayışının dört ayağından biri, târîh boyunca hep adâlet zemînine basmıştır. İtilâ ve tereddîleri, adâlet penceresinden göremeyen göz ve kalemler, hatâ yapma riskinden kurtulamazlar. Adâletin insana yaraşır biçimde tahakkuk ettirildiği dönemlerde, Türk’ün yükselişi ve haşmeti, tersi durumlarda da maalesef en aşağı seviyedeki zilleti, târîhin aynasına aksetmiştir.

Hem Gök Tanrı inancının, hem de İslâm dininin özünde, adâlet üzre olmanın insan olmakla bir olduğu anlatılmıştır. Bu yüzden, Türk’ün âdil idâre ve sistemler kurmasında, öncelik veyâ sonralık tasnîfine yer yoktur.

“Adâlet, mülkün temelidir.” sözü, millî düstûrumuz olarak, zamân içinde devredilip alınan meş’ale tarzında anlaşılmıştır. Burada bahsi geçen “mülk” ifâdesiyle, vatan tuttuğumuz topraklarla berâber, devlet de kastedilmiştir. Aynı kelimenin sofrasına, huzûr içinde yaşayan cemiyetimiz kurulmuştur.

Ferdî davranışlarda tecellî etmeyen adâlet, sosyal vâkıâ olarak bir “hiç”ten ibârettir. Doğruluk, dürüstlük, yalan söz ve fiilden kaçınmak, hîle ve desîseden uzak durmak, emânete sıdk ile sâhip çıkmak, iftirâ ve bühtânı küfürden saymak, sübûta ermemiş suça suçlu sipâriş etmemek ve nihâyet mâşerî vicdânda menfî kanaatlerle mahkûm olmamak, adâletin icrâcıları için, elzem vasıflardır.

Mukaddes kitâbımız Kur’ân, tamâmen bir adâlet müessisi mevkiindedir. Dede Korkud Kitabı, baştan sona, adlî hasletleri sıralar durur. Türk milleti, hem millî kaynakları, hem de dinî referansları bakımından, adâletin timsâli olarak şöhrete ulaşmıştır. İstanbul’un Fethi’nden sonra, Ortodoks Patriki’ni makâmına yeniden oturtan Fâtih Sultan Mehmed Hân’ın bu engin hoşgörüsü, eski Bizans artığı Hristiyanlara yeni isteklerde bulunma cesâreti vermişti. Bu meyânda, Türk Hükümdârı’ndan özel mahkeme talebinde bulunan Nasrânî ulemâsına Fâtih, önce Türk mahkemelerinde muhtelif duruşmaları tâkib etmelerini, bilâhare bu arzûlarını görüşmeye hazır olduğunu bildirmişti.

Edirne’den Bursa’ya, Kütahya’dan İzmir’e seyâhat edip, buralarda değişik mahkeme safahâtını dinleyerek İstanbul’a dönen Ortodoks hukûkçular, hazırladıkları raporu Osmanlı Pâdişâhı’na sunmuşlar ve kat’iyyen ayrı mahkeme istemediklerini ifâde etmişlerdi. Çünkü görüp, dinleyip şâhit oldukları mahkeme duruşmaları, onlarda adâletin yüceliği ve şaşmaz ibresi hakkında şaşırtıcı bir tesir bırakmıştı. İnsana yaraşır adâlet bu idi ve İstanbul’un Türkler tarafından ele geçirilişinde, “Şâhî” toplardan ziyâde anılan adâlet anlayışının rolü vardı.

Kamu vicdânında aslâ kabûl görmeyen umûmî aflar veyâ kapısı affa açılan örtülü hareketler, ne kadar kaanûnî kılıf bulunursa bulunsun, cemiyet huzûrunu bozmaya yönelik kasıtlı hamlelerdir. Hele, siyâsî ve fikrî seviyede farklı adâlet uygulamaları, milletin, devletin altına tahrip gücü yüksek bomba yerleştirmek demektir.

Her husûsda ve çizgide şikâyete vesîle olan eğrilikler, yanlışlıklar telâfi edilebilir, ama adâletin bunlara hiç tahammülü yoktur. Zedelenen, görünüşte adâlet mefhûmu olsa da, aslında millî bekâmız ve varlığımızdır. Veylü’l- li’l-mutaffifîn (Vay o eksik, hîleli tartanlara!) itâbı, en fazla adâlet terâzisini tutanlara hitâb ediyor…

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: