Güncel Yazılar

Related image

Mete ARTAR

Zihinsel yetersizliği olan bireylerin eğitiminde toplumsal hareketler ve hak savunuculuğu büyük önem taşımaktadır. Özel eğitim alanının doğmasını sağlayan ve genellikle tıp ve psikiyatri biliminin öncülük ettiği süreçte, zihinsel yetersizlik konusunda farkındalık yaratan aktivistler de büyük rol oynamıştır. Yazıda anlatılacakların ve konunun öneminin zihninizde canlanması için, mevzubahis dönemde zihinsel yetersizliği olan bireylere yönelik algının ve mevcut uygulamaların durumundan bahsetmek istiyorum.

Zihinsel yetersizliği olan bireyler Ortaçağ toplumunda kültüre ve coğrafyaya göre farklı uygulamalara tabi tutulmuşlardır. Kimi zaman manastırlarda, kiliselerde ve bakımevlerinde en azından yaşama devam etmeleri sağlanırken, saraylarda soytarı olarak kullanıldıkları ya da aileleri tarafından terk edildikleri bilinmektedir. İngiltere’de de durum farklı değildir. Akıl hastaları ile birlikte tımarhanelerde barındırılan zihinsel yetersizliği olan bireyler The Elizabethan Poor Law (1601) ile ‘yardıma muhtaç fakir’ olarak tanımlanmış ve tımarhanelerden atılarak sokakta dilenmeye mahkûm edilmişlerdir. Burada herhangi bir medeniyeti tenkid etmek gibi bir niyetim yok. Zira tüm Dünya’da durum ve uygulamalar hemen hemen böyledir.

1600’lü yıllarda zihinsel yetersizlik akıl hastalığından yeni yeni ayrılmış (1500 Paracelcus), ‘idiocy’ terimini tanımlama çalışmaları başlangıç aşamasındadır. (Örn: Fitz-Herbert) Zihinsel yetersizliğe yönelik algı genellikle olumsuzdur. Eğitim hakkı öte dursun, yaşam haklarına bile kimi zaman saygı gösterilmemektedir.

Böyle bir ortamda, İngiltere toplumunda zihinsel yetersizlik konusunda ilk hak savunuculuğunu aslında bir gazeteci ve yazar olan, yazdığı Robinson Crusoe romanı ile bilinen Daniel Defoe gerçekleştirmiştir. Aslında Defoe, başlangıçta bir yazar değildir. Yaşamının erken dönemlerinde ticaretle uğraşmıştır. İşlerinin iyi gitmemesi nedeni ile iflas etmesi onu, topluma eleştirel bir gözle bakarak eksiklikleri eleştirmeye itmiştir. Bu noktadan sonra Defoe, içinde bulunduğu çağı ‘topluma dair buluşlar çağı’ olarak nitelendirmiştir.

Defoe, 1697’de İngiliz sosyal ve ekonomik yaşamına yönelik eleştirilerini içeren ‘ An Essay Upon Projects’ adlı çalışmasını yayınlamıştır. Bu çalışma içerisinde gözünden, zihinsel yetersizliği olan bireylere halihazırda sağlanan hizmetlerin yetersizliği de kaçmamıştır. Defoe, zihinsel yetersizliği olan bireylere sağlanan hizmetlerin yetersizliğine dikkat çekmekle kalmayarak, bir model ortaya koymuştur.

‘Fool House’

Defoe modelini Fool House olarak isimlendirmiştir. Ortaya sadece bir fikir atmakla kalmamış, Fool House’un yönetimi, işleyişi, fiziksel yapısı ve sürdürülebilirliği konusunda kapsamlı önerilerde bulunmuştur. İngiliz yazarın projesindeki model; devlet tarafından kurulan, ayrım gözetmeden öğrenci kabul eden bir yatılı bakım, eğitim kurumudur. Kurumda ortalama 100 kişiye hizmet verilmesi planlanmış, içerisinde yönetici, aşçı, manav, bakıcılar, hemşire ve papazların bulunduğu bir ekip tarafından hizmetlerin yürütülmesi gerektiğine değinilmiştir.

Defoe, binanın özelliklerinden bahsederken yapısal sadeliğin önemine dikkat çekmiştir ve kurumun şehirden çok uzak olmamasının önemli olduğunu belirtmiştir. Defoe buradaki amacını, 'kurumun toplumdan kopuk olmamasını sağlamak' olarak açıklamıştır. Fool House’un sürdürülebilir bir hizmet olması için İngiliz yazar bir finansman modeli de geliştirmiştir. Bu finansman modeli açıklanırken, düşük zekâlı bireylerin masraflarının, yüksek zekâlı bireylerin zekalarından elde ettikleri gelirlerle karşılanması gerektiği vurgulanmıştır. Örneğin; 40 sayfadan fazla kitap yazan bir yazarın, lisans almak için Fool House’a 5 pound ödemesi önerilmiştir. Defoe ayrıca satılan her 1000 loto biletinde 10 şilingin Fool House’a bağışlanarak talihlilerin talihsizlere yardım etmesi görüşünü ortaya koymuştur. Proje öngörüldüğü gibi hayata geçmemesine rağmen, ileri dönem örneklerine ışık tuttuğu varsayımında bulunmak güç değildir.

Defoe’nun zihinsel yetersizlik alanına katkısı ve ilgisi ‘An Essay Upon Projects’ ile sınırlı değildir. Defoe 1726 yılında ‘Mere Nature Delinated’ isminde bir kitapçık yayınlamıştır. Kitapçık Kuzey Almanya’da bulundan çıplak ve ağaçlarda yaşayan 12 yaşındaki Peter’ı konu almaktadır.  Defoe, İngiltere’de konuya ilgi çekerek Peter’ın İngiliz Kralı George tarafından sahiplenilmesini sağlamıştır. Toplum Peter’ı genel olarak ‘hayvanımsı bir canlı’ olarak nitelendirirken Defoe, sade ve temiz olarak görmüş, gelişime açık bir ruhu olduğundan bahsetmiştir. Defoe, bireyin farklılığını eğitimsizliğine bağlayarak yaşadığı toplumdan önemli derecede farklı ve insancıl bir yaklaşım sergilemiştir.

Şuan zihinsel yetersizliği olan bireylerin eğitiminde ‘en az kısıtlayıcı ortam’ olarak bilinen, bireyin toplumla ve akranları ile birlikte olduğu ortam tercih edilmektedir. Ancak 1800’lü yılların sonunda tüm dünyada ‘kurum temelli dönem’ olarak bilinen dönem zihinsel yetersizliği olan bireylerin eğitiminde bir furya haline gelmişti. Defoe, hemen hemen 100-150 yıl gibi bir süre önceden ileriyi öngörerek, bir kurum bünyesinde hizmet sağlanması konusunda öneride bulunmuştur. Bununla birlikte ve belki daha önemlisi, eğitimci ya da bilim adamı olmayan birinin, zihinsel yetersizliğe yönelik böylesine bir savunuculuk tavrında bulunmasıdır. Peter’ın tüm toplumda  ‘umutsuz bir deli’ olarak görülmesi zamanın şartlarında yadırganamaz. Ancak Defoe, zihinsel yetersizliğin etkilerinin eğitim ile en aza indirgenebileceği konusunda çok önemli bir fikir beyanında bulunmuştur.

Burada amacım; eğitim aldığım alanla, ilgili olduğum edebiyatın arasında geçen hoş bir anekdotu anlatmaktan öte, toplum ve toplumun algısında aydınların ne kadar büyük etkisinin olduğunu gözler önüne sermektir. Aydın ya da entelektüel, ününü elde ettiği alanla yetinmeksizin, genel olarak topluma eleştirel bir gözle bakarsa sağlıklı ve aksamayan bir düzen kurulur. Elbette bu eleştirinin niteliği de yadsınamaz öneme sahiptir. Defoe, ülkemiz aydınları gibi ‘ Yahu bu zihinsel yetersizliği olan bireyler konusunda büyük aksaklıklar var. Tez çözüle… Görevlileri göreve davet ediyoruz!’ gibi lakırdılardan öte, ortaya yazılı ve kapsamlı bir öneri koymuştur.

Ülkemizde de zihinsel yetersizliği olan bireyler ve genel olarak bütün engelli bireyler üzerine; toplumsal algı, farkındalık, tutumlar, sağlanan hizmetler gibi konularda büyük eksiklikler bulunmaktadır. Bu sorunların çözümünde öncelikle aileler,  öğretmenler/akademisyenler ilk sırada olmakla birlikte, aydınlar ve entelektüeller de katkı sağlamalıdır. Ülkemizde engelli bireylere birçok hizmet sağlanıyor olmasına rağmen, bu hizmetlerin bir hak savunusu sonucu elde edilmemesi büyük bir işlevsizliğe yol açmaktadır. İşte bu hizmetlerin tanınması ve revize edilmesi için aydınlar, entelektüeller ve sanatçıların da üzerine büyük iş düşmektedir.

Aksi takdirde bizler Robinson Crusoe gibi dilimizden anlamayan/dilinden anlamadığımız bir adada, yaşam mücadelesi verirken ömrümüzü tüketeceğiz…

Konu hakkında daha detaylı bilgi için: J. David Smith and Edward A. Polloway (2014) Before Itard: Intellectual Disability and the Enlightened Voice of Daniel DefoeINTELLECTUAL AND DEVELOPMENTAL DISABILITIES 2014, Vol. 52, No. 6, 470–474 AAIDD DOI: 10.1352/1934-9556-52.6.470

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

16285400